Jump to content
Fevaid
Feneroin

Türkiye, ilk kanser ilacını üretmeyi başardı!

Recommended Posts

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, TÜBİTAK’ın baş ve boyun kanserlerinin tedavisinde kullanılmak üzere başlattığı yerli ilaç çalışmalarını yerinde inceledi. Ziyarette yerli biyobenzer kanser ilaç geliştirme çalışmaları laboratuvar ortamında ilk kez görüntülendi.

Üretim laboratuvarı ilk kez görüntülendi... Türkiye ilk kanser ilacını üretmeyi başardı!

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Gebze’de bulunan TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi’ni (MAM) ziyaret etti.

Kanser Tedavisine Yönelik Yerli Biyobenzer İlaç Geliştirilmesi ve Üretimi (BİOSİM)projesi ile ilgili bilgi alan Bakan Varank, Gen Merkezi laboratuvarlarında ilacın tüm üretim aşamalarını inceledi. Projeye verdiği önemi göstermek ve çalışmalara destek vermek amacıyla bu laboratuvarı ziyaret ettiğini belirten Bakan Varank, “BİOSİM, biyobenzer baş ve boyun kanserine karşı bir ilacın geliştirilmesi projesi. Buradaki çalışmaları ve yürütücü arkadaşları ziyaret edip onlardan bilgi aldık. Bu çok önemli bir teknoloji. Bunun gibi başka 180 farklı biyobenzer olarak üretebileceğimiz ilacımız var. İnşallah burada geliştirdiğimiz teknoloji ve altyapı ile bu ilaçları da Türkiye’de üretip, paranın ülkemizdeki kalmasını istiyoruz. Biosim kanser ilacı laboratuvar ortamında üretildi. Mayıs 2019’da firmaya teslim edilecek. Kamu-sanayi işbirliği ve Sağlık Bakanlığımızın desteğiyle geliştirilen bu ilacın eczanelerde yerini alması ve hastalarımıza şifa olabilmesi için preklinik ve klinik çalışmalarının tamamlanıp bazı süreçlerden daha geçmesi gerekiyor"ifadelerine yer verdi.

 

 

“Genden itibaren geliştiriyoruz"

Proje hakkında bilgi veren TÜBİTAK Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Şaban Tekin ise, “BİOSİM kapsamında geliştirdiğimiz ilaç, baş ve boyun kanseri tedavisinde kullanılıyor. Biz de genden itibaren hücreyi geliştiriyoruz. Antikor üreten hücreyi geliştiriyoruz. Geliştirdiğimiz hücre, proje yürütücüsü olan firmaya teslim edilecek. Onlar da preklinik ve klinik çalışmalardan sonra ilacın ruhsat başvurusu ve ticarileştirme işlemini gerçekleştirecekler” diye belirtti. Tekin, biyobenzerinin yapıldığı referans ilacın 100 mg’lık formunun 500 TL olduğunu belirterek, “Kilogram değeri bir milyon dolar. O kadar katma değerli ürün bunlar. Türkiye bu teknolojiyi öğreniyor artık" dedi.

Bakan Varank’ın TÜBİTAK MAM ziyaretineSanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Mehmet Fatih Kacır, TÜBİTAK Başkanı Hasan Mandal, TÜBİTAK MAM Başkanı İbrahim Kılıçarslan ve Kocaeli Valisi Hüseyin Aksoyda eşlik etti.

 

 

Biyoteknolojik ilaç nedir?

Dünyada en yaygın hastalıklar arasında yer alan kanserin tedavisinde ağırlıklı olarak kimyasal kemoterapi ilaçları kullanılıyor. Ancak son yıllarda bu ilaçların yerini biyoteknolojik ilaçlar almaya başladı. Bu ilaçlar yüksek teknoloji gerektiren moleküler biyoloji ve genetik mühendisliği yöntemleriyle canlı hücreler kullanılarak geliştirilip üretiliyor. Kanser tedavisinde kullanılan biyoteknolojik ilaçların başında Rekombinant Antikorlar geliyor. Bu antikor yapısındaki biyoteknolojik ilaçlar vücutta sadece kanser hücrelerini seçici olarak hedef alıyor, onlara bağlanarak bu hücrelerinin gelişip çoğalmasını engelliyor. Dünya ilaç endüstrisi, en yüksek Ar-Ge potansiyeline sahip sektör olmasıyla dikkat çekiyor. “Milli Teknoloji Hamlesi” ile her alanda yerli ve milli ürünlere ağırlık veren Türkiye, ilaç endüstrisindeki Ar-Ge yatırımlarına da hız veriyor. Türkiye’deki ilaç piyasasının yüzde 20’sini biyoteknolojik ilaçlar oluşturuyor. Türkiye, ileri teknoloji ürünler olarak tanımlanan biyoteknolojik ilaçların tamamını ithal ediyor. Biyoteknolojik ilaçların kilo başı değerinin ortalama bir milyon doları bulduğu belirtiliyor.

