Jump to content
Fevaid

All Activity

This stream auto-updates     

  1. Today
  2. Yesterday
  3. Last week
  4. Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı Genel Başkanı Özdemir Özdemir, kurulduğu günden bu yana suyu bulunmayan Hüseyin Gazi Türbesi'ne su bağlatan AK Parti Ankara İl Başkanı Hakan Han Özcan'a teşekkür ederek CHP'ye de şu eleştiriyi yöneltti: "On yıllardır Çankaya'yı yöneten CHP'lilerin kendi seçmeni Alevilere yapamadığını AK Parti yaptı." "Ankara'nın merkez Çankaya İlçesi'nde bulunan Hüseyin Gazi Türbesi'nin kurulduğundan beri suyu yoktu." diyen Başkan Özdemir, "Allah kendisinden razı olsun ki AK Parti Ankara İl Başkanı Hakan Han Özcan bu sorunu çözdü. Çankaya İlçe Belediyesi on yıllardır CHP yönetiminde. Eşitlikten, demokrasiden dem vuran CHP yönetimi kendi seçmeni, olan Alevilerin türbesine hizmet götürmedi." ifadelerini kullandı. Hakan Han Özcan ve yönetiminin Cem'e de katıldıklarını söyleyen Özdemir, sözlerine şöyle devam etti: "AK Parti Ankara İl Başkanı Özcan, Mamak Belediye Başkanı Murat Köse ve yönetimi su bağlandıktan sonra Hüseyin Gazi Türbesi'ni ziyaret ederek düzenlenen Cem'e katıldılar. Ülkemiz bu gibi birlik ve beraberlik görüntülerine hasret iken AK Partili yöneticilerin bu ziyareti bünyemizde büyük sevinçle karşılandı. Kendilerine hassasiyetlerinden ötürü tekrar teşekkür ediyorum." Hüseyin Gazi kimdir? Hüseyin Gazi'nin adı genellikle babası Battal Gazi ismiyle de anılıyor. Hüseyin Gazi ile ilgili elde bulunan bilgiler birbiriyle çelişse de çelişmeyen tek bilgi Türk destan kahramanı Battal Gazi’nin babası olduğu yönündeki birlikteliktir. Hüseyin Gazi ve Battal Gazi, Seyyid olarak biliniyorlar. Bazı kaynaklarda Emeviler adına savaşan bir komutan ya da kahraman olarak karşımıza çıkarken, Emeviler devrinde İslam ordularının Anadolu’da Bizans üzerine yaptığı akınlarda Şehit olan bir İslam mücahidi olarak da biliniyor. Öte yandan Evliya Çelebi’nin 1648 yılında Ankara’ya gelerek türbeyi ziyaret ettiği ve Yasin okuduğu bilgisi de seyahatnamesinde yer alıyor.
  5. Earlier
  6. Orta Doğu'da sıklıkla tüketilen sumak, Türk mutfağında genellikle kebap ve soğan salatalarında kullanılır. Antioksidan kapasitesi en yüksek baharat olan sumak, sadece lezzeti değil şifasıyla da göz dolduruyor. Eski zamanlarda binlerce yıl boyunca kumaş boyası olarak kullanılan sumak, zamanla alternatif tıbbın vazgeçilmezlerinden biri oldu. Sumak sadece baharat olarak değil, çay şeklinde hazırlanarak tüketilebilir. Özellikle sindirim sorunlarının tedavisinde etkili olan bu kırmızı baharat, diyabetten bağışıklık sistemini iyileştirmeye kadar etkili. Bir hafta boyunca sumak çayı içer ya da baharatını yemeklerinize eklerseniz bu sağlık sorunlarına yakalanma riskini en aza indirebilirsiniz. Sumak Çayı Tarifi Özellikle antimikrobiyal ve antiviral etkileri sayesince boğaz ağrısı, yanması gibi şikayetleriniz varsa bu çayı denemelisiniz. Malzemeler ; 1 çay bardağı kaynamış su 1 tatlı kaşığı tane sumak (toz sumakta olabilir ama tanesi daha etkilidir) Uygulanışı Bir çay bardağına 1 tatlı kaşığı öğütülmüş veya tane sumaktan (siz mümkünse tane sumak tercih edin) koyup üzerine kaynar suyu dökün. Daha sonra 5 dakika demlemeye bırakın. 1-2 damla kekik yağı da (şart değil) 5 dakikalık demleme sonunda ilave edilip tüketilebilir, sumakla beraber oldukça faydalıdırlar. Ancak sumak çayında dibe çöken posayı tüketmiyoruz. Ekşiliği (malik asitten dolayı) fazla olduğundan ekstra limon koymaya gerek olmayabilir.
  7. Tıbben tedavisi bulunmayan ölümcül SSPE (Subakut Sklerozan Panensefalit) hastalığına yakalanan Halil Özçelik (28), yatağa mahkum bir şekilde yaşam savaşı veriyor. Hastalığından ötürü 5 yıldır göz kapaklarını kırpamayan genç, bu sebepten ötürü kan çanağına dönen gözlerinden gözyaşı döküyor. Antalya’da tıbben kesin tedavisi bulunmayan ölümcül SSPE (Subakut Sklerozan Panensefalit) hastalığına 8 yıl önce üniversite 2. sınıf öğrencisiyken yakalanan 28 yaşındaki Halil Özçelik, yatağa mahkum bir şekilde yaşam savaşı veriyor. Yaklaşık 5 yıldır göz kapaklarını kırpamayan ve bu sebepten ötürü de gözleri adeta kan çanağına dönen genç adam, annesinin her ‘oğlum’ diyerek gösterdiği ilgi sonrası gözyaşı döküyor. Antalya’da yaşayan İbrahim-Gülsüm Özçelik çiftinin 3 çocuğundan en büyükleri Halil Özçelik (28), 2012 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Konservatuar bölümü 2. sınıf öğrencisiyken, sağ gözünde görme bozukluğu yaşamaya başladı. İlk etapta kendisine Behçet Hastalığı teşhisi konulan Öztürk, denge ve konuşma bozukluğu yaşadıktan sonra okulu bırakıp Antalya’daki ailesinin yanına döndü. Burada hastalığı daha da ağırlaşan Öztürk’e SSPE (Subakut Sklerozan Panensefalit) Hastalığı teşhisi konuldu. 2014 yılında iki gözünü birden kaybeden Öztürk, ardından konuşma, yemek yeme ve hareket fonksiyonlarını tamamen kaybetti. Özçelik ailesi, hastalığın tıbben kesin tedavisi bulunmadığını öğrenince adeta yıkıldı. Hastalığından dolayı yaklaşık 5 yıldır göz kapaklarını kırpamayan yüzde 100 engelli genç adam ise yatağa mahkum bir şekilde ölümcül olarak bilinen hastalıkla pençeleşiyor. “İki gözüm birden görmüyor anne” Oğlunun hastalığa yakalanmasının ardından 2014 yılında 6 ay süreliğine iyileştiğini anlatan anne Gülsüm Özçelik, “Birlikte yürüyerek terapi merkezine, sinemaya gidebiliyorduk. O yıl, kardeşiyle birlikte puzzle oynarken ‘iki gözüm birden görmüyor anne’ dedi. Ardından göz doktoruna götürdüm, ‘gözlerinde sorun yok, beyinden görme merkezi etkilenmiş’ dendi. 2014 yılından bu yana gözlerini hiç kırpmadı. Hep açık olduğu için gözleri kanlanıyor. En son gittiğimiz doktor, ‘beyindeki virüs neyse o virüs artmış ve ilaç veremem’ dedi. 2 yıldır ilaç kullanamıyoruz. SSPE hastalığının tedavisi yok” dedi. Oğlunun hayalinin dans eğitmeni olduğunu belirten Özçelik, “İlk önce İngilizce ve fizik bölümü okudu. 'Ben müziksiz yapamayacağım' deyip bizden habersiz sınavlara girmiş. İTÜ’yü kazandı. 300 kişide 4’üncü oldu. Dans okulu açmak istiyordu, Latin dansları, salsalar yapıyordu. Aynı zamanda 4 tane enstrüman çalıyordu. Güzel hayalleri vardı. Ben onun yeniden sağlığına kavuşmasını istiyorum. Oğlum hayat doluydu. Hayata çok güzel bakan, cıvıl cıvıl bir çocuktu” diye konuştu. “Sessizce ‘anne’ demesi bile yetiyor” Asla umudunu kaybetmediğini dile getiren acılı anne, sözlerine şöyle devam etti: “Onun bana sessizce ‘anne’ demesi bile yetiyor. Umudumu kaybetmedim. Rabbimden umut kesilmez. Tekrar iyi olacağına inanıyorum. Hiçbir zaman ölümü aklıma gelmedi. İlk hastalığında da aynı duygular içerisindeydim. Sonuçta hepimizin sonu ölüm ama şu anda hiç öyle bir şey düşünmüyorum. Ben onun iyi olacağına inanıyorum. Bu belki de annelik içgüdüsü. Arkadaşları hiç bırakmadı onu. Hala arayıp soran arkadaşları var. İstanbul’dan Latin dans hocaları gelip ziyaret etti. 2015 yılında arkadaşları yine Halil için gece düzenledi. Oğlumla gerçekten gurur duyuyorum. Arkadaşlarına çok güzel anılar bırakmış.” Özçelik, oğlunu tamamen doğal yiyeceklerle beslediğini de sözlerine ekleyip, medikal malzemeler ve gıda konusunda destek beklediğini söyledi.
