Jump to content
Fevaid

Feneroin

Yönetici
  • Content Count

    1,286
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    60

Feneroin last won the day on December 26 2018

Feneroin had the most liked content!

Community Reputation

63 Excellent

About Feneroin

  • Rank
    Evli

Recent Profile Visitors

21,195 profile views
  1. Katar dönüşü uçakta açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Emeklilikte Yaşa Takılanlar konusunda "Fazla uzun sürmez, kısa bir süre sonra bu olayın nasıl bir manipülasyon, ülke ekonomisini çökertmeye dönük nasıl bir adım olduğunu herkes kabul edecek ve bunun karşısında durmaya başlayacak. Bunun, ülkemize bir kazanımı yok, kaybettirir." dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Katar dönüşü uçakta açıklamalarda bulundu. Emeklilikte Yaşa Takılanlar konusuna ilişkin konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan "fazla uzun sürmez, kısa bir süre sonra bu olayın nasıl bir manipülasyon, ülke ekonomisini çökertmeye dönük nasıl bir adım olduğunu herkes kabul edecek ve bunun karşısında durmaya başlayacak. Bunun, ülkemize bir kazanımı yok, kaybettirir." dedi.
  2. Yaklaşık 43 yıldır yaşadığı Fransa'da vatandaşlık başvurusu yapan Türk vatandaşı Murat Büyük'ün ‘Türkiye'ye olan ilgisi’ sebebiyle vatandaşlık talebi reddedildi. Büyük’ün ret gerekçelerini açıkladığı paylaşımı sosyal medyada büyük ilgi gördü. Henüz 4 yaşında geldiği Fransa'da 43 yıldır yaşayan Murat Büyük, yaklaşık 2 yıl önce Fransız vatandaşlığı almak için başvuruda bulundu. Başvurusu uzun bir süreç içerisinde değerlendirilen Büyük'ün aldığı ret cevabı ve gerekçesi gerek Türkler gerekse Fransızlar tarafından büyük tepki aldı. Sosyal medyada Türkiye ile alakalı paylaşımları ve Fransa'daki Türk sivil toplum kuruluşlarında aktif olması sebebiyle Fransa'nın Büyük'e vatandaşlık vermeyi reddettiği öğrenildi. "Türkiye'ye olan ilgisi Fransa'ya sadakatini garantilemiyor" Ret mektubunda gerekçe veren vatandaşlık başvuru idaresi "Asıl ülkenizin siyasetine bağlılığınız aşikar olup, bizim ülkemize ve kurumlarına sadakat garantiniz bulunmamakta" diyerek Büyük'e vatandaşlık vermediğini bildirdi. "Örnek bir vatandaş kaybettiler" Ret cevabı ile haksızlığa uğradığını dile getiren Büyük, "Fransa 43 yılda herhangi bir vukuat işlememiş, çalışıp, bir gün olsun işsiz kalmayıp, işsizlik kurumundan 1 kuruş almayan, 1 kuruş vergi borcu bulunmayan, çoğu Fransızdan daha iyi okuyan, yazan, tarihini, coğrafyasını ve genel olarak kültürünü bilen bir vatandaş kaybetti" dedi. "İslamofobiyaya ve Türkiye'deki gelişmelere sosyal medyada tepki gösterdiğim için reddedildim" Dernek faaliyetleri ile Fransız kurumlarının dikkatini çektiğini dile getiren Murat Büyük ayrıca sosyal medyada Türkiye ile ilgili fikirlerini paylaşmaktan kaçınmadığını ifade etti. İslamofobiya ile ilgili, Türkiye'deki 15 Temmuz darbe girişimi ve PKK ile ilgili tepkili paylaşımlarda bulunduğunu söyleyen Büyük, bu paylaşımlar sebebi ile ret cevabı almış olabileceğini belirtti. Bu sebeple ret cevabının adaletsiz olduğunu dile getiren Büyük, "Fransa'nın bize verdiği demokrasi, insan hakları, ifade ve düşünce özgürlüğü imajına ters düşüyor" şeklinde konuştu. "Ermenistan ve İsrail destekçisi siyasetçilere ayrıcalık, Türk vatandaşa karşı çifte standart" Fransa'daki seçilmiş milletvekilleri ve bakanlardan örnek veren Büyük, çifte standart uygulandığının altını çizdi. Açıkça Ermenistan ve İsrail bağlantılarını paylaşan, o ülkelere olan ilgi ve bağlarını dile getiren ve söz konusu ülkelerdeki seçimlerde aktif rol alacak kadar ileri giden Fransız siyasetçilerinden örnek veren Büyük, "Türkiye siyasetine ilgimden dolayı seçilmemiş olan beni reddettiler oysa seçilmiş olan bu siyasetçiler Fransa için herhangi bir sorun teşkil etmiyor" dedi. Gördüğü ayrımcılığı sosyal medyada paylaşma kararının adaletsizliği duyurmak istediğini söyleyen Büyük, "Bu olayın sessiz sedasız kapanmasını istemedim. Geniş bir kitleye ulaşıp Fransız İçişleri Bakanlığını kendisini sorgulamaya davet etmek istedim" diye konuştu. "Fransız dostlarımdan çok destek geldi, Fransa adına özür dilediler" Olayı paylaşması üzerine sosyal medyada iyi tepkilerin olduğunu söyleyen Büyük "Fransız dostlarımdan çok destek geldi, Fransa adına özür dilediler" dedi. "Terör yandaşları hakaret yağdırıyor" Sosyal medyada kötü tepkiler de aldığını da söyleye Büyük, "Terör yandaşlarından kötü tepkiler geldi, zaten onlardan bunu beklerdim. Özelden de bana hakaret yağdırıyorlar" açıklamasını yaptı.
  3. Tayvan'ın Ankara Ekonomi ve Kültür Misyonu Temsilcisi Yaser Cheng, Elazığ'da meydana gelen 6,8'lik depremle ilgili olarak yaptığı açıklamada, "Türkiye'ye acil kurtarma ekibi göndermeye hazırız. Kardeşlerimize yönelik ne yapabileceğimizi lütfen bildirin." dedi. Tayvan'ın Ankara Ekonomi ve Kültür Misyonu Temsilcisi Yaser Cheng, "Türkiye'ye acil kurtarma ekibi göndermeye hazırız. Kardeşlerimize yönelik ne yapabileceğimizi lütfen bildirin." açıklamasında bulundu. Tayvan'ın Ankara Ekonomi ve Kültür Misyonu Temsilcisi Yaser Cheng, Elazığ'ın Sivrice ilçesinde meydana gelen 6,8 büyüklüğündeki depremin ardından, Tayvan vatandaşlarının Türkiye'ye başsağlığı dileklerini ve yardım tekliflerini bildirdi. Cheng, yayımladığı mesajında, deprem mağdurlarının ailelerine taziyelerini iletti. Türkiye ile dayanışma adına neler yapabileceklerine yönelik, Tayvan vatandaşlarının ofisine birçok mesaj gönderdiğini belirten Cheng, "Çalışma ofisime iki gündür Tayvan'dan çok sayıda mesaj ulaştı. Vatandaşlarımızın çoğu, Elazığlı ailelere bağışta bulunmak için istekliliklerini duyurdular. Türkiye'ye acil kurtarma ekibi göndermeye hazırız. Kardeşlerimize yönelik ne yapabileceğimizi lütfen bildirin." ifadelerine yer verdi.