 

 

260 milyar dolarlık bir pazar

Dünya ilaç pazarın 1.2 trilyon dolar, biyoteknolojik ilaçların buradaki payı da 260 milyar dolar civarında. Ağustos 2018 itibariyle Türkiye biyoteknolojik ilaç pazarı yaklaşık 5 milyar TL düzeyinde. Referans ilaçların bu pazardaki payı 4.8 milyar TL iken, biyobenzer ilaç pazarı 247 milyon TL’ye ulaşmış durumda. Türkiye’de biyobenzeri üretilen referans kanser ilacının 2018’in ilk yarısında dünya geneli satışı 1.3 milyar dolar. Aynı dönemde Türkiye satışı da 16 milyon dolar. Türkiye’de üretilen ve önümüzdeki yıllarda ticarileşecek ilacın fiyatı ise henüz belli değil. Ancak, yerli üretim olduğu için referans ilaçtan daha ucuz olacak ve bu sayede, yurt dışına döviz çıkışı olmayacak. Bununla beraber yerli kanser ilacının ihracatı da mümkün olacak.

Bu mesajı paylaş


Bu mesajın linki
Sosyal ağlarda paylaş

Yorum yazmak için üye olun veya giriş yapın

Yorum yazmak için üye olmanız lazım

Üye ol

Üye olun ve sitemizin tüm avantajlarından yararlanın!

Yeni bir hesap oluştur

Giriş yap

Zaten üyemiz misin? O halde giriş yap

Hemen giriş yap

  • Bu sayfadaki üyeler   0 üye

    Şu an bu sayfayı görüntüleyen bir üye yok

  • Benzer konular

    • Son yazan: Feneroin
      Nobel Kimya Ödülü sahibi Prof. Dr. Aziz Sancar, kanseri önlemenin en etkili yolunun sigara içmemek olduğunu söyledi.   Nobel Kimya ödülünü alarak Türkiye'yi gururlandıran Prof. Aziz Sancar, kendisine Nobel kazandıran DNA onarım mekanizmasının nasıl işlediği üzerine gerçekleştirdiği araştırmasını anlattı. 
      Nobel Ödüllü Türk Bilim İnsanı Prof.Dr. Aziz Sancar Nobel Ödülü sigara içmemenin önemine vurgu yaparak şunları söyledi:
      "Nobel Ödülü DNA onarımı üzerindeki çalışmalarım için verildi. DNA onarımı hem kanser yapan ajanlardan hem de kanser tedavisi için kullandığımız ilaçların yaptığı DNA hasarlarını ortaya çıkarıyor. İki önemli kanser yapan etkenlerden biri güneş ışığı deri kanseri yapıyor ki çok önemli değildir. Deri kanserinin tedavisi var. En tehlikeli olan akciğer kanseri. Sigaranın içindeki kimyasal maddelerle DNA?yı tahrip ediyor. Bu da kanser yapıyor. Benim çalıştığım DNA onarım mekanizması, sigara dumanının yaptığı tahribatı tamir ediyor. Tamir ediyor da; durmadan sigara içerse buna DNA onarım mekanizması yetişemiyor. Dolayısı ile kanser oluşuyor. Benim DNA onarımını arttırıp, bunu daha etkin yapacak durumum yok. O bakımdan kanseri önlemek için en iyisi sigara içmemek. Herkes tedavi et diyor ama sigara içmezsen zaten öldürücü kanserin yüzde otuzu kaybolur."
      "DNA onarımı bir de kanser tedavisi için önemli. Kanser ilaçlarının çoğu DNA'yı tahrip ediyor" diyen Sancar, sözlerine şöyle devam etti "Kanser hücresi de yapılan bu tahribi tamir edip ürüyor. Biz kanser ilacını DNA onarımının düşük olduğu zamanı bulup o zaman versek veya DNA onarımını kanser hücrelerinde önlesek kanser ilaçlarının etkisini arttırmış oluruz. Normal dokulara zarar vermemiş oluruz. Biliyorsunuz kanser tedavisinde en büyük sorun saçın dökülmesi, mide bulantısı. Ama biz kanser hücrelerini daha hassas yaparsak DNA onarımını azaltıp o yönden onun etkinliğini arttırabiliriz."
       