  8. Fransa'da asgari ücret 2020'de ne kadar oldu? Asgari ücretle geçinmek zor mu? Ay sonu kenarda para kalıyor mu, para biriktirilebiliyor mu? Bu sorularınızın tüm cevabı aşağıdaki videoda 👇🏼
  9. Usta sanatçı Orhan Gencebay, Mustafa Aksu'nun "Orhan Gencebay da çingenedir" sözlerine "Bu şerefsizlere inanmayın" diyerek tepki gösterdi. Usta sanatçı Orhan Gencebay, eşi Sevim Emre ve arkadaşlarıyla Etiler'de yemek yedi. Gencebay'a, mekan çıkışında, yazar Mustafa Aksu'nun "Orhan Gencebay da çingenedir" iddiası soruldu. Gencebay, "Ben tam bir Karadenizliyim, Kırım kökenliyim. Zaten birileri hep konuşur. Fatih Sultan Mehmet için kötü konuşan bazı şerefsizler, bu tarz açıklamalarla bizim değerlerimizi kötülemeye çalışıyor, bize zarar vermeye kalkıyor. Bunlara inanmayın" diyerek tepki gösterdi.
  10. CHP'li İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun dün basın toplantısı düzenleyerek "Felaket projesi" olarak tanımladığı Kanal İstanbul projesine neden karşı çıktığını 15 ana maddede anlattı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Kadir Topbaş'ın İBB Başkanlıkları döneminde danışmanlık veren eski AK Parti Erzurum Milletvekili Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı ise İmamoğlu'nun temelsiz iddialarına yanıt verdi. İşte 15 maddede Kanal İstanbul gerçeği... CHP'li İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, "İstanbul'a katmerli ihanet ve felaket projesi" olarak tanımladığı Kanal İstanbul'a neden karşı olduklarını, "Ya Kanal ya İstanbul" başlığıyla düzenlediği basın toplantısında 15 maddeyle açıkladı. Kanal İstanbul'la ilgili ÇED raporunu masaya yatıran İmamoğlu, raporda bilim insanlarının görüşüne yer verilmediğini ileri sürüp, İstanbulluları ve sivil toplum kuruluşlarını raporu okuyup, başlatacakları hukuki sürece müdahil olmaya davet etti. İmamoğlu'na yanıt ise Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı'dan geldi. Ekrem İmamoğlu'nun öne sürdüğü 15 maddeyi tek tek yanıtlayan Ilıcalı, İmamoğlu'nun iddia ettiği maddelerle ilgili "Bilimsel aslı olmayan, vatandaşta korku oluşturmak için yapılan mesnetsiz bir açıklama" olarak değerlendirdi. İşte İmamoğlu'nun iddiaları ve Ilıcalı'nın yanıtları İddia: 1- Susuzluk Kanal İstanbul projesi yapıldığı takdirde, 8 bin 500 yıldır var olan İstanbul sonsuza kadar yeraltı ve yerüstü su kaynaklarını kaybedecek. Gerçek: 1- Susuzluk Bilimsel aslı olmayan, vatandaşta korku oluşturmak için yapılan mesnetsiz bir açıklama. 2022 yılında hizmete girmesi planlanan Melen Barajı ile gelecek su İstanbul'un su ihtiyacının tamamını karşılayacak. İddia: 2- Deprem riski Küçükçekmece Gölü'nden 3 sığ fay hattı geçiyor. Proje 1., 2. ve 3. derece deprem bölgelerinde kalıyor. 11 kilometre mesafeden Kuzey Anadolu fay hattı, 30 kilometre mesafeden Çınarcık fay hattı geçiyor. Gerçek: 2- Deprem riski Yüzeysel ve bilim dışı bir açıklama. Kanal İstanbul'un deprem için ilave bir etki yapmayacağı 275 yıllık tekerrür periyodu alınarak Kanal'ın hesaplanmış model çalışmasında ortaya konulmuştur. İddia: 3- Doğayı katletmek Kanal çevresindeki yapılaşma, kısa zamanda sıcaklık-nem-rüzgâr rejimini değiştirerek İstanbul'u bir ısı adasına çevirecek. Gerçek: 3- Doğayı katletmek Doğayı katledecek bir çalışma asla yok. Sürüngeninden memelisine, ağacından sulak alanlarına kadar hepsi üzerinde ayrı ayrı değerlendirme yapılmıştır. İddia: 4- İstanbul'un tarihini talan Küçükçekmece Gölü kıyısında yer alan Bathenoa Antik Kenti, İstanbul'daki ilk yerleşmelerden biri olan Yarımburgaz Mağaraları ve daha bilmediğimiz toprak altındaki nice antik hazineler proje tarafından yutulacak. Gerçek: 4- İstanbul'un tarihini talan Tam tersi tarihi yarım adadaki ve Boğaz'daki tarihi eserleri korumaya dayalı bir proje. Tarihi ve insan canını olası tehlikelere karşı korumaya yönelik mükemmel bir tarih projesi. İddia: 5- 82 milyona en az 110 milyar liralık yeni vergi yükü Bırakın inşaat maliyetini, özel şahıslara ait mülklerin kamulaştırma bedelleri bile milletin sırtına yüklenecek. Gerçek: 5- 82 milyona en az 110 milyar liralık yeni vergi yükü Projenin maliyeti 75 milyar lira. Bu işin farklı finansman yöntemleri var. Vatandaşa vergi ile yapılmayacağı açık bir gerçek. İddia: 6- İBB'ye 23-35 milyarlık lüzumsuz maliyet Bakanlığın ilk tahminlerine göre 75 milyar maliyet ve bunun yanı sıra İBB'ye yüklediğiniz 23-35 milyarlık maliyetle bu gereksiz işe kalkıyorsunuz. Gerçek: 6- İBB'ye 23-35 milyarlık lüzumsuz maliyet Projeyi lüzumsuz olarak görürseniz yaptığınız her iş lüzumsuz olur. İBB'nin görevi vatandaşa hizmet etmek. İddia: 7- Gelir rüyası Gemiler İstanbul Boğazı'ndan bedavaya geçmek varken, neden para vererek Kanal İstanbul'dan geçsin? Hangi akıllı kaptan, kârını düşünen hangi şirket buna evet diyecek? Gerçek: 7- Gelir rüyası Bu proje bir gelir kazanmak için yapılmıyor. Şu an Boğaz'dan 50 bin gemi geçiyor, 10 yıl sonra bu rakam 70 binin üzerine çıkacak. Kanal İstanbul yapılmazsa bekleme süresiyle birlikte bunun maliyeti de artacak. Gemiler, kendi rızalarıyla kanaldan geçecekler. Bundan da bir gelir elde edilecek. İddia: 8- Trafik sıkışıklığı İnşaatın başlamasıyla TEM ve E-5, sık sık trafiğe kapatılacak. 6-7 yıllık inşaat sürecinden bahsediyorlar. İstanbul trafiğinde yaşanacak problemlerin boyutu belirsiz. Gerçek: 8- Trafik sıkışıklığı İstanbulluları trafikte perişan etmeyecek çünkü buraya ilave bir nüfus gelmeyecek, İstanbul'da riskli alanlardaki binaların burada kentsel dönüşümüne katkıda bulunulacak, bu da tam tersi trafik sıkışıklığını azaltacak. Mevcut ulaşım sistemi yeni düzenlemeye göre revize edilecek. İddia: 9- 50 yıllık hafriyat Kanal inşaatından çıkacak hafriyatın 2 milyar metreküpe ulaşmasını bekliyoruz. İstanbul'un yıllık hafriyat hazmetme kapasitesi 40 milyon metreküp. Gerçek: 9- 50 yıllık hafriyat ÇED raporundaki 1.2 milyar metreküp rakamına itibar etmiyor, 2 ile çarpıyor. İddia: 10- İstanbul'a 1.2 milyonluk yeni nüfus Kanal İstanbul inşa edildiğinde, yapılacak olan yeni yerleşim birimlerine 1.2 milyon yeni nüfus gelecek. Bu 1.2 milyonla kalmaz. Ben "2 milyon olur bu' dedim ama beni dinlemediler. Gerçek: 10- İstanbul'a 1.2 milyonluk yeni nüfus Bu da yanlış. Kentsel dönüşüme katkıda olacak şekilde 500 bin nüfus olacak. Vatandaşlar buradaki depreme dayanıklı binalarda oturacak. İddia: 11- 8 milyonluk nüfusu bir adaya hapsetmek İstanbul Boğazı ile yeni açılacak kanal arasına oluşacak olan adaya, 8 milyonluk bir nüfusun hapsedilmesi gibi bir durum da ortaya çıkıyor. Deprem anında bu nüfusun güvenliğini nasıl sağlayacaksınız? Gerçek: 11- 8 milyonluk nüfusu bir adaya hapsetmek Şu anki duruma göre bir depremdeki güvenliği nasıl sağlayacaksa, bunun ondan bir farkı olmayacak, çünkü nüfusta bir değişiklik olmayacak. Nüfus yayılmış olacak daha büyük avantaj getirecek. İddia: 12- Montrö rüyası Kanal İstanbul'un yaratacağı denizsel ve karasal etkiler, bizi Montrö dışında 7 tane daha uluslararası sözleşmeyle de bağlıyor. Gerçek: 12- Montrö rüyası Montrö, Türkiye için çok önemli ve avantajlar sağlıyor. Montrö'den dolayı bu kanalın olumsuz etkilenme durumu yok çünkü kanaldan geçişler zorunlu değil isteğe bağlı olacak. İddia: 13- Karadeniz balıklarını yok etmek Karadeniz'in tuzlu su miktarı artacak ve doğal dengesi bozulacak. Hem Marmara'da hem de Karadeniz'de balık da yok olacak balıkçılık da bitecek. Gerçek: 13- Karadeniz balıklarını yok etmek Karadeniz balıkçılığını daha da güçlendirecek. Olası bir deniz kazasına ya da petrolün ve kimyasalın denize karışmasına karşın daha garanti altında balıklar. İddia: 14- Maneviyatı yok etmek Mezarlıklar Müdürlüğümüzün verdiği rapora göre; kanal projesiyle Arnavutköy'deki Baklalı, Roman ve Yeniköy mezarlıkları çok net proje alanında kalıyor. Gerçek: 14- Maneviyatı yok etmek Manevi açıdan gurur duyulacak bir proje. Geçmişte havalimanı ve köprü projeleri için de aynı şeyler söylemişti. Bunu Bülent Ecevit çok daha önce düşünmüş, Osmanlı düşünmüş, bunlar vizyon projeleri. Bu projeleri yaparken bir takım sıkıntılar varsa gereken tedbirler alınır. İddia: 15- Bu milleti sevmemek Milleti sevmemektir. Kendini sevmektir. Kamu adına karar verenlerin önceliği milletin canını, malını, geleceğini korumaktır. Gerçek: 15- Bu milleti sevmemek Milleti sevmemek demek olamaz. Bu millete projeleri öncülük eden ülke sevdalısı Cumhurbaşkanı'nın öncülüğünde gelişen bütün projeler millet içindir. Bu proje özetle felaket projesi değil koruma projesidir. Bu projeyi tarafsız ve bilimsel değerlendirip faydalarını görmek gerekir.