  4. Son dönemde tüm dünyada artış gösteren çocuklardaki otizm vakalarının oluşum nedenlerini araştıran uzmanlar, çocukların gıda yollu zehirlenme ile ‘Modern Dünyanın’ çocuklar üzerinde ‘Zehirlenme’ yoluyla olumsuz etkilerinin olduğu şüphesini tartışıyor. Yaşamın ilk yıllarında ortaya çıkan ve ömür boyu devam eden bir gelişim bozukluğu olan otizm dünyada giderek yaygınlaşan bir hastalık türü olarak kendini gösteriyor. Otizm vakalarının gelişmiş ülkelerde giderek yayınlaşması ‘Modern Dünyanın’ çocuklar üzerinde ‘Zehirlenme’ yoluyla olumsuz etkiler oluşturduğu şüphesini uyandırıyor. Son dönemlerde dünyada otizmli çocukların sayısında yaşanan artış uzman araştırmacıları bu hastalığın yaygınlaşma sebeplerini incelemeye yöneltti. Sözel ve sözel olmayan iletişimin bozulduğu ve değişik düzeylerde öğrenme güçlüğü ve zeka geriliğinin görüldüğü otizm vakalarının arka planında ne tür etkilerin olduğu araştırma konusu oldu. Elde edilen bulgular otizm vakalarının bilinçli bir planın sonucu olduğunu ortaya koyuyor. Çocukları zehirliyorlar mı? "Zehirlenen Çocukluk: Modern Dünyanın Çocuklar Üzerindeki Etkileri" kitabının yazarı Sue Palmer, otizmin gelişmiş ülkelerin tamamında artış gösterdiğine dikkat çekerek. 1980'lerin başında Amerika'daki otizm oranının 50 binde 1 iken, 2004'lerde bu oranın 166'da 1'e çıktığını belirtiyor. Ayrıca yazar, İngiltere’de her 100 çocuktan birinin, Japonya'da ise her 600 çocuktan birinin otizmli olduğunun bilgisini veriyor. Amerikan Pediatri Birliği 2004'te her 6 çocuktan birine gelişim bozukluğu ya da davranış sorunu teşhisi koymuş. Otizm Vakfı Genel Müdürü Betül Selcen Özer'e göre ise günümüzde her 20 dakikada, bir çocuğa otizm tanısı konuluyor. Ortaya çıkan tablo ve yapılan araştırmalar otizm vakalarında yaşanan artışın çocukların gelişimlerini etkileyen gıda tüketiminden kaynaklandığı şüphesini doğurdu. Özellikle çocuklarda sıklıkla tüketilen yiyecek-içeçek türü gıdaların ve bazı GDO’lu ürünlerle, çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılan tıbbi ilaçların çocuklardaki otizm vakalarında yaşanana artışın sebebi olabileceği üzerinde duruluyor. Erkek çocuklarda 4 kat daha fazla görülüyor İletişim ve sosyal etkileşim yetilerinin büyük bozukluk gösterdiği ve gelişmede uyumsuzlukların ortaya çıktığı otizm, erkek çocuklarda kız çocuklarına oranla 3-4 kat daha fazla görülüyor. Yapılan araştırmalara göre otizmin toplumda görülme oranı binde 2-5. Otizmli bir çocuğun kardeşinin otistik olma oranı yüzde 3-8, bir otistik çocuğun benzer ikizinin otistik olma oranı ise yüzde 60. Otizm belirtileri nelerdir? Çocuklarda otizm tanısı koyabilmek için ilk 18 ay önemli bir süreç olarak değerlendiriliyor. Erken yaşlarda gözlenebilen otizmin belirtileri şunlardır: -Göz teması kurmama -Çağrılınca bakmama -Konuşmama -Komutları anlamama -Dinlememe -Dikkat problemi -İlişki kurma ihtiyacı hissetmeme -Kısıtlı ve tekrarlayıcı davranışlar, ilgi alanı
  5. Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı Genel Başkanı Özdemir Özdemir, kurulduğu günden bu yana suyu bulunmayan Hüseyin Gazi Türbesi'ne su bağlatan AK Parti Ankara İl Başkanı Hakan Han Özcan'a teşekkür ederek CHP'ye de şu eleştiriyi yöneltti: "On yıllardır Çankaya'yı yöneten CHP'lilerin kendi seçmeni Alevilere yapamadığını AK Parti yaptı." "Ankara'nın merkez Çankaya İlçesi'nde bulunan Hüseyin Gazi Türbesi'nin kurulduğundan beri suyu yoktu." diyen Başkan Özdemir, "Allah kendisinden razı olsun ki AK Parti Ankara İl Başkanı Hakan Han Özcan bu sorunu çözdü. Çankaya İlçe Belediyesi on yıllardır CHP yönetiminde. Eşitlikten, demokrasiden dem vuran CHP yönetimi kendi seçmeni, olan Alevilerin türbesine hizmet götürmedi." ifadelerini kullandı. Hakan Han Özcan ve yönetiminin Cem'e de katıldıklarını söyleyen Özdemir, sözlerine şöyle devam etti: "AK Parti Ankara İl Başkanı Özcan, Mamak Belediye Başkanı Murat Köse ve yönetimi su bağlandıktan sonra Hüseyin Gazi Türbesi'ni ziyaret ederek düzenlenen Cem'e katıldılar. Ülkemiz bu gibi birlik ve beraberlik görüntülerine hasret iken AK Partili yöneticilerin bu ziyareti bünyemizde büyük sevinçle karşılandı. Kendilerine hassasiyetlerinden ötürü tekrar teşekkür ediyorum." Hüseyin Gazi kimdir? Hüseyin Gazi'nin adı genellikle babası Battal Gazi ismiyle de anılıyor. Hüseyin Gazi ile ilgili elde bulunan bilgiler birbiriyle çelişse de çelişmeyen tek bilgi Türk destan kahramanı Battal Gazi’nin babası olduğu yönündeki birlikteliktir. Hüseyin Gazi ve Battal Gazi, Seyyid olarak biliniyorlar. Bazı kaynaklarda Emeviler adına savaşan bir komutan ya da kahraman olarak karşımıza çıkarken, Emeviler devrinde İslam ordularının Anadolu’da Bizans üzerine yaptığı akınlarda Şehit olan bir İslam mücahidi olarak da biliniyor. Öte yandan Evliya Çelebi’nin 1648 yılında Ankara’ya gelerek türbeyi ziyaret ettiği ve Yasin okuduğu bilgisi de seyahatnamesinde yer alıyor.
