Jump to content
Fevaid

Feneroin

Yönetici
  • Content Count

    1,282
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    60

Everything posted by Feneroin

  1. Habertürk'ün taraftarlar arasında yaptığı ankette, HDP'ye en çok oy verenler Galatasaray taraftarları çıktı. Habertürk'ün, ANDY-AR’la birlikte 81 ilde 2 bin 145 kişiyle yaptığı dev taraftar araştırmasının son bölümünde, futbol-siyaset ilişkisine dair ilginç rakamlar ortaya çıktı. AK PARTİ'NİN OYLARI ARTTI ''Bugün seçim olsa kime oy verirsiniz?'' şeklindeki ankette, “AK Parti” diyenlerin Beşiktaş, Galatasaray, Fenerbahçe