  11. Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Kanal İstanbul'un gündeme gelmesiyle yeniden tartışma konusu oldu. Peki Montrö Boğazlar Sözleşmesi nedir? Montrö Anlaşması hangi maddeli içeriyor? Montrö Sözleşmesi hangi durumlarda feshedilebilir? Montrö Boğazlar Anlaşması Genel Hükümleri nelerdir? Boğazlar Sözleşmesi özel durumlar için hangi hükümleri içeriyor? İşte cevapları... Rusya'nın savaş uçağının Türkiye sınırlarını ihlal etmesi sonucunda Türk jetleri tarafından düşürülmesi sonucunda Rusya, Türkiye'ye yönelik bazı ekonomik ve ticari yaptırım kararları aldı. Türkiye'de ise buna karşılık olarak boğazların kapanması gündeme geldi. Boğazlar halen "Montrö Boğazlar Sözleşmesi" kurallarına göre yönetiliyor. Peki nedir bu Montrö anlaşması ve hangi hükümleri içeriyor? Montrö Boğazlar Sözleşmesi nedir? Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Türk Boğazlarından (Çanakkale ve İstanbul) geçiş rejimini ve boğazlar bölgesinin güvenliği işlerini düzenleyen sözleşmedir. 1923'te Lozan Antlaşması ile birlikte imzalanan Boğazlar Sözleşmesinin yerine geçmiştir. Boğazların statüsü ve gemilerin geçiş rejimi ile her zaman yakından ilgilenen İngiltere'nin Türkiye'yi desteklemesine paralel olarak Balkan Antantı Daimi Konseyi'nin 4 Mayıs 1936'da Belgrad'da yaptığı toplantıda Türkiye'nin teklifini destekleme kararı alınmıştır. Türkiye'nin girişimi Lozan Boğazlar Sözleşmesi'nin diğer akitleri tarafından da kabul edilince boğazların rejimini değiştirecek olan konferans, 22 Haziran 1936'da İsviçre 'nin Montrö kentinde toplanmıştır. İki ay süren toplantılardan sonra 20 Temmuz 1936'da Bulgaristan, Fransa, İngiltere, Avustralya, Yunanistan, Japonya, Romanya, Sovyetler Birliği, Yugoslavya ve Türkiye tarafından imzalanan yeni Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye'nin kısıtlanmış hakları iade edilmiş ve boğazlar bölgesinin egemenliği Türkiye'ye geçmiştir. Türkiye daha önce Sovyet Rusya ile yaptığı anlaşma uyarınca (saldırmazlık antlaşması) Sovyetler Birliğinin da desteği alınmıştır. Montrö Anlaşması hangi maddeli içeriyor? Ticari Gemiler İçin Geçiş Rejimi - Barış zamanında, gündüz ve gece, bayrak ve yük ne olursa olsun, hiçbir işlem (formalite) - sağlık denetimi hariç - olmaksızın Boğazlar'dan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) tam özgürlüğünden yararlanacaklardır. - Savaş zamanında Türkiye, savaşan değilse bayrak ve yük ne olursa olsun Boğazlar'dan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğünden yararlanacaklardır. Kılavuzluk ve yedekçilik (römorkörcülük) isteğe bağlı kalmaktadır. - Savaş zamanında Türkiye savaşsa, Türkiye ile savaşta olan bir ülkeye bağlı olmayan ticaret gemileri, düşmana hiçbir biçimde yardım etmemek koşuluyla Boğazlar'da geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğünden yararlanacaklardır. Bu gemiler Boğazlar'a gündüz girecekler ve geçiş, her seferinde Türk makamlarınca gösterilecek yoldan yapılacaktır. - Türkiye'nin kendisini pek yakın bir savaş tehlikesi tehdidi karşısında sayması durumunda, Boğazlar'dan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) tam özgürlüğünden yararlanacaklardır; ancak gemilerin Boğazlar'a gündüz girmeleri ve geçişin her seferinde Türk makamlarınca gösterilen yoldan yapılması gerekecektir. Kılavuzluk, bir durumda zorunlu kılınabilecek; ancak ücrete bağlı olmayacaktır. Savaş Gemileri İçin Geçiş Rejimi Barış Zamanında; - Karadeniz'e kıyıdaş Devletler, bu deniz dışında yaptırdıkları ya da satın aldıkları denizaltılarını, tezgaha koyuştan ya da satın alıştan Türkiye'ye vaktinde haber verilmişse, deniz üslerine katılmak üzere Boğazlardan geçirme hakkına sahip olacaklardır. Söz edilen Devletlerin denizaltıları, bu konuda Türkiye'ye ayrıntılı bilgiler vaktinde verilmek koşuluyla, bu deniz dışındaki tezgahlarda onarılmak üzere de Boğazlardan geçebileceklerdir.Gerek birinci gerek ikinci durumda, denizaltıların gündüz ve su üstünden gitmeleri ve Boğazlar'dan tek başlarına geçmeleri gerekecektir. - Savaş gemilerinin Boğazlar'dan geçmesi için, Türk Hükümetine diplomasi yoluyla bir önbildirimde bulunulması gerekecektir. Bu ön bildirimin olağan süresi sekiz gün olacaktır;ancak, Karadeniz kıyıdaşı olmayan Devletler için bu süre onbeş gündür. - Boğazlar'dan geçişte bulunabilecek bütün yabancı deniz kuvvetlerinin en yüksek toplam tonajı 15.000 tonu aşmayacaktır. - Herhangi bir anda, Karadeniz'in en güçlü donanmasının (filosunun) tonajı sözleşmenin imzalanması tarihinde bu denizde en güçlü olan donanmanın (filonun) tonajını en az 10.000 ton aşarsa diğer kıyıdaş ülkeler Karadeniz donanmalarının tonajlarını en çok 45.000 tona varıncaya değin arttırabilirler. Bu amaçla, kıyıdaş her Devlet, Türk Hükümetine, her yılın 1 Ocak ve 1 Temmuz tarihlerinde, Karadeniz'deki donanmasının (filosunun) toplam tonajını bildirecektir; Türk Hükümeti de, bu bilgiyi, kıyıdaş olmayan diğer devletlerle Milletler Cemiyeti nezdinde paylaşacaktır. - Bununla birlikte, Karadeniz kıyıdaşı olmayan bir ya da birkaç Devlet, bu denize, insancıl bir amaçla deniz kuvvetleri göndermek isterlerse, bu kuvvetin toplamı hiçbir varsayımda 8.000 tonu aşamaz. - Karadeniz'de bulunmalarının amacı ne olursa olsun, kıyıdaş olmayan Devletlerin savaş gemileri bu denizde yirmi-bir günden çok kalamayacaklardır. Savaş Zamanında; - Savaş zamanında, Türkiye savaşan değilse, savaş gemileri yukarıda belirtilen koşullar içinde, Boğazlar'da tam bir geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğünden yararlanacaklardır. - Saldırıya uğramış bir Devlete ve Türkiye'yi bağlayan bir karşılıklı yardım antlaşması gereğince yapılan yardım durumları dışında savaşan herhangi bir Devletin savaş gemilerinin Boğazlar'dan geçmesi yasak olacaktır. - Karadeniz'e kıyıdaş olan ya da olmayan Devletlere ait olup da bağlama limanlarından ayrılmış bulunan savaş gemileri, kendi limanlarına gitmek maksadıyla boğaz geçişi yapabilirler. - Savaşan Devletlerin savaş gemilerinin Boğazlar'da herhangi bir el koymaya girişmeleri, denetleme (ziyaret) hakkı uygulamaları ve başka herhangi bir düşmanca eylemde bulunmaları yasaktır. - Savaş zamanında, Türkiye savaşan ise, savaş gemilerinin geçişi konusunda Türk Hükümeti tümüyle dilediği gibi davranabilecektir. - Türkiye kendisini pek yakın bir savaş tehlikesi tehdidi karsısında sayarsa, Türkiye savaş durumu geçiş rejimini uygulamaya başlayacak ancak; Milletler Cemiyeti Konseyi Türkiye'nin aldığı önlemleri 3'te 2 çoğunlukla haklı bulmazsa Türkiye bu önlemlerini geri almak zorunda kalacaktır. Montrö Boğazlar Anlaşması Genel Hükümleri nelerdir? - Boğazlar kayıtsız şartsız Türkiye Cumhuriyeti'ne bırakılacak, tahkimat yapmak hakkı tanınacaktır. - Türk Hükümeti, sözleşmenin, savaş gemilerinin Bogazlar'dan geçişine ilişkin her hükmünün yürütülmesine göz kulak olacaktır. Montrö Sözleşmesi hangi durumlarda feshedilebilir? - Sözleşmenin süresi, yürürlüğe giriş tarihinden başlayarak, 20 yıl sürecektir. Bununla birlikte, sözleşmenin 1. maddesinde doğrulanan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğü ilkesinin sonsuz bir süresi olacaktır. - 20 Temmuz 1956'da sözleşmenin süresi bitmiş, sözleşmeyi imzalayan Devletler Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni değiştirmek için girişimlerde bulunmuşlar ancak başarılı olamamışlardır. - Uluslararası Deniz Hukuku kuralları ve Fesih şartlarında da belirtildiği gibi gemilerin transit geçiş hakkı gereği sözleşmenin değişmesi durumunda dahi Türk Boğazlarından geçecek hiçbir gemiden zorunlu ücret talep edilemeyecektir.