  6. Orta Doğu'da sıklıkla tüketilen sumak, Türk mutfağında genellikle kebap ve soğan salatalarında kullanılır. Antioksidan kapasitesi en yüksek baharat olan sumak, sadece lezzeti değil şifasıyla da göz dolduruyor. Eski zamanlarda binlerce yıl boyunca kumaş boyası olarak kullanılan sumak, zamanla alternatif tıbbın vazgeçilmezlerinden biri oldu. Sumak sadece baharat olarak değil, çay şeklinde hazırlanarak tüketilebilir. Özellikle sindirim sorunlarının tedavisinde etkili olan bu kırmızı baharat, diyabetten bağışıklık sistemini iyileştirmeye kadar etkili. Bir hafta boyunca sumak çayı içer ya da baharatını yemeklerinize eklerseniz bu sağlık sorunlarına yakalanma riskini en aza indirebilirsiniz. Sumak Çayı Tarifi Özellikle antimikrobiyal ve antiviral etkileri sayesince boğaz ağrısı, yanması gibi şikayetleriniz varsa bu çayı denemelisiniz. Malzemeler ; 1 çay bardağı kaynamış su 1 tatlı kaşığı tane sumak (toz sumakta olabilir ama tanesi daha etkilidir) Uygulanışı Bir çay bardağına 1 tatlı kaşığı öğütülmüş veya tane sumaktan (siz mümkünse tane sumak tercih edin) koyup üzerine kaynar suyu dökün. Daha sonra 5 dakika demlemeye bırakın. 1-2 damla kekik yağı da (şart değil) 5 dakikalık demleme sonunda ilave edilip tüketilebilir, sumakla beraber oldukça faydalıdırlar. Ancak sumak çayında dibe çöken posayı tüketmiyoruz. Ekşiliği (malik asitten dolayı) fazla olduğundan ekstra limon koymaya gerek olmayabilir.
  7. Tıbben tedavisi bulunmayan ölümcül SSPE (Subakut Sklerozan Panensefalit) hastalığına yakalanan Halil Özçelik (28), yatağa mahkum bir şekilde yaşam savaşı veriyor. Hastalığından ötürü 5 yıldır göz kapaklarını kırpamayan genç, bu sebepten ötürü kan çanağına dönen gözlerinden gözyaşı döküyor. Antalya’da tıbben kesin tedavisi bulunmayan ölümcül SSPE (Subakut Sklerozan Panensefalit) hastalığına 8 yıl önce üniversite 2. sınıf öğrencisiyken yakalanan 28 yaşındaki Halil Özçelik, yatağa mahkum bir şekilde yaşam savaşı veriyor. Yaklaşık 5 yıldır göz kapaklarını kırpamayan ve bu sebepten ötürü de gözleri adeta kan çanağına dönen genç adam, annesinin her ‘oğlum’ diyerek gösterdiği ilgi sonrası gözyaşı döküyor. Antalya’da yaşayan İbrahim-Gülsüm Özçelik çiftinin 3 çocuğundan en büyükleri Halil Özçelik (28), 2012 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Konservatuar bölümü 2. sınıf öğrencisiyken, sağ gözünde görme bozukluğu yaşamaya başladı. İlk etapta kendisine Behçet Hastalığı teşhisi konulan Öztürk, denge ve konuşma bozukluğu yaşadıktan sonra okulu bırakıp Antalya’daki ailesinin yanına döndü. Burada hastalığı daha da ağırlaşan Öztürk’e SSPE (Subakut Sklerozan Panensefalit) Hastalığı teşhisi konuldu. 2014 yılında iki gözünü birden kaybeden Öztürk, ardından konuşma, yemek yeme ve hareket fonksiyonlarını tamamen kaybetti. Özçelik ailesi, hastalığın tıbben kesin tedavisi bulunmadığını öğrenince adeta yıkıldı. Hastalığından dolayı yaklaşık 5 yıldır göz kapaklarını kırpamayan yüzde 100 engelli genç adam ise yatağa mahkum bir şekilde ölümcül olarak bilinen hastalıkla pençeleşiyor. “İki gözüm birden görmüyor anne” Oğlunun hastalığa yakalanmasının ardından 2014 yılında 6 ay süreliğine iyileştiğini anlatan anne Gülsüm Özçelik, “Birlikte yürüyerek terapi merkezine, sinemaya gidebiliyorduk. O yıl, kardeşiyle birlikte puzzle oynarken ‘iki gözüm birden görmüyor anne’ dedi. Ardından göz doktoruna götürdüm, ‘gözlerinde sorun yok, beyinden görme merkezi etkilenmiş’ dendi. 2014 yılından bu yana gözlerini hiç kırpmadı. Hep açık olduğu için gözleri kanlanıyor. En son gittiğimiz doktor, ‘beyindeki virüs neyse o virüs artmış ve ilaç veremem’ dedi. 2 yıldır ilaç kullanamıyoruz. SSPE hastalığının tedavisi yok” dedi. Oğlunun hayalinin dans eğitmeni olduğunu belirten Özçelik, “İlk önce İngilizce ve fizik bölümü okudu. 'Ben müziksiz yapamayacağım' deyip bizden habersiz sınavlara girmiş. İTÜ’yü kazandı. 300 kişide 4’üncü oldu. Dans okulu açmak istiyordu, Latin dansları, salsalar yapıyordu. Aynı zamanda 4 tane enstrüman çalıyordu. Güzel hayalleri vardı. Ben onun yeniden sağlığına kavuşmasını istiyorum. Oğlum hayat doluydu. Hayata çok güzel bakan, cıvıl cıvıl bir çocuktu” diye konuştu. “Sessizce ‘anne’ demesi bile yetiyor” Asla umudunu kaybetmediğini dile getiren acılı anne, sözlerine şöyle devam etti: “Onun bana sessizce ‘anne’ demesi bile yetiyor. Umudumu kaybetmedim. Rabbimden umut kesilmez. Tekrar iyi olacağına inanıyorum. Hiçbir zaman ölümü aklıma gelmedi. İlk hastalığında da aynı duygular içerisindeydim. Sonuçta hepimizin sonu ölüm ama şu anda hiç öyle bir şey düşünmüyorum. Ben onun iyi olacağına inanıyorum. Bu belki de annelik içgüdüsü. Arkadaşları hiç bırakmadı onu. Hala arayıp soran arkadaşları var. İstanbul’dan Latin dans hocaları gelip ziyaret etti. 2015 yılında arkadaşları yine Halil için gece düzenledi. Oğlumla gerçekten gurur duyuyorum. Arkadaşlarına çok güzel anılar bırakmış.” Özçelik, oğlunu tamamen doğal yiyeceklerle beslediğini de sözlerine ekleyip, medikal malzemeler ve gıda konusunda destek beklediğini söyledi.