      Nobel Ödüllü Aziz Sancar yaptıkları buluşların insan yaşamını uzatması anlamında bir etkisinin bulunduğunu sanmadığını belirterek, "Onarım mekanizmalarını çok ayrıntılı inceledik ve anlıyoruz. Onları hedef yapıp kanser hücrelerinde düşürmeye çalışıyoruz. Onu yükseltmek için de bir ilaç bulmak lazım. Tedavi yönünden, kimyasal yönden o ilaçların geliştirilmesi, bulunması lazım. İki konuda milleti inandırabilirsek "kardeşim sigara içme, sigara içiyorsan sonra bana gelirsin, kanser olmuşum tedavi et" dersin, olur ama sigara içmezsen zaten bana ihtiyacın yok. Bir de dediğim gibi buluşumuzun kanser tedavisinde faydası olacak. Fakat normal insanın hayatının uzatılması konusunda, bizim yaptığımız buluşların şu anda bir etkisi olacağını sanmıyorum" dedi
    • Son yazan: Feneroin
      C vitamini açısından zengin ve antioksidan özelliği bulunan nar meyvesi yiyerek hem kanserden hem de gribal enfeksiyonlardan korunulabileceği söylendi.
        Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Hematoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Ünal , AA muhabirine yaptığı açıklamada, her mevsimin kendine özgü yiyecekleri olduğunu ve bunların taze olarak tüketilmesi halinde o mevsime özgü hastalıklar başta olmak üzere birçok hastalığa karşı tedbir alınmış olunacağını söyledi.
      Kışın özellikle C vitamini açısından zengin meyve ve sebzelerin tüketilmesinin vücudun immün (bağışıklık) sistemini güçlendireceğini söyleyen Ünal, şunları ifade etti:
      "Kışın C vitamini açısından oldukça zengin nar veya taze sıkılmış nar suyu tüketilmesi immün sisteminin direncini artırır. Ayrıca antioksidan özelliği olan A ve E vitamini de içeren nar, uzun vadede vücutta oluşabilecek kanser hücrelerini yok eder. Bu sayede insanlar nar tüketerek hem kanserden hem de gripten korunmuş olur. Gribe yakalanan insanlar da nar tüketmesi durumunda hastalığı daha kolay ve kısa sürede atlatabilir. Çünkü nar, immün sistemini çok kuvvetli tutan meyvedir. Zaten hastalıklar, vücudun savunma sisteminin zayıflaması ve zararlı maddelere karşı savaşamamasından kaynaklanıyor. O nedenle kışın en önemli meyvesinin nar olduğunu düşünüyoruz. Nar, vücuda alınan aşırı derecedeki toksik maddeleri anında detokse eder, ortadan kaldırır."
       
       
      Nar vücuttaki zararlı toksik maddeleri temizliyor
      Ünal, fazla miktarda meyve ve sebze tüketmenin vücuda zararı olmadığını, aşırı vitamin alınması gibi bir durumun söz konusu olmayacağını da söyleyerek, "Alınan her gıda vücutta faydalı olan yerlere dağılırken bir taraftan da vücuda zararlı olabilecek maddeler atılıyor. Bu biyokimyasal olaylar sırasında bazı toksik olaylar oluşuyor. Bu toksik maddeler immün sistemi tarafından vücuttan anında atılmazsa kanser hücreleri oluşuyor ve hızla yayılıyor" dedi. 
      Kışın vücut direncini artırıcı narenciyenin de çok fazla tüketilmesi gerektiğine dikkati çeken Ünal, portakal, mandalina ve özellikle de greyfurt gibi meyvelerin C vitamini deposu olduğunu ve vücudu enfeksiyonlardan koruyabilecek en önemli "kalkan" vazifesi gördüğüne işaret etti.
      Ünal, greyfurtun ilaçların etkisini azalttığı gibi halk arasında yanlış bir inanış olduğunu belirterek, "İlaç kullanmayan insanlar bile bu nedenden dolayı greyfurt tüketme konusunda çekimser kalıyor. Greyfurtun böyle bir özelliği yoktur. Çok nadiren buna özgü ilaç kullanan insanlar varsa o konuda da zaten hekimler gerekli uyarıyı yapar. İstisnai uyarılar dışında greyfurt ve suyu her zaman tüketilmelidir" diye konuştu.
×