  12. Türkiye'nin merakla beklediği yerli otomobilin yürüyen ilk ön gösterimi gerçekleştirildi. Yerli otomobil için bugün tarihi bir gün… Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tanıtımıyla yerli otomobil görücüye çıkıyor. Türkiye’nin otomobili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, katılımıyla Gebze’de gerçekleştirilen “Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu Yeniliğe Yolculuk Buluşması” ile tanıtıldı. Türkiye’nin Yerli Otomobili “Türkiye’nin Otomobili”nin ön gösterim aracının tanıtımında konuşan TOGG CEO’su Karakaş, “200 ve 400 bg iki alternatif, arkadan itiş veya 4 çeker olacak. 500 km menzil ve 30 dakikanın altında şarj edilebilir olacak” dedi. TOGG Ceo’su: Bataryayı Sıfırdan Ürettik Toplantıda konuşan TOGG CEO’su Gürcan Karakaş şunları söyledi: “Dünyada oyunun kuralları değişiyor. Otomobil akıllı bir cihaza dönüşmekte. Projeye başlamadan önce 18 şirketi inceledik. Fikri mülkiyeti yüzde 100 bizim olan bir otomobilden bahsediyoruz. 15 yıl içinde 5 modelimiz olacak. Neden SUV’u seçtik? Dünyanın en büyük segmenti. Yüzde 95’i ithal olan bir segment. Markanın adlandırma sürecini önümüzdeki senenin ortasında tamamlamayı düşünüyoruz. 200 ve 400 bg iki alternatif, arkadan itiş veya 4 çeker olacak. 500 km menzil ve 30 dakikanın altında şarj edilebilir olacak. Bataryasını sıfırdan geliştirdik. Aracın holografik asistanı var.” TOGG Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu Sanayi ve Ticaret A.Ş. (“TOGG”) dünyayla rekabet edecek, fikri mülkiyet haklarına sahip bir otomotiv markası yaratma hedefi ile güçlerini birleştiren Anadolu Grubu, BMC, Kök Grubu, Turkcell, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Zorlu Grubu ortaklığında 25.06.2018 tarihinde kuruldu. TOGG, elektrikli ve bağlantılı araçlar tasarlamakta ve bu araçlar etrafında bir mobilite ekosistemi inşa etmektedir. TOGG, bu ekosistem sayesinde geniş kitlelerin hayatını kolaylaştırmayı, emisyonları sıfırlayarak sürdürülebilir bir gelecek yaratmayı hedefleyen geleceğin otomobil şirketidir. TOGG Açılım Nedir? TOGG: Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu Ortaklar Kimlerdir? CEO: Mehmet Gürcan Karakaş Yönetim kurulu başkanı: M. Rifat Hisarcıklıoğlu Yönetim kurulu başkan yardımcısı: Tuncay Özilhan Yönetim kurulu başkan yardımcısı: Taha Yasin Öztürk Yönetim kurulu üyesi: Kamilhan Süleyman Yazıcı
  13. Hristiyan dünyasının dini günü Noel’den dönüştürülerek tüm dünyaya yayılan yılbaşı kutlamaları, Müslüman ülkelerde Batı’yı aratmayacak şekilde yapılıyor. AVM’ler, mağazalar ve televizyon programları Batı kültürünü adeta kendi kültürümüzün bir parçasıymış gibi şatafatlı süslemeler ve organizasyonlarla Müslüman halkın gözüne sokuyor. Akit aracılığıyla bütün Müslümanlara çağrıda bulunan ilahiyatçı STK temsilcileri, “Müslümanların Hristiyan âdeti olan yılbaşını kutlamaları haramdır” dediler. Hristiyan dünyasının dini günü Noel’den dönüştürülerek tüm dünyaya yayılan yılbaşı kutlamaları AVM’ler, mağazalar ve televizyon programlarıyla adeta kendi kültürümüzün bir parçasıymış gibi şatafatlı süslemeler ve organizasyonlarla Müslüman halkın gözüne sokuluyor. Müslüman mahallesinde Noel kepazeliğine tepki gösteren ilahiyatçı STK temsilcileri Akit’e özel değerlendirmede bulundu. “Başka bir dinin geleneğini kutlamak çılgınlık haline geldi” Türk milletinin dini ve milli anlayışının Batı’dan tamamen farklı olduğuna değinen Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Başkanı Nuri Ünal, “Türk milletinin en büyük özelliği, İslam dini ile şereflendiği günden bugüne kadar yüce dinimize bayraktarlık yapmış olmasıdır. Yani yüce Allah’ın ismini her yere yaymak, adaletli bir toplum meydana getirmek için çabalamasıdır. Ama geldiğimiz süreçte bu emperyalist anlayış bizi topla, tüfekle, silahla yenemeyeceğini anlayarak kültürümüzü bozmaya yönelerek, dinimizi farklı amaçlarda kullanıp bizi başka bir millet olmaya zorluyor. Başka bir dinin geleneğini kutlamak ne yazık ki bizde bir çılgınlık haline geldi. Yılbaşı bizim dinimizde olmayan, ahlak sınırlarımızın zorlandığı bir gün olarak kutlanıyor. Dışarıdan gelen emperyalist anlayışa, kültürümüzü zedeleyen unsurlara karşı uyanık olmak zorundayız” değerlendirmesinde bulundu. “Dinimizde yeri olmayan bir şeyi yapmak haramdır” Yılbaşı kutlamasının İslam dininde kesinlikle yeri olmadığını belirten Diyanet-Sen Gaziantep Şube Başkanı Müslüm Göral, “Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimiz’in, ‘Her kim bir kavme benzemeye özenirse o da onlardandır’ Hadis-i Şerif’i bize örnek olmalıdır. Dinimizce yeri olmayan bir şeyi yapmak haramdır. Günümüzde bazı haramlar işlene işlene helalmiş gibi görünmeye başladı. Yılbaşı kutlaması da zamanla Müslümanların beyninde yer etmiş durumda. Bu durum sadece bizim değil, bütünüyle yanlış olduğunu vatandaşlarımıza öğretmemiz lazım” ifadelerini kullandı.
  14. Önümüzdeki günlerde tanıtılması planlanan yerli otomobilin özelliklerine ulaşıldı. SUV olarak üretilecek olan aracın tasarımını Ferrari, Lamborghini ve Maserati tasarımlarıyla tanınan dünyaca ünlü İtalyan Pininfarina şirketi tarafından yapıldığı öğrenildi. Milli Otomobilin tasarımı konusunda ilk bilgiye ulaşıldı. SUV olarak piyasaya çıkacak ilk modelin tasarımını dünyaca ünlü İtalyan şirket Pininfarina yaptı. Hem Türkiye’de hem de dünyada sektörün merakla beklediği tanıtım için sayılı günler kaldı. Aracın ön gösterimi önümüzdeki günlerde Gebze Bilişim Vadisi’nde gerçekleştirilecek. Ferrari’nin tasarımcısı seçildi Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu (TOGG) CEO’su Gürcan Karakaş, proje ile ilgili hemen hemen her açıklamasında alanında dünyanın en iyileri ile çalışmayı tercih ettiklerini vurguluyordu. TOGG, tasarım konusunda da dünyanın en iyilerinden birini seçme kararı aldı. İtalyan Pininfarina, dünyanın en ünlü ve en büyük otomotiv tasarım şirketlerinden biri. 1930’da kurulan şirket esas olarak ününü Ferrari ve Lamborghini tasarımları ile kazansa da Fiat, Alfa Romeo, Lancia, Maserati, Cadillac, Volvo ve Peugeot gibi çok sayıda markaya tasarımlar yapıyor. Bilindiği gibi kendi yerli otomobilinin hazırlıklarını yapan Vietnam’ın da tasarımda tercihi Pininfarina olmuştu. Geçen yıl yapılan anlaşmaya göre, Vietnamlı otomotiv üreticisi VinFast, biri sedan biri de SUV olmak üzere iki yeni araç geliştirmek üzere Pininfarina ile sözleşme imzaladı. Öte yandan Pininfarina, elektrikli otomobil pazarına da giriş yaparak, kendisine ait ilk otomobili olan elektrikli hiper Battista'yı martta Cenevre'de tanıtmıştı. Navigasyon sürprizi Geçtiğimiz günlerde proje ile ilgili önemli bir bilgi daha ilk kez gündeme taşınmış, Türkiye’nin Otomobili’nde navigasyon cihazı yerine artırılmış gerçeklik ile görüntüleme teknolojisinin kullanılacağını duyurulmuştu. TOGG CEO’su Gürcan Karakaş, yerli bir start-up şirketi ile yaptıkları çalışma sonucunda 'artırılmış gerçeklik ile görüntüleme teknolojisi'ni kullanarak araç içinde navigasyon cihazı ihtiyacını tamamen giderecek bir proje geliştirdiklerini açıklayarak, “Otomobil içerisinde navigasyon cihazı ihtiyacını tamamen ortadan kaldıracak bir sistem üzerinde çalışıyoruz. Artırılmış gerçeklik ile görüntüleme teknolojisinin kullanılacağı bu sistem, şu anda çözüm olarak piyasada yok. İmalatı yetiştirebilirsek ilk SUV modelimiz çıktığında, yetiştiremezsek bir yıl sonrasına bu sistemi araçlarımızda kullanmayı hedefliyoruz. Hakikaten yıkıcı anlamda bir sonuç olacak" ifadelerini kullanmıştı. 