  8. Fransa'da asgari ücret 2020'de ne kadar oldu? Asgari ücretle geçinmek zor mu? Ay sonu kenarda para kalıyor mu, para biriktirilebiliyor mu? Bu sorularınızın tüm cevabı aşağıdaki videoda 👇🏼
  9. Usta sanatçı Orhan Gencebay, Mustafa Aksu'nun "Orhan Gencebay da çingenedir" sözlerine "Bu şerefsizlere inanmayın" diyerek tepki gösterdi. Usta sanatçı Orhan Gencebay, eşi Sevim Emre ve arkadaşlarıyla Etiler'de yemek yedi. Gencebay'a, mekan çıkışında, yazar Mustafa Aksu'nun "Orhan Gencebay da çingenedir" iddiası soruldu. Gencebay, "Ben tam bir Karadenizliyim, Kırım kökenliyim. Zaten birileri hep konuşur. Fatih Sultan Mehmet için kötü konuşan bazı şerefsizler, bu tarz açıklamalarla bizim değerlerimizi kötülemeye çalışıyor, bize zarar vermeye kalkıyor. Bunlara inanmayın" diyerek tepki gösterdi.
  10. CHP'li İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun dün basın toplantısı düzenleyerek "Felaket projesi" olarak tanımladığı Kanal İstanbul projesine neden karşı çıktığını 15 ana maddede anlattı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Kadir Topbaş'ın İBB Başkanlıkları döneminde danışmanlık veren eski AK Parti Erzurum Milletvekili Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı ise İmamoğlu'nun temelsiz iddialarına yanıt verdi. İşte 15 maddede Kanal İstanbul gerçeği... CHP'li İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, "İstanbul'a katmerli ihanet ve felaket projesi" olarak tanımladığı Kanal İstanbul'a neden karşı olduklarını, "Ya Kanal ya İstanbul" başlığıyla düzenlediği basın toplantısında 15 maddeyle açıkladı. Kanal İstanbul'la ilgili ÇED raporunu masaya yatıran İmamoğlu, raporda bilim insanlarının görüşüne yer verilmediğini ileri sürüp, İstanbulluları ve sivil toplum kuruluşlarını raporu okuyup, başlatacakları hukuki sürece müdahil olmaya davet etti. İmamoğlu'na yanıt ise Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı'dan geldi. Ekrem İmamoğlu'nun öne sürdüğü 15 maddeyi tek tek yanıtlayan Ilıcalı, İmamoğlu'nun iddia ettiği maddelerle ilgili "Bilimsel aslı olmayan, vatandaşta korku oluşturmak için yapılan mesnetsiz bir açıklama" olarak değerlendirdi. İşte İmamoğlu'nun iddiaları ve Ilıcalı'nın yanıtları İddia: 1- Susuzluk Kanal İstanbul projesi yapıldığı takdirde, 8 bin 500 yıldır var olan İstanbul sonsuza kadar yeraltı ve yerüstü su kaynaklarını kaybedecek. Gerçek: 1- Susuzluk Bilimsel aslı olmayan, vatandaşta korku oluşturmak için yapılan mesnetsiz bir açıklama. 2022 yılında hizmete girmesi planlanan Melen Barajı ile gelecek su İstanbul'un su ihtiyacının tamamını karşılayacak. İddia: 2- Deprem riski Küçükçekmece Gölü'nden 3 sığ fay hattı geçiyor. Proje 1., 2. ve 3. derece deprem bölgelerinde kalıyor. 11 kilometre mesafeden Kuzey Anadolu fay hattı, 30 kilometre mesafeden Çınarcık fay hattı geçiyor. Gerçek: 2- Deprem riski Yüzeysel ve bilim dışı bir açıklama. Kanal İstanbul'un deprem için ilave bir etki yapmayacağı 275 yıllık tekerrür periyodu alınarak Kanal'ın hesaplanmış model çalışmasında ortaya konulmuştur. İddia: 3- Doğayı katletmek Kanal çevresindeki yapılaşma, kısa zamanda sıcaklık-nem-rüzgâr rejimini değiştirerek İstanbul'u bir ısı adasına çevirecek. Gerçek: 3- Doğayı katletmek Doğayı katledecek bir çalışma asla yok. Sürüngeninden memelisine, ağacından sulak alanlarına kadar hepsi üzerinde ayrı ayrı değerlendirme yapılmıştır. İddia: 4- İstanbul'un tarihini talan Küçükçekmece Gölü kıyısında yer alan Bathenoa Antik Kenti, İstanbul'daki ilk yerleşmelerden biri olan Yarımburgaz Mağaraları ve daha bilmediğimiz toprak altındaki nice antik hazineler proje tarafından yutulacak. Gerçek: 4- İstanbul'un tarihini talan Tam tersi tarihi yarım adadaki ve Boğaz'daki tarihi eserleri korumaya dayalı bir proje. Tarihi ve insan canını olası tehlikelere karşı korumaya yönelik mükemmel bir tarih projesi. İddia: 5- 82 milyona en az 110 milyar liralık yeni vergi yükü Bırakın inşaat maliyetini, özel şahıslara ait mülklerin kamulaştırma bedelleri bile milletin sırtına yüklenecek. Gerçek: 5- 82 milyona en az 110 milyar liralık yeni vergi yükü Projenin maliyeti 75 milyar lira. Bu işin farklı finansman yöntemleri var. Vatandaşa vergi ile yapılmayacağı açık bir gerçek. İddia: 6- İBB'ye 23-35 milyarlık lüzumsuz maliyet Bakanlığın ilk tahminlerine göre 75 milyar maliyet ve bunun yanı sıra İBB'ye yüklediğiniz 23-35 milyarlık maliyetle bu gereksiz işe kalkıyorsunuz. Gerçek: 6- İBB'ye 23-35 milyarlık lüzumsuz maliyet Projeyi lüzumsuz olarak görürseniz yaptığınız her iş lüzumsuz olur. İBB'nin görevi vatandaşa hizmet etmek. İddia: 7- Gelir rüyası Gemiler İstanbul Boğazı'ndan bedavaya geçmek varken, neden para vererek Kanal İstanbul'dan geçsin? Hangi akıllı kaptan, kârını düşünen hangi şirket buna evet diyecek? Gerçek: 7- Gelir rüyası Bu proje bir gelir kazanmak için yapılmıyor. Şu an Boğaz'dan 50 bin gemi geçiyor, 10 yıl sonra bu rakam 70 binin üzerine çıkacak. Kanal İstanbul yapılmazsa bekleme süresiyle birlikte bunun maliyeti de artacak. Gemiler, kendi rızalarıyla kanaldan geçecekler. Bundan da bir gelir elde edilecek. İddia: 8- Trafik sıkışıklığı İnşaatın başlamasıyla TEM ve E-5, sık sık trafiğe kapatılacak. 