2022’de üretim başlayacak Milli otomobilin üretimine 2022 yılında başlayacak. Otomobil 2022'de piyasaya çıktığında Avrupa'da geleneksel olmayan bir üretici tarafından üretilmiş ilk elektrikli SUV olacak. İlk araç C SUV olacak, ancak 2030 yılına kadar toplam 5 model ve 3 facelift (makyaj) gerçekleşecek. İsim ve markayla ilgili çalışmalar ise devam ediyor. Türkiye’nin otomobilinin test pilotu Cumhurbaşkanı Türkiye’nin Otomobili’nin ön gösterimi önümüzdeki günlerde Gebze Bilişim Vadisi’nde yapılacak. Tanıtım toplantısı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla gerçekleşecek. Türkiye’nin Otomobili’ni test edecek olan Erdoğan’ın test sürüşünü Osmangazi Köprüsü üzerinden yapacak. Bursa’ya kadar Körfez’e inşa edilecek Otomobilin fiyatı henüz belli değil. Pazara çıktığı dönemde küresel pazarlarda da rekabet edebilecek bir fiyatı olması planlanıyor. Şu anda bir ödeme ya da erken sipariş alınması da mümkün değil. Üretim tarihi yaklaştıkça Türkiye’nin otomobilinin nasıl satılacağı konusunun da duyurulması planlanıyor. Üretim akıllı fabrikada yapılacak. İnşaatına bu yıl başlanacak olan fabrikanın Bursa’ya kadar olan Körfez bölgesi rotasında inşa edileceği konuşuluyor. ‘Mobilite’ şirketi olacak Bir otomobilden çok daha fazlasını üretme hedefi ile yola çıkan Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu (TOGG), kendini bir ‘mobilite’ şirketi olarak tanımlıyor. Projenin Türkiye'de mobilite ekosisteminin çekirdeğini oluşturması hedefleniyor. Karakaş, konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştı: “Proje, teknoloji, yani akıllı araçlar ve buna bağlı ekosistemler üreten sayılı gelişmiş ülkeler arasına katılmamıza liderlik edebilecek bir dönüşüm projesi olarak da stratejik bir öneme sahip. Bu sadece bir otomobil projesi değil, başından beri hep otomobilden daha fazlasını yapmak üzere yola çıktığımızı vurguladık. Çünkü projenin harekete geçireceği ekosistemin 15 yıl içinde GSMH’ya katkısı 50 milyar euro, cari açığa olumlu katkısı 7 milyar euro ve istihdama katkısı ise doğrudan ve dolaylı olarak yaklaşık 20 bin kişi olacak." Evde 10 saatte, DC şarj ünitesi ile yarım saatte şarj olacak! Yüzde 100 elektrikli olacağı bilinen ilk modelin şarj dolum süreleri merak ediliyordu. Ön gösterimi bu hafta yapılacak SUV araç, şarj dolum süresi konusunda da iddialı olacak. Evde normal bir prizde şarj dolum süresi 10 saat olurken, DC şarj ünitesinde ise bu süre yarım saate kadar inecek. 5 ortakla Haziran 2018’de kurulmuştu Türkiye'nin Otomobili Girişim Grubu Sanayi ve Ticaret A.Ş fikri mülkiyet haklarına Türkiye'nin sahip olduğu, küresel ölçekte rekabet edecek bir otomobil markası yaratma hedefiyle Anadolu Grubu (%19), BMC (%19), Kök Grubu (%19), Turkcell, Zorlu (%19) ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (%5) bir araya gelmesiyle 25 Haziran 2018'de kuruldu. Şirketin CEO’su Gürcan Karakaş 3 Eylül 2018’de göreve başladı. Proje kapsamında TOGG bünyesinde dünya çapında yetkinliği olan bir ekiple çalışılıyor. Son olarak geçen aylarda Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu, otomotiv endüstrisinin önde gelen isimlerinden olan, Sergio Rocha’yı COO (Operasyonlardan Sorumlu Üst Düzey Yönetici) olarak bünyesine katmıştı. Rocha TOGG’da ürün planlama, program yönetimi, satın alma, tedarik zinciri, üretim mühendisliği ve üretim operasyonlarında liderlik ediyor. Kaynak: Dünya
  15. Kıl kurdu, çok yaygın bir bağırsak parazitidir. Hayatta kalmak ve üremek için insan vücudunu kullanır ve hayvanlara bulaşmaz. Kıl kurdu, minik parazitik solucanların neden olduğu bir bağırsak enfeksiyonudur. Yetişkin kurtlar, yaklaşık olarak 5 ila 10 milimetre uzunluğunda, beyaz veya krem renklidir. Küçük iplik parçaları gibi görünen bu kurtlar, altı hafta kadar yaşayabilir. Yumurtaları çıplak gözle görülemeyecek kadar küçüktür. Kıl kurdu kişiye çoğunlukla kaşıntı ve rahatsızlık hissi dışında zarar vermez ve tedavisi kısa sürer. Mikroskobik yumurtalar bulunduran yiyecek, içecek veya parmaklar yoluyla ağza taşınabilir. Yutulan yumurtalardan çıkan larvalar, ince bağırsakta birkaç hafta içinde yetişkin kurtlara dönüşür ve daha sonra kalın bağırsağa giderek yerleşir. Kıl kurdu yumurtaları, kirli ellerde, yüzeylerde ve nesnelerde bulunabilir. Şunlarda bulunabilir: Yatak örtüsü, havlu, kıyafetler (özellikle iç çamaşırlar ve pijamalar) , tuvaletler, banyoda bulunan yüzeyler, yiyecekler, bardaklar, yiyecek kapları, oyuncaklar, mutfak tezgahı, okuldaki sıralar, kum havuzu… BELİRTİLERİ NELERDİR? Makatta veya vajinal bölgede kaşıntı. Aralıklı karın ağrısı ve mide bulantısı. Uykusuzluk, huzursuzluk ve rahatsızlık hissi. KIL KURDU ZARARLARI NELERDİR? İdrar yolu enfeksiyonları, kilo kaybı, karın boşluğu ve üreme organlarında enfeksiyon, apandisit, cilt enfeksiyonu. KIL KURDU NASIL ÖNLENİR? Günlük olarak çamaşır ve yatak çarşaflarını değiştirmek, çamaşırları sıcak suyla yıkamak, elleri sık sık yıkamak, sabahları anal bölge temizliği, çocukların bakımını eksiksiz yapmak… KIL KURDU NASIL GEÇER? Eller düzenli olarak yıkanmalıdır. Tırnaklar kısa tutulmalı, tırnakları ısırmaktan kaçınılmalıdır. Sıkı iç çamaşırları tercih edilmelidir. İç çamaşırı her gün mutlaka değiştirilmelidir. Pijamalar düzenli olarak değiştirilmelidir. Evdeki tüm alanlar ‌her gün silinmeli veya elektrik süpürgesiyle süpürülmelidir. Tüm çarşaflar ve nevresimler günlük olarak değiştirilmeli ve ara ara sıcak suda yıkanmalıdır.
  16. Yeniden Refah Partisi Lideri Fatih Erbakan, ana akım medyanın kendilerine ilgi göstermediğini belirterek ambargo uygulandığını söyledi. Yeniden Refah Partisi Lideri Fatih Erbakan, henüz kurulmamış olan partilere gösterilen ilginin medya tarafından kendilerine gösterilmediğini söyledi. Biz10 TV'ye konuk olan Fatih Erbakana, önemli açıklamalarda bulundu. Yeniden Refah Partisi'ne ambargo uygulandığını söyleyen Erbakan, "Medyanın diğer partileri cilalayıp parlatması olmadan bu noktaya ulaşmamız muazzam bir olay. Bir satır haber verilmiyor. Bir medya ambargosunun uygulandığını görüyoruz. Geçen eski bakan televizyona çıktı. Ortada parti yok. Daha kurulmamış. Spiker diyor, seçimlere hazır mısınız? Burada kurulmamış olan hayalet partiye bu soruyu soruyorsunuz. Kurulmuş, bir sene geçmiş. 70 ilde teşkilatlamış, 700 ilçede teşkilatlanmış. Türk siyaset tarihinin en büyük kongresini yapmış.Neredeyse 45 bin insanla, bir senede 150 bin üyeye yaklaşmış. Bu partiye bir satır yer vermiyorsunuz. Haber etmiyorsunuz. Bu soruyu bize sormanız lazım" ifadelerini kullandı
  17. Geniş bir hayran kitlesi olan Kurtlar Vadisi dizisinin sevenlerine müjdeli haber geldi! Kurtlar Vadisi Kaos Netflix ile geri dönüyor. FcebookTrGoogle+WhaApp 2019-2020 dizi sezonunda Netflix en büyük bombasını patlatıyor. Efsane dizi Kurtlar Vadisi yeni bölümleriyle Netflix’te. En çok merak edilen diziler arasında yer alan Kurtlar Vadisi akıbeti belli oldu. 2 yıldır ekranlara gelmeyen ve hazır olan Kurtlar Vadisi Kaos Netflix Platformunda yayınlanacak. 2002 yılından, 2014 yılına kadar oldukça uzun bir süre Türk halkını ekranlara bağlayan diziydi. Yayınlandığı dönemde reyting listelerinde zirveyi bırakmayan Kurtlar Vadisi 2020 yılında sevenlerine kavuşuyor. Kurtlar Vadisi Kaos ismiyle yayınlanacak olan dizi yeni bölümleriyle Netflix’te olacak. Kurtlar Vadisi Kaos 2020’de Netflix’te Online dizi ve film platformu, Türk televizyon tarihinin fenomen dizisi Kurtlar Vadisi’nin yeni bölümlerini yayınlamak için dizinin yapımcısı Pana Film ile anlaşma sağladı. Türk televizyon tarihinin en ses getiren dizilerinden olan Kurtlar Vadisi, Netflix ile birlikte geri dönüyor. Her yayınlandığı dönem büyük ses getiren dizinin Netflix’te yayınlanacak olan kısmının adı ise Kurtlar Vadisi Kaos olacak. Dizi 2020 yılında Netflix sayesinde tüm dünyada gösterime girecek. Dizinin ana konusu hakkında da net sızıntılar yok fakat 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ülkenin girdiği süreci anlatması muhtemel ihtimaller arasında. 2020’de yayınlanmaya başlayacak dizinin kısa süre içerisinde fragmanının izleyicilere sunulması ve resmi tarihin verilmesi bekleniyor.
  18. Galatasaray'ın Real Madrid'e 6-0 yenilmesinin ardından Fenerbahçeli eski futbolcular Tuncay Şanlı ve Baroni'den Galatasaraylıları kızdıran paylaşımlar geldi. UEFA Şampiyonlar Ligi'nde Galatasaray'ın Real Madrid'e deplasmanda 6-0 yenildiği maçın ardından Fenerbahçeli eski futbolcular Tuncay Şanlı ve Cristian Baroni'den sarı kırmızılı taraftarları kızdıran paylaşımlar geldi. Tarihi 6-0'lık Fenerbahçe galibiyetinde sarı lacivertli formayı giyen Tuncay Şanlı, o döneme ait bir gazete manşetini paylaşarak ezeli rakibe gönderme yaptı. Öte yandan Cristian Baronise ise 'üzülmeyin' yazarak ağlama hareketi yaptığı bir fotoğrafını paylaştı.
  19. Teröristlerin hamisi ve finansörü olan Batılı ülkeler terör örgütü PKK/YPG'ye yönelik başlatılan Barış Pınarı Harekatı’na karşı iki yüzlü bir tavır takınarak Türkiye’ye silah satışını durdurmuştu. ABD merkezli savunma dergisi Defence News konuya ilişkin çarpıcı bir analizde bulundu. Dergide yer alan haberde, "Yaptırımlar etkisiz, Türkiye silahını kendisi yapıyor." ifadelerine yer verdi. ABD merkezli savunma dergisi Defence News, Türkiye'nin savunma sanayiinde 'yaptırımları' önemsemediğini, alternatifleri olduğunu, zaten birçok ürünü kendisinin ürettiğini yazdı. Defence News dergisinin son sayısında pek çok ülkenin Türkiye'ye getirmeye çalıştığı savunma sanayii yaptırımlarının işe yaramayacağına dair kapsamlı bir analiz yazısı yer aldı. Analizde şöyle denildi: "Aralarında Fransa, İsveç, Çekya, Norveç, Hollanda, Finlandiya, İspanya ve Almanya'nın da olduğu NATO üyesi bazı müttefikler, Türkiye'nin Barış Pınarı Harekatı'na tepki olarak ülkeye silah satışını durdurdu. Ancak Türkiye bu operasyon için gerekli olan çoğu donanımı ve mühimmatı kendisi üretiyor. Resmi yetkililer yaptırımların Türkiye'nin askeri kabiliyetine minimum etki edeceğini ifade ederek ambargoya aldırış etmiyorlar. Yetkililer yerel üretimin ordunun ihtiyaçlarının yüzde 70'ini karşıladığını; oysa 15 yıl önce bu oranın yüzde 20'lerde olduğunu söylüyor. Savunma analistleri, Ukrayna, Belarus, Pakistan, Güney Kore ve Çin'i alternatif mühimmat tedarikçileri olarak işaret ederken, özellikle Rusya'nın bir NATO üyesine istediği her şeyi satmak isteyeceğini vurguluyor." Artık önemsemiyorlar Analizin devamında ise "Üst düzey bir Türk diplomat, 'Bu ülkelerden yaptığımız silah ithalatı sınırlıdır. Diğer kaynaklardan elde edebileceğimiz hiçbir sistem üzerinde tekelleri yok' dedi. Üst düzey bir Türk askeri yetkili de, ambargolar dolayısıyla Suriye'deki operasyonel zafiyet oluştuğu iddiasını reddederken, 'operasyonun aylarca sürebileceği varsayımıyla başlatıldığını, buna göre ekipman ve mühimmat sağlandığını' söyledi" denildi. Türkiye Rusya'ya yöneldi Analizde son olarak "ABD, Türkiye'yi Rusya'dan S-400 hava savunma sistemleri satın alması nedeniyle Ortak Savaş Uçağı (F-35) programından çıkarınca, Türkiye Moskova'ya döndü. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya'daki hava gösterisinde Su-57'leri inceledi. Türkiye ayrıca kendi savaş uçağını dizayn edip geliştirmeye çalışıyor" ifadeleri kullanıldı.
  20. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu, ata tohumlarının 2020 yılında ücretsiz olarak dağıtılacağını, alan kişilerin bunları çoğaltmakla yükümlü olduğunu söyledi. Türkiye’nin dört bir yanından ata tohumu ve maya topladığını anlatan Saraçoğlu, Tarım ve Orman Bakanlığı aracılığıyla 2020 yılında isteyen tüm vatandaşlara ücretsiz olarak ata tohumu verileceğini söyledi. Saraçoğlu, ata tohumunu alan kişilerin bunları çoğaltmakla yükümlü olduklarını anlattı.
  21. Aşırı kilolar birçok hastalığın habercisi. Pek çoğumuz da aşırı kilolarından şikayetçi. Kilo vermek isterken sağlığını kaybedenler de bilinen bir gerçek. Bal diyetinde balın kalitesi çok önemlidir. Hakiki bir balı limon ve sarımsak ile karıştırarak sağlıklı bir kür elde edebilirsiniz. Temiz bir kasenin içine yarım limonu sıkın. İki diş sarımsağı rendelenmiş şekilde kabın içerisine atın. Balla iyice karıştırın. Bir müddet bekleyin ve yarım bardak suyla bir tatlı kaşığı balı her gece yatmadan önce tüketin. EGZERSİZLERLE DESTEKLEYİN Gündüzleri ise kalorisi yüksek besinlerden uzak durursanız ve tatlı yememeye özen gösterirseniz, balın etkisini hissetmeye başlarsınız. Bu süreçte düzenli egzersizler de büyük önem taşımaktadır. Bu diyetle sağlığınızı kaybetmeden proteinsiz ve vitaminsiz kalmadan kilo vermiş olursunuz.
  22. Okulların açılmasına günler kala okul alışverişleri neredeyse bitmek üzere. Çocukların okul gereçlerinin içinde en gerekli olanı şüphesiz çantalardır. Çocukların konforu ve sağlığı için okula giderken omuzlara takılan çantalar, çocukların sırt sağlığı için nasıl taşınmalı? İşte dikkat edilmesi gerekenler. OKUL ÇANTASI ALIRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER Çocuğun fiziki yapısına (boyuna - sırt yapısına) ve yaşına en uygun çanta seçilmelidir. Bel çizgisini geçmeyecek çanta seçilmelidir, Çantalar hafif malzemeden üretilmiş, omuz askı kayışları yumuşatılmış- pedli ve göğüs-kalça bantlı şekilde olmalıdır, OKUL ÇANTASI NASIL TAŞINMALI? Çantanın uygun taşınması yük dağılımı ve denge bakımından çok önemlidir, İki askı kayışının da omuzda takılı olması, tek askıyla yanda taşınmaması gereklidir, Askı kayışları uygun sıkılıkta olmalı ve çantayı bel çizgisinin üzerinde tutmalıdır. Çanta belden çok yüksekte ve çok aşağıda taşınmamalıdır, Taşınan yükün yürürken oynamaması ve dengeyi bozmaması adına uygun yerleştirilmesi gereklidir. Ağır parçalar orta hatta ve sırta yakın taşınmalı, diğer parçalar dengeli olmalı ve dolu çantalar, varsa germe kayışıyla sabitlenmelidir, Göğüs ve bel destek kemerlerinin takılı olması yük dağılımını kolaylaştırmaktadır.