6-7 yıllık inşaat sürecinden bahsediyorlar. İstanbul trafiğinde yaşanacak problemlerin boyutu belirsiz. Gerçek: 8- Trafik sıkışıklığı İstanbulluları trafikte perişan etmeyecek çünkü buraya ilave bir nüfus gelmeyecek, İstanbul'da riskli alanlardaki binaların burada kentsel dönüşümüne katkıda bulunulacak, bu da tam tersi trafik sıkışıklığını azaltacak. Mevcut ulaşım sistemi yeni düzenlemeye göre revize edilecek. İddia: 9- 50 yıllık hafriyat Kanal inşaatından çıkacak hafriyatın 2 milyar metreküpe ulaşmasını bekliyoruz. İstanbul'un yıllık hafriyat hazmetme kapasitesi 40 milyon metreküp. Gerçek: 9- 50 yıllık hafriyat ÇED raporundaki 1.2 milyar metreküp rakamına itibar etmiyor, 2 ile çarpıyor. İddia: 10- İstanbul'a 1.2 milyonluk yeni nüfus Kanal İstanbul inşa edildiğinde, yapılacak olan yeni yerleşim birimlerine 1.2 milyon yeni nüfus gelecek. Bu 1.2 milyonla kalmaz. Ben "2 milyon olur bu' dedim ama beni dinlemediler. Gerçek: 10- İstanbul'a 1.2 milyonluk yeni nüfus Bu da yanlış. Kentsel dönüşüme katkıda olacak şekilde 500 bin nüfus olacak. Vatandaşlar buradaki depreme dayanıklı binalarda oturacak. İddia: 11- 8 milyonluk nüfusu bir adaya hapsetmek İstanbul Boğazı ile yeni açılacak kanal arasına oluşacak olan adaya, 8 milyonluk bir nüfusun hapsedilmesi gibi bir durum da ortaya çıkıyor. Deprem anında bu nüfusun güvenliğini nasıl sağlayacaksınız? Gerçek: 11- 8 milyonluk nüfusu bir adaya hapsetmek Şu anki duruma göre bir depremdeki güvenliği nasıl sağlayacaksa, bunun ondan bir farkı olmayacak, çünkü nüfusta bir değişiklik olmayacak. Nüfus yayılmış olacak daha büyük avantaj getirecek. İddia: 12- Montrö rüyası Kanal İstanbul'un yaratacağı denizsel ve karasal etkiler, bizi Montrö dışında 7 tane daha uluslararası sözleşmeyle de bağlıyor. Gerçek: 12- Montrö rüyası Montrö, Türkiye için çok önemli ve avantajlar sağlıyor. Montrö'den dolayı bu kanalın olumsuz etkilenme durumu yok çünkü kanaldan geçişler zorunlu değil isteğe bağlı olacak. İddia: 13- Karadeniz balıklarını yok etmek Karadeniz'in tuzlu su miktarı artacak ve doğal dengesi bozulacak. Hem Marmara'da hem de Karadeniz'de balık da yok olacak balıkçılık da bitecek. Gerçek: 13- Karadeniz balıklarını yok etmek Karadeniz balıkçılığını daha da güçlendirecek. Olası bir deniz kazasına ya da petrolün ve kimyasalın denize karışmasına karşın daha garanti altında balıklar. İddia: 14- Maneviyatı yok etmek Mezarlıklar Müdürlüğümüzün verdiği rapora göre; kanal projesiyle Arnavutköy'deki Baklalı, Roman ve Yeniköy mezarlıkları çok net proje alanında kalıyor. Gerçek: 14- Maneviyatı yok etmek Manevi açıdan gurur duyulacak bir proje. Geçmişte havalimanı ve köprü projeleri için de aynı şeyler söylemişti. Bunu Bülent Ecevit çok daha önce düşünmüş, Osmanlı düşünmüş, bunlar vizyon projeleri. Bu projeleri yaparken bir takım sıkıntılar varsa gereken tedbirler alınır. İddia: 15- Bu milleti sevmemek Milleti sevmemektir. Kendini sevmektir. Kamu adına karar verenlerin önceliği milletin canını, malını, geleceğini korumaktır. Gerçek: 15- Bu milleti sevmemek Milleti sevmemek demek olamaz. Bu millete projeleri öncülük eden ülke sevdalısı Cumhurbaşkanı'nın öncülüğünde gelişen bütün projeler millet içindir. Bu proje özetle felaket projesi değil koruma projesidir. Bu projeyi tarafsız ve bilimsel değerlendirip faydalarını görmek gerekir.
  11. Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Kanal İstanbul'un gündeme gelmesiyle yeniden tartışma konusu oldu. Peki Montrö Boğazlar Sözleşmesi nedir? Montrö Anlaşması hangi maddeli içeriyor? Montrö Sözleşmesi hangi durumlarda feshedilebilir? Montrö Boğazlar Anlaşması Genel Hükümleri nelerdir? Boğazlar Sözleşmesi özel durumlar için hangi hükümleri içeriyor? İşte cevapları... Rusya'nın savaş uçağının Türkiye sınırlarını ihlal etmesi sonucunda Türk jetleri tarafından düşürülmesi sonucunda Rusya, Türkiye'ye yönelik bazı ekonomik ve ticari yaptırım kararları aldı. Türkiye'de ise buna karşılık olarak boğazların kapanması gündeme geldi. Boğazlar halen "Montrö Boğazlar Sözleşmesi" kurallarına göre yönetiliyor. Peki nedir bu Montrö anlaşması ve hangi hükümleri içeriyor? Montrö Boğazlar Sözleşmesi nedir? Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Türk Boğazlarından (Çanakkale ve İstanbul) geçiş rejimini ve boğazlar bölgesinin güvenliği işlerini düzenleyen sözleşmedir. 1923'te Lozan Antlaşması ile birlikte imzalanan Boğazlar Sözleşmesinin yerine geçmiştir. Boğazların statüsü ve gemilerin geçiş rejimi ile her zaman yakından ilgilenen İngiltere'nin Türkiye'yi desteklemesine paralel olarak Balkan Antantı Daimi Konseyi'nin 4 Mayıs 1936'da Belgrad'da yaptığı toplantıda Türkiye'nin teklifini destekleme kararı alınmıştır. Türkiye'nin girişimi Lozan Boğazlar Sözleşmesi'nin diğer akitleri tarafından da kabul edilince boğazların rejimini değiştirecek olan konferans, 22 Haziran 1936'da İsviçre 'nin Montrö kentinde toplanmıştır. İki ay süren toplantılardan sonra 20 Temmuz 1936'da Bulgaristan, Fransa, İngiltere, Avustralya, Yunanistan, Japonya, Romanya, Sovyetler Birliği, Yugoslavya ve Türkiye tarafından imzalanan yeni Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye'nin kısıtlanmış hakları iade edilmiş ve boğazlar bölgesinin egemenliği Türkiye'ye geçmiştir. Türkiye daha önce Sovyet Rusya ile yaptığı anlaşma uyarınca (saldırmazlık antlaşması) Sovyetler Birliğinin da desteği alınmıştır. Montrö Anlaşması hangi maddeli içeriyor? Ticari Gemiler İçin Geçiş Rejimi - Barış zamanında, gündüz ve gece, bayrak ve yük ne olursa olsun, hiçbir