  23. Mi Mix Alpha'nin özellikleri: - 108 mp kamera - Snapdragon 855 Plus işlemci - 12 GB RAM - 512 GB dahili hafıza - 4,050 nano silikon katot enerji hücreli batarya - 40W kablosuz hızlı şarj Fiyatı; 2800 dolar/2500 euro
  24. 3 Temmuz 2011’de; ülkemizin hukuk, adalet, polis teşkilatı, medya başta olmak üzere tüm damarlarına sızmış Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) tarafından devletin tüm imkanları kullanılarak Fenerbahçe Spor kulübüne, önceki başkanım Aziz Yıldırım ve yöneticilerine kurulan kumpas tüm kamuoyunun malumudur. 3 Temmuz yaşandığı an itibariyle tavrını ortaya koyan, dik duruşuyla inandığı değerleri ve gerçekleri asla ve asla bu kumpasa, bu kurguya, bu yalana ve terör örgütüne teslim etmeyen Fenerbahçe Spor Kulübü, başkanı, yönetimi ve camiası; tam 8 yıldır hukuk mücadelesini sürdürmektedir.Bu mücadele kimi zaman Fetö mensubu polislere, emniyet müdürlerine, kimi zaman Fetö mensubu hakim, savcılara ve itirafçılara kimi zaman Fetö medya mensuplarına karşı verilmiş ancak bir gerçek hiç değişmemiştir: Fenerbahçe bu operasyonun “kumpas” olduğunu ilk gün haykırdığı gibi üzerinden geçen 8 yılda da aynı inançla haykırmıştır ve haykırmaya devam edecektir.03.09.2019 günü akşam saatlerinde, Türk Milleti adına yargılama yapmaya ve hüküm vermeye yetkili İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından açıklanan, aynı örgüt (FETÖ) tarafından düzenlenen Ergenekon Davası’nın gerekçeli kararında, Fenerbahçe’ye kurulan kumpas, bir çok yönüyle artık adalet tarafından da bir kez daha resmen kayıtlara geçirilmiş ve Fenerbahçe'ye kurulan kumpas gözler önüne serilmiştir.Bahsi geçen Ergenekon Davası Gerekçeli Kararında şu hükümlere yer verilmiştir;* Şike soruşturması öncesi "Futbol'un Ergenekon'u" denilerek toplum nezdinde algı çalışması yürütüldüğü,* Telefon Dinleme kararlarının hukuka aykırı olduğu, hukukun "arka kapısından dolanıldığı",* Yasanın açık hükmüne göre suç oluşmamasına rağmen sanıklara ceza verildiği,* Yargıtay'ın onama kararında hukuka aykırı değişiklikler yaparak kötü niyetli davrandığı,* Başta önceki başkan Aziz Yıldırım, yöneticilerimiz ve diğer kişilere ceza verilmeyeceği açık olmasına rağmen cezaları verebilmek için tüm hukuki şartların zorlandığı ve başta hukuk güvenilirliği ilkesi olmak üzere evrensel hukuk ilkelerinin ihlal edildiği,* Yargıtay'ın anayasaya aykırılık iddialarını Anayasa Mahkemesinin yerine geçercesine uzun uzun inceleyerek aykırılık iddiasını ciddi bulmadığını belirtmesi, geçmiş uygulamaları kimse bilmiyormuş gibi yasa değişikliğini bekleyemeyeceklerini belirtmesi, benzer dosyaların dönüş hızı bilinirken bu dosyanın tutuklu dosyalardan bile hızlıca karara bağlanması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesine aykırı yönleri de olmasına rağmen Türkiye'de ilk defa uygulanan bir yasayla ilgili Yargıtay Başsavcılığının da dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna taşımak istememesi gibi dosyadaki bir çok uygulamalar alt alta konulup bir de Yüksek mahkemenin 14/04/2011 tarihi öncesi eylemlerle ilgili beraat kararlarını onarken gerekçe değişikliği yapıp örgüt suçuna ilişkin dosyaya uymayan bir mütalaayı kullanarak hem örgütten hem de şikeden mahkumiyeti onamadaki eylem ile Yüksek Yargıdaki görevliler açısından görevde yetkiyi kötüye kullanmanın gerçekleştiği,* Şike soruşturmasında yapılan teknik hukuk yanlışlarının ilk derece mahkemesinde devam ettiği, Yargıtay nezdinde de "kalıbına uydurularak tamirine çalışan" yargı içinde bir örgütlenmenin olduğunun tespit edildiği,* İlk mahkumiyet hükmünü kuran hakimlerin, duruşma savcısının ve iddianameyi yazan savcının; ayrıca Yargıtay'da onama kararı veren hakimlerden üçünün Fetö terör örgütü mensubu olduğu gerekçesiyle meslekten ihraç edildiği tespit ve sonuçlarına varılmıştır.Karar göstermektedir ki yargılaması bugünlerde de devam eden şike kumpası iddianamesinde de belirtildiği üzere temel amaç Fenerbahçe'yi ele geçirmektir ve bu amaç uğruna hukukun tüm ilkeleri ihlal edilmiş, önceki başkanımıza, yöneticilerimize ve Fenerbahçe ile bağlantısı olan pek çok kişiye adalet duygusu ile değil sırf bu nedenle kumpas kurulmuştur!Ancak unutulmamalıdır ki bu köklü camiayı bugüne kadar kimse ele geçirememiştir bundan sonra da kimse ele geçiremeyecektir.Bu noktada Türkiye Cumhuriyeti Yargıtay’ın değerli üyelerinden beklentimiz; 3.5 yılı aşkın süredir Yargıtay’da bekleyen ‘3 Temmuz Şike Kumpası Beraat kararının’ artık bir gün dahi geciktirilmeden onanmasıdır.Unutulmamalıdır ki “Bir kişiye karşı yapılmış haksızlık, bütün insanlığa karşı yapılmış haksızlık demektir.”Bu tarihi haksızlık 3 Temmuz’dan itibaren Türk sporuna hizmet eden, milyonlarca taraftarıyla Türkiye’nin en büyük spor kulübü ve sivil toplum örgütü olan Fenerbahçe’ye yapılmıştır.Ve bir kez daha dile getirmek istiyoruz ki; Fenerbahçe’ye yapılan bu hukuksuzluklara tereddütle bakmak, “ama” veya “fakat”larla ulaşılacak her değerlendirme Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik varlığına kast eden FETÖ'nün meşrulaştırılmasından başka artık hiçbir anlam taşımamaktadır.Tüm Fenerbahçelilerin ve hukuksuzluğa karşı hassasiyet gösteren herkesin bilgilerine, saygılarımızla, Fenerbahçe Spor Kulübü
  25. Galatasaray'ın yeni transferi Falcao'nun sözleşme detayları ortaya çıktı Yaklaşık 2 aydır Radamel Falcao transferiyle yatıp kalkan Galatasaray nihayet mutlu sona ulaşmış, Kolombiyalı yıldıza 3 yıllık kontrat imzalatmıştı. Monaco'dan bonservissiz bir şekilde gelen 33 yaşındaki futbolcunun sarı kırmızılı kulüpten yıllık 5 milyon Euro maaş alacağı bildirilirken, tecrübeli oyuncunun sözleşme detaylarındaki bonus maddeleriyle birlikte tahmini kazancı yıllık 7.5 milyon Euro'ya çıkabilir. Yaklaşık 2 aydır Radamel Falcao transferiyle yatıp kalkan Galatasaray nihayet mutlu sona ulaşmış, Kolombiyalı yıldıza 3 yıllık kontrat imzalatmıştı. Monaco'dan bonservissiz bir şekilde gelen 33 yaşındaki futbolcunun sarı kırmızılı kulüpten yıllık 5 milyon Euro maaş alacağı bildirilirken, tecrübeli oyuncunun sözleşme detaylarındaki bonus maddeleriyle birlikte tahmini kazancı yıllık 7.5 milyon Euro'ya çıkabilir. Yaklaşık 2 aydır Radamel Falcao transferiyle yatıp kalkan Galatasaray nihayet mutlu sona ulaşmış, Kolombiyalı yıldıza 3 yıllık kontrat imzalatmıştı. Monaco'dan bonservissiz bir şekilde gelen 33 yaşındaki futbolcunun sarı kırmızılı kulüpten yıllık 5 milyon Euro maaş alacağı bildirildi. Tecrübeli oyuncunun sözleşme detaylarındaki bonus maddeleriyle birlikte tahmini kazancı yıllık 7.5 milyon Euro'ya çıkabilir. SÖZLEŞMEDE BONUS MADDELERİ BİR HAYLİ FAZLA Akşam'ın haberine göre Falcao, "Süper Lig'de ilk 11, Şampiyonlar Ligi, UEFA Avrupa Ligi" organizasyonların için ayrı ayrı bonus maddeleri koydurdu. Ayrıca, 5 milyon euroluk maaşın haricinde başarılara göre 4 milyon Euro da 'bonus' alma ihtimali olduğu öğrenildi. İşte Radamel Falcao'nun sözleşmesindeki önemli detaylar... 2 milyon peşin, 3 milyon euro 10 taksitle ödenecek. Toplam 5 milyon Euro Falcao sezon başına 5 maçta ilk 11 çıkarsa 500 bin Euro, 10 maçta daha ilk 11 çıkarsa 500 bin Euro, 14 maçta daha ilk 11 çıkarsa 600 bin euro. Toplamda 29 maça ilk 11 çıkarsa 1.6 milyon Euro UEFA organizasyonlarında kazanılan her maç için 35 bin Euro, ligde kazanılan her maç için 20 bin euro, kupada kazanılan her maç için 8 bin Euro Galatasaray'ın lig şampiyonluğunda Falcao'ya 200 bin Euro, Avrupa Ligi şampiyonluğunda ise 700 bin Euro ödenecek UEFA Şampiyonlar Ligi son 16'da 200 bin Euro, çeyrek finalde 300 bin Euro, yarı finalde 400 bin Euro, şampiyonlukta 4 milyon Euro ödeme yapılacak Bu maddelerin dışında Galatasaray, Falcao'nun maaşında 2 aylık bir gecikme yapması halinde, oyuncu otomatikman sözleşmesini feshetme hakkına sahip olacak
  26. 'Futbolda şike kumpası' davasında, 11'i tutuklu 107 sanığın yargılanması devam ediyor. Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) "futbolda şike" soruşturmasında kumpas kurduğu iddiasıyla 11'i tutuklu 107 sanığın yargılanmasına devam ediliyor. İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkesi karşısındaki binada yapılan duruşmaya, 7'si tutuklu, 4'ü tutuksuz 11 sanık ve avukatları ile bazı müşteki vekilleri katıldı. Bazı sanıklar da duruşmaya SEGBİS ile bağlandı. Duruşma, tutuklu sanık Ahmet Kalender'in savunmasıyla sürüyor. İddianamede ne var? İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, "bir numaralı" sanık FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'in 35 yıldan 85 yıla kadar, kapatılan Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı'nın 35 yıldan 78 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor. Eski Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca hakkında 35 yıldan 80 yıla kadar hapis cezası öngörülen iddianamede, eski milletvekili İlhan İşbilen ve iş adamı Muammer İhsan Kalkavan'ın 35 yıldan 85 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması isteniyor. İddianamede, dönemin İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Mutlu Ekizoğlu, İstanbul Organize Suçlar ile Mücadele Şube Müdürü Nazmi Ardıç, kapatılan Fatih Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şerif Ali Tekalan, Prof. Dr. Suat Yıldırım, avukat Orhan Erdemli, eski emniyet müdürü Ali Fuat Yılmazer ve avukat Cemalettin Mutlu ile diğer 95 sanık hakkında da çeşitli sürelerle hapis cezaları talep ediliyor