işlem (formalite) - sağlık denetimi hariç - olmaksızın Boğazlar'dan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) tam özgürlüğünden yararlanacaklardır. - Savaş zamanında Türkiye, savaşan değilse bayrak ve yük ne olursa olsun Boğazlar'dan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğünden yararlanacaklardır. Kılavuzluk ve yedekçilik (römorkörcülük) isteğe bağlı kalmaktadır. - Savaş zamanında Türkiye savaşsa, Türkiye ile savaşta olan bir ülkeye bağlı olmayan ticaret gemileri, düşmana hiçbir biçimde yardım etmemek koşuluyla Boğazlar'da geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğünden yararlanacaklardır. Bu gemiler Boğazlar'a gündüz girecekler ve geçiş, her seferinde Türk makamlarınca gösterilecek yoldan yapılacaktır. - Türkiye'nin kendisini pek yakın bir savaş tehlikesi tehdidi karşısında sayması durumunda, Boğazlar'dan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) tam özgürlüğünden yararlanacaklardır; ancak gemilerin Boğazlar'a gündüz girmeleri ve geçişin her seferinde Türk makamlarınca gösterilen yoldan yapılması gerekecektir. Kılavuzluk, bir durumda zorunlu kılınabilecek; ancak ücrete bağlı olmayacaktır. Savaş Gemileri İçin Geçiş Rejimi Barış Zamanında; - Karadeniz'e kıyıdaş Devletler, bu deniz dışında yaptırdıkları ya da satın aldıkları denizaltılarını, tezgaha koyuştan ya da satın alıştan Türkiye'ye vaktinde haber verilmişse, deniz üslerine katılmak üzere Boğazlardan geçirme hakkına sahip olacaklardır. Söz edilen Devletlerin denizaltıları, bu konuda Türkiye'ye ayrıntılı bilgiler vaktinde verilmek koşuluyla, bu deniz dışındaki tezgahlarda onarılmak üzere de Boğazlardan geçebileceklerdir.Gerek birinci gerek ikinci durumda, denizaltıların gündüz ve su üstünden gitmeleri ve Boğazlar'dan tek başlarına geçmeleri gerekecektir. - Savaş gemilerinin Boğazlar'dan geçmesi için, Türk Hükümetine diplomasi yoluyla bir önbildirimde bulunulması gerekecektir. Bu ön bildirimin olağan süresi sekiz gün olacaktır;ancak, Karadeniz kıyıdaşı olmayan Devletler için bu süre onbeş gündür. - Boğazlar'dan geçişte bulunabilecek bütün yabancı deniz kuvvetlerinin en yüksek toplam tonajı 15.000 tonu aşmayacaktır. - Herhangi bir anda, Karadeniz'in en güçlü donanmasının (filosunun) tonajı sözleşmenin imzalanması tarihinde bu denizde en güçlü olan donanmanın (filonun) tonajını en az 10.000 ton aşarsa diğer kıyıdaş ülkeler Karadeniz donanmalarının tonajlarını en çok 45.000 tona varıncaya değin arttırabilirler. Bu amaçla, kıyıdaş her Devlet, Türk Hükümetine, her yılın 1 Ocak ve 1 Temmuz tarihlerinde, Karadeniz'deki donanmasının (filosunun) toplam tonajını bildirecektir; Türk Hükümeti de, bu bilgiyi, kıyıdaş olmayan diğer devletlerle Milletler Cemiyeti nezdinde paylaşacaktır. - Bununla birlikte, Karadeniz kıyıdaşı olmayan bir ya da birkaç Devlet, bu denize, insancıl bir amaçla deniz kuvvetleri göndermek isterlerse, bu kuvvetin toplamı hiçbir varsayımda 8.000 tonu aşamaz. - Karadeniz'de bulunmalarının amacı ne olursa olsun, kıyıdaş olmayan Devletlerin savaş gemileri bu denizde yirmi-bir günden çok kalamayacaklardır. Savaş Zamanında; - Savaş zamanında, Türkiye savaşan değilse, savaş gemileri yukarıda belirtilen koşullar içinde, Boğazlar'da tam bir geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğünden yararlanacaklardır. - Saldırıya uğramış bir Devlete ve Türkiye'yi bağlayan bir karşılıklı yardım antlaşması gereğince yapılan yardım durumları dışında savaşan herhangi bir Devletin savaş gemilerinin Boğazlar'dan geçmesi yasak olacaktır. - Karadeniz'e kıyıdaş olan ya da olmayan Devletlere ait olup da bağlama limanlarından ayrılmış bulunan savaş gemileri, kendi limanlarına gitmek maksadıyla boğaz geçişi yapabilirler. - Savaşan Devletlerin savaş gemilerinin Boğazlar'da herhangi bir el koymaya girişmeleri, denetleme (ziyaret) hakkı uygulamaları ve başka herhangi bir düşmanca eylemde bulunmaları yasaktır. - Savaş zamanında, Türkiye savaşan ise, savaş gemilerinin geçişi konusunda Türk Hükümeti tümüyle dilediği gibi davranabilecektir. - Türkiye kendisini pek yakın bir savaş tehlikesi tehdidi karsısında sayarsa, Türkiye savaş durumu geçiş rejimini uygulamaya başlayacak ancak; Milletler Cemiyeti Konseyi Türkiye'nin aldığı önlemleri 3'te 2 çoğunlukla haklı bulmazsa Türkiye bu önlemlerini geri almak zorunda kalacaktır. Montrö Boğazlar Anlaşması Genel Hükümleri nelerdir? - Boğazlar kayıtsız şartsız Türkiye Cumhuriyeti'ne bırakılacak, tahkimat yapmak hakkı tanınacaktır. - Türk Hükümeti, sözleşmenin, savaş gemilerinin Bogazlar'dan geçişine ilişkin her hükmünün yürütülmesine göz kulak olacaktır. Montrö Sözleşmesi hangi durumlarda feshedilebilir? - Sözleşmenin süresi, yürürlüğe giriş tarihinden başlayarak, 20 yıl sürecektir. Bununla birlikte, sözleşmenin 1. maddesinde doğrulanan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğü ilkesinin sonsuz bir süresi olacaktır. - 20 Temmuz 1956'da sözleşmenin süresi bitmiş, sözleşmeyi imzalayan Devletler Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni değiştirmek için girişimlerde bulunmuşlar ancak başarılı olamamışlardır. - Uluslararası Deniz Hukuku kuralları ve Fesih şartlarında da belirtildiği gibi gemilerin transit geçiş hakkı gereği sözleşmenin değişmesi durumunda dahi Türk Boğazlarından geçecek hiçbir gemiden zorunlu ücret talep edilemeyecektir.
  12. Türkiye'nin merakla beklediği yerli otomobilin yürüyen ilk ön gösterimi gerçekleştirildi. Yerli otomobil için bugün tarihi bir gün… Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tanıtımıyla yerli otomobil görücüye çıkıyor. Türkiye’nin otomobili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, katılımıyla Gebze’de gerçekleştirilen “Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu Yeniliğe Yolculuk Buluşması” ile tanıtıldı. Türkiye’nin Yerli Otomobili “Türkiye’nin Otomobili”nin ön gösterim aracının tanıtımında konuşan TOGG CEO’su Karakaş, “200 ve 400 bg iki alternatif, arkadan itiş veya 4 çeker olacak. 500 km menzil ve 30 dakikanın altında şarj edilebilir olacak” dedi. TOGG Ceo’su: Bataryayı Sıfırdan Ürettik Toplantıda konuşan TOGG CEO’su Gürcan Karakaş şunları söyledi: “Dünyada oyunun kuralları değişiyor. Otomobil akıllı bir cihaza dönüşmekte. Projeye başlamadan önce 18 şirketi inceledik. Fikri mülkiyeti yüzde 100 bizim olan bir otomobilden bahsediyoruz. 15 yıl içinde 5 modelimiz olacak. Neden SUV’u seçtik? Dünyanın en büyük segmenti. Yüzde 95’i ithal olan bir segment. Markanın adlandırma sürecini önümüzdeki senenin ortasında tamamlamayı düşünüyoruz. 200 ve 400 bg iki alternatif, arkadan itiş veya 4 çeker olacak. 500 km menzil ve 30 dakikanın altında şarj edilebilir olacak. Bataryasını sıfırdan geliştirdik. Aracın holografik asistanı var.” TOGG Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu Sanayi ve Ticaret A.Ş. (“TOGG”) dünyayla rekabet edecek, fikri mülkiyet haklarına sahip bir otomotiv markası yaratma hedefi ile güçlerini birleştiren Anadolu Grubu, BMC, Kök Grubu, Turkcell, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Zorlu Grubu ortaklığında 25.06.2018 tarihinde kuruldu. TOGG, elektrikli ve bağlantılı araçlar tasarlamakta ve bu araçlar etrafında bir mobilite ekosistemi inşa etmektedir. TOGG, bu ekosistem sayesinde geniş kitlelerin hayatını kolaylaştırmayı, emisyonları sıfırlayarak sürdürülebilir bir gelecek yaratmayı hedefleyen geleceğin otomobil şirketidir. TOGG Açılım Nedir? TOGG: Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu Ortaklar Kimlerdir? CEO: Mehmet Gürcan Karakaş Yönetim kurulu başkanı: M. Rifat Hisarcıklıoğlu Yönetim kurulu başkan yardımcısı: Tuncay Özilhan Yönetim kurulu başkan yardımcısı: Taha Yasin Öztürk Yönetim kurulu üyesi: Kamilhan Süleyman Yazıcı
  13. Hristiyan dünyasının dini günü Noel’den dönüştürülerek tüm dünyaya yayılan yılbaşı kutlamaları, Müslüman ülkelerde Batı’yı aratmayacak şekilde yapılıyor. AVM’ler, mağazalar ve televizyon programları Batı kültürünü adeta kendi kültürümüzün bir parçasıymış gibi şatafatlı süslemeler ve organizasyonlarla Müslüman halkın gözüne sokuyor. Akit aracılığıyla bütün Müslümanlara çağrıda bulunan ilahiyatçı STK temsilcileri, “Müslümanların Hristiyan âdeti olan yılbaşını kutlamaları haramdır” dediler. Hristiyan dünyasının dini günü Noel’den dönüştürülerek tüm dünyaya yayılan yılbaşı kutlamaları AVM’ler, mağazalar ve televizyon programlarıyla adeta kendi kültürümüzün bir parçasıymış gibi şatafatlı süslemeler ve organizasyonlarla Müslüman halkın gözüne sokuluyor. Müslüman mahallesinde Noel kepazeliğine tepki gösteren ilahiyatçı STK temsilcileri Akit’e özel değerlendirmede bulundu. “Başka bir dinin geleneğini kutlamak çılgınlık haline geldi” Türk milletinin dini ve milli anlayışının Batı’dan tamamen farklı olduğuna değinen Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Başkanı Nuri Ünal, “Türk milletinin en büyük özelliği, İslam dini ile şereflendiği günden bugüne kadar yüce dinimize bayraktarlık yapmış olmasıdır. Yani yüce Allah’ın ismini her yere yaymak, adaletli bir toplum meydana getirmek için çabalamasıdır. Ama geldiğimiz süreçte bu emperyalist anlayış bizi topla, tüfekle, silahla yenemeyeceğini anlayarak kültürümüzü bozmaya yönelerek, dinimizi farklı amaçlarda kullanıp bizi başka bir millet olmaya zorluyor. Başka bir dinin geleneğini kutlamak ne yazık ki bizde bir çılgınlık haline geldi. Yılbaşı bizim dinimizde olmayan, ahlak sınırlarımızın zorlandığı bir gün olarak kutlanıyor. Dışarıdan gelen emperyalist anlayışa, kültürümüzü zedeleyen unsurlara karşı uyanık olmak zorundayız” değerlendirmesinde bulundu. “Dinimizde yeri olmayan bir şeyi yapmak haramdır” Yılbaşı kutlamasının İslam dininde kesinlikle yeri olmadığını belirten Diyanet-Sen Gaziantep Şube Başkanı Müslüm Göral, “Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimiz’in, ‘Her kim bir kavme benzemeye özenirse o da onlardandır’ Hadis-i Şerif’i bize örnek olmalıdır. Dinimizce yeri olmayan bir şeyi yapmak haramdır. Günümüzde bazı haramlar işlene işlene helalmiş gibi görünmeye başladı. Yılbaşı kutlaması da zamanla Müslümanların beyninde yer etmiş durumda. Bu durum sadece bizim değil, bütünüyle yanlış olduğunu vatandaşlarımıza öğretmemiz lazım” ifadelerini kullandı.