  27. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz neyi, neyle bertaraf etmeyi öğretti? İptilâ ve musibetleri, namaz ve sabırla bertaraf etmeyi öğretti: Hayat sürekli med-cezirler içinde, devamlı iptilâlar var. Neyle mukâvemet edilecek? Sabır ve namazla… Âyet-i kerîmede: “Ey îmân edenler! Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin…” (el-Bakara, 153) buyruluyor. Unutkanlığı zikirle bertaraf etmeyi öğretti: Peygamber Efendimiz, dâimâ zikir hâlindeydi. Semâya bakardı; “Aman yâ Rabbi!” derdi, Cenâb-ı Hakk’ı zikrederdi. Önüne bakardı, toprağa bakardı; Cenâb-ı Hakk’ı zikrederdi. Neye baksa Cenâb-ı Hakk’ı hatırlardı. O’nun mübârek sîmâsına nazar kılanlar da Allâh’ı hatırlardı. Gönüllerin o kıvâma gelmesini temin etti. Ashâb-ı kirâma da “unutkanlığı zikirle telâfi etmeyi” öğretti. Çünkü insan unuttuğu zaman günah işler. Hiç kimse gıybet ederken, dedikodu ederken, bir çelme takarken besmele çekmez. Nankörlüğü şükürle bertaraf etmeyi öğretti: En büyük fâcia; nankörlük! İnsanlığa ve vicdana vedâ etmek! Nâdanlaşmak, kabalaşmak!.. İnsan, Allâh’ın verdiği nîmetleri tefekkür edecek, iç dünyasını zenginleştirecek. Böylece nefsânî arzulara meyletmekten sakınacak. Kendine bakacak, kâinâta bakacak, ilâhî ve ekolojik dengeye bakacak. Atoma bakacak, galaksilere bakacak; hücreye bakacak, cesîm varlıklara bakacak; “Aman yâ Rabbi!” diyecek. Bütün bunlar insana ihsân edildi. Âyet-i kerîmede: “O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini, kendi katından (bir lûtfu olmak üzere) size boyun eğdirmiştir. Elbette bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.” (el-Câsiye, 13) buyruluyor. İsyânı tâatle bertaraf etmeyi öğretti: İnsan; neyin hayırlı, neyin kötü olduğuna, nefsinin hoşlanıp hoşlanmamasına göre karar vermemeli. Cenâb-ı Hak buyuruyor: “…Sizin için daha hayırlı olduğu hâlde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu hâlde bir şeyi sevmeniz de mümkündür…” (el-Bakara, 216) Bu sebeple ölçü, Allâh’ın rızâsı olmalı. Kul, değişen şartlar altında dâimâ tevekkül ve rızâ üzere bulunmaya gayret etmeli. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Tâif’te taşlandığı vakit bile; “Yâ Rabbi! Sen bana gazaplı değilsen, ben başıma gelen hiçbir şeye aldırmam (râzı olurum.)” diye niyaz etti. (İbn-i Hişâm, II, 29-30; Heysemî, VI, 35) Diğer taraftan; “Gaybı Allahʼtan başkası bilemez.” Gaybı bilmiyorsun. Belki senin şer bildiğin şey, hayır olarak tecellî edecek; hayır bildiğin, şer olarak tecellî edecek. Bu yüzden Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Cenâb-ı Hakk’ın kaderine her hâlükârda rızâ hâlinde olmayı öğretti. Meselâ, çocuğu olmayan biri, buna fazla üzülmemeli, takdîr-i ilâhîye râzı olmalı. Çünkü çocuğu olmasının hayır mı şer mi getireceği meçhul. Gaybı bilemiyoruz. Şunu da unutmamalı ki, Âişe Vâlidemiz’in de çocuğu olmamıştı. Cimriliği cömertlikle bertaraf etmeyi öğretti: Cimrilik; rûhun kanseri, gönül âleminin viraneye dönmesidir. İnsanın, mal-mülk ve paranın putperestliğine meyletmesidir. Âişe Vâlidemiz buyuruyor: “Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in aile efrâdı, Medîne’ye geldiği günden vefat ettiği âna kadar, üç gün arka arkaya buğday ekmeğiyle karnını doyurmadı.” (Müslim, Zühd, 20) “Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ömrü boyunca iki gün üst üste arpa ekmeği ile doymadan âhirete intikâl etti. (Buhârî, Eymân, 22; İbn-i Mâce, Et’ime, 48) “Üç ay geçerdi de Efendimiz’in evlerinde hiç ateş yakılmazdı. Hurma ve su ile idare ederlerdi.” (Buhârî, Hibe 1; Rikāk 17; Müslim, Zühd, 28) Vermek; bir yoksulun, garibin, yalnızın, kimsesizin hâcetini görmek; en büyük lezzetti Efendimiz için. Vermenin lezzeti, kendi açlığını unutturuyordu Efendimiz’e. Ümmetine de bunu öğretti. Câbir -radıyallâhu anh- diyor ki: “İmkânı olup da vakıf kurmayan (vakfetmeyen) hiçbir sahâbî ben bilmiyorum.” (İbnü Kudâme, el-Muğnî, V, 598) İhtirâsı kanaatle bertaraf etmeyi öğretti: Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurdu ki: “İnsanoğlunun bir vâdi dolusu altını olsa, bir vâdi daha ister. Onun gözünü topraktan başka bir şey doyurmaz…” (Buhârî, Rikāk, 10; Müslim, Zekât, 116-119) İmam Ahmed bin Hanbel de şöyle buyuruyor: “Mü’mine az mal kâfî gelir; muhterise ise çok mal kâfî gelmez.” Acımasızlığı affedicilikle bertaraf etmeyi öğretti: Cenâb-ı Hak; “Allâh’ın sizi affetmesini arzulamaz mısınız? Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.”(en-Nûr, 22) buyuruyor. Sahâbî de dâimâ bu şekilde, bir kardeşlik tesis etti. Kardeşinin yaptığı ufak tefek yanlışları affetti. Rasûlullah Efendimiz nasıl affetmişse onlar da affediyordu. Mekke Fethi, tam kısas yapılacak zamandı. 20 senelik zulmün intikâmını alma zamanıydı. Müşrikler korku içinde titreyerek Allah Rasûlü’ne geldiler: “‒Ne var bizim için?” dediler. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-: “‒Af var.” buyurdu. “‒Sen ne muhteşem bir insansın!” dediler Efendimiz’e. (Bkz. İbn-i Hişâm, IV, 32; Vâkıdî, II, 835; İbn-i Sa‘d, II, 142-143) Şüpheyi yakînle bertaraf etmeyi öğretti: Şunu telkin etti: “…Nerede olursanız olun, O (Allah) sizinle beraberdir…” (el-Hadîd, 4) Cenâb-ı Hak zamandan-mekândan münezzeh. Kul, dâimâ ilâhî kameranın, ilâhî müşâhedenin altında olduğunu, kalben şuur ve idrak hâlinde olacak. “İhsan” da bu… Riyâyı ihlâs ile bertaraf etmeyi öğretti: Tevhid akîdesinin ortaklığa tahammülü yoktur. Kibri ve ucbu, tevâzu ile bertaraf etmeyi öğretti: Bu şekilde kul, “ibâdurrahmân” olacak. Âyet-i kerîmede buyruluyor: “Rahmân’ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevâzu ile yürürler…” (el-Furkân, 63) İsyânı tevbe ile bertaraf etmeyi öğretti: Af kapılarını açtı. Lâkin “tevbe-i nasûh” telkin etti. Gafleti tefekkür ile bertaraf etmeyi öğretti. Zira tefekkür, bir îman anahtarıdır. Haramlardan kaçınmayı emretti, bu hususta gönülleri tedavi etti: Nasıl haramdan kaçılacak? –Zina yerine, nikâhın saâdetine ve huzurlu âile yuvasına yönlendirdi. –Faiz ve gabn-i fâhiş/kandırma yerine, karz-ı hasen (güzel borç) ve helâlinden kazanca yönlendirdi. –Haramın çirkinliği yerine, helâlin nezihliğine yönlendirdi. Şeytanı memnun eden her haramın karşısında, Cenâb-ı Hakk’ın rızâsına nâil eden bir helâlin olduğunu öğretti. Kaynak: Osman Nuri Topbaş
  28. Kamuoyunda “Cübbeli Ahmet Hoca” olarak bilinen İsmailağa Cemaati'nin önde gelen isimlerinden Ahmet Mahmut Ünlü, yaptığı bir röportajda ‘yanmayan kefen’ iddialarına ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. Yazar Murat Ağırel ile konuşan Cübbeli Ahmet Hoca, kamuoyunda sıkça konuşulan ‘kefen’ konusuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, “Ben yanmaz kefen diye bir şey konuşmadım. Allah senin ameline bakar, sen bozuksan seni kimse kurtarmaz. Onu da yanmaz kefen olarak sundular” dedi. Cübbeli Ahmet Hoca, yanmaz kefen diye bir şey konuşmadığını belirterek “Kefen bir kere talep üzerine yapıldı. Ceylan derisi, safran mürekkebi, Allah’ın bazı isimleri filan yazıldı. Kaynaklarım da bunlar var. Kitaplarım var, bu yüzden talepler geldi. Kendime bile kenara bir kefen bile ayırmadım. Ama hazırlamam lazım. Bunların birçoğu hediye dağıtıldı. Fiyatı 200 TL olarak belirlenmişti. Yani iki katı ilmek ile yapıldı. Bunları Bursa’da 380 TL’ye satan biri ortaya çıktı. Bu konu dile getirildi. Bana hesap sorulmaya başlandı. Bu kefenler sipariş üzerine yapıldı, satışı filan olmadı. Bunu Bursa’da satan adam durumu istismar etmiştir. Bunlara ben lanet ediyorum. Su dağıttık, adam suyu almış Tokat’ta satıyor. Ben tanımam etmem. Telefon geldi. Şimdi su işi çıktı. Allah lanet etsin ya. Olmuyor böyle. Ben kaynaksız bir iş yapmadım. Bu kefenler ismi yazılan kişilere iletildi. Satışı yok, ikinci baskısı yok. Ben yanmaz kefen diye bir şey konuşmadım. Allah senin ameline bakar, sen bozuksan seni kimse kurtarmaz. Onu da yanmaz kefen olarak sundular” ifadelerini kullandı.
  1. Load more activity


×