  14. Önümüzdeki günlerde tanıtılması planlanan yerli otomobilin özelliklerine ulaşıldı. SUV olarak üretilecek olan aracın tasarımını Ferrari, Lamborghini ve Maserati tasarımlarıyla tanınan dünyaca ünlü İtalyan Pininfarina şirketi tarafından yapıldığı öğrenildi. Milli Otomobilin tasarımı konusunda ilk bilgiye ulaşıldı. SUV olarak piyasaya çıkacak ilk modelin tasarımını dünyaca ünlü İtalyan şirket Pininfarina yaptı. Hem Türkiye’de hem de dünyada sektörün merakla beklediği tanıtım için sayılı günler kaldı. Aracın ön gösterimi önümüzdeki günlerde Gebze Bilişim Vadisi’nde gerçekleştirilecek. Ferrari’nin tasarımcısı seçildi Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu (TOGG) CEO’su Gürcan Karakaş, proje ile ilgili hemen hemen her açıklamasında alanında dünyanın en iyileri ile çalışmayı tercih ettiklerini vurguluyordu. TOGG, tasarım konusunda da dünyanın en iyilerinden birini seçme kararı aldı. İtalyan Pininfarina, dünyanın en ünlü ve en büyük otomotiv tasarım şirketlerinden biri. 1930’da kurulan şirket esas olarak ününü Ferrari ve Lamborghini tasarımları ile kazansa da Fiat, Alfa Romeo, Lancia, Maserati, Cadillac, Volvo ve Peugeot gibi çok sayıda markaya tasarımlar yapıyor. Bilindiği gibi kendi yerli otomobilinin hazırlıklarını yapan Vietnam’ın da tasarımda tercihi Pininfarina olmuştu. Geçen yıl yapılan anlaşmaya göre, Vietnamlı otomotiv üreticisi VinFast, biri sedan biri de SUV olmak üzere iki yeni araç geliştirmek üzere Pininfarina ile sözleşme imzaladı. Öte yandan Pininfarina, elektrikli otomobil pazarına da giriş yaparak, kendisine ait ilk otomobili olan elektrikli hiper Battista'yı martta Cenevre'de tanıtmıştı. Navigasyon sürprizi Geçtiğimiz günlerde proje ile ilgili önemli bir bilgi daha ilk kez gündeme taşınmış, Türkiye’nin Otomobili’nde navigasyon cihazı yerine artırılmış gerçeklik ile görüntüleme teknolojisinin kullanılacağını duyurulmuştu. TOGG CEO’su Gürcan Karakaş, yerli bir start-up şirketi ile yaptıkları çalışma sonucunda 'artırılmış gerçeklik ile görüntüleme teknolojisi'ni kullanarak araç içinde navigasyon cihazı ihtiyacını tamamen giderecek bir proje geliştirdiklerini açıklayarak, “Otomobil içerisinde navigasyon cihazı ihtiyacını tamamen ortadan kaldıracak bir sistem üzerinde çalışıyoruz. Artırılmış gerçeklik ile görüntüleme teknolojisinin kullanılacağı bu sistem, şu anda çözüm olarak piyasada yok. İmalatı yetiştirebilirsek ilk SUV modelimiz çıktığında, yetiştiremezsek bir yıl sonrasına bu sistemi araçlarımızda kullanmayı hedefliyoruz. Hakikaten yıkıcı anlamda bir sonuç olacak" ifadelerini kullanmıştı. 2022’de üretim başlayacak Milli otomobilin üretimine 2022 yılında başlayacak. Otomobil 2022'de piyasaya çıktığında Avrupa'da geleneksel olmayan bir üretici tarafından üretilmiş ilk elektrikli SUV olacak. İlk araç C SUV olacak, ancak 2030 yılına kadar toplam 5 model ve 3 facelift (makyaj) gerçekleşecek. İsim ve markayla ilgili çalışmalar ise devam ediyor. Türkiye’nin otomobilinin test pilotu Cumhurbaşkanı Türkiye’nin Otomobili’nin ön gösterimi önümüzdeki günlerde Gebze Bilişim Vadisi’nde yapılacak. Tanıtım toplantısı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla gerçekleşecek. Türkiye’nin Otomobili’ni test edecek olan Erdoğan’ın test sürüşünü Osmangazi Köprüsü üzerinden yapacak. Bursa’ya kadar Körfez’e inşa edilecek Otomobilin fiyatı henüz belli değil. Pazara çıktığı dönemde küresel pazarlarda da rekabet edebilecek bir fiyatı olması planlanıyor. Şu anda bir ödeme ya da erken sipariş alınması da mümkün değil. Üretim tarihi yaklaştıkça Türkiye’nin otomobilinin nasıl satılacağı konusunun da duyurulması planlanıyor. Üretim akıllı fabrikada yapılacak. İnşaatına bu yıl başlanacak olan fabrikanın Bursa’ya kadar olan Körfez bölgesi rotasında inşa edileceği konuşuluyor. ‘Mobilite’ şirketi olacak Bir otomobilden çok daha fazlasını üretme hedefi ile yola çıkan Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu (TOGG), kendini bir ‘mobilite’ şirketi olarak tanımlıyor. Projenin Türkiye'de mobilite ekosisteminin çekirdeğini oluşturması hedefleniyor. Karakaş, konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştı: “Proje, teknoloji, yani akıllı araçlar ve buna bağlı ekosistemler üreten sayılı gelişmiş ülkeler arasına katılmamıza liderlik edebilecek bir dönüşüm projesi olarak da stratejik bir öneme sahip. Bu sadece bir otomobil projesi değil, başından beri hep otomobilden daha fazlasını yapmak üzere yola çıktığımızı vurguladık. Çünkü projenin harekete geçireceği ekosistemin 15 yıl içinde GSMH’ya katkısı 50 milyar euro, cari açığa olumlu katkısı 7 milyar euro ve istihdama katkısı ise doğrudan ve dolaylı olarak yaklaşık 20 bin kişi olacak." Evde 10 saatte, DC şarj ünitesi ile yarım saatte şarj olacak! Yüzde 100 elektrikli olacağı bilinen ilk modelin şarj dolum süreleri merak ediliyordu. Ön gösterimi bu hafta yapılacak SUV araç, şarj dolum süresi konusunda da iddialı olacak. Evde normal bir prizde şarj dolum süresi 10 saat olurken, DC şarj ünitesinde ise bu süre yarım saate kadar inecek. 5 ortakla Haziran 2018’de kurulmuştu Türkiye'nin Otomobili Girişim Grubu Sanayi ve Ticaret A.Ş fikri mülkiyet haklarına Türkiye'nin sahip olduğu, küresel ölçekte rekabet edecek bir otomobil markası yaratma hedefiyle Anadolu Grubu (%19), BMC (%19), Kök Grubu (%19), Turkcell, Zorlu (%19) ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (%5) bir araya gelmesiyle 25 Haziran 2018'de kuruldu. Şirketin CEO’su Gürcan Karakaş 3 Eylül 2018’de göreve başladı. Proje kapsamında TOGG bünyesinde dünya çapında yetkinliği olan bir ekiple çalışılıyor. Son olarak geçen aylarda Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu, otomotiv endüstrisinin önde gelen isimlerinden olan, Sergio Rocha’yı COO (Operasyonlardan Sorumlu Üst Düzey Yönetici) olarak bünyesine katmıştı. Rocha TOGG’da ürün planlama, program yönetimi, satın alma, tedarik zinciri, üretim mühendisliği ve üretim operasyonlarında liderlik ediyor. Kaynak: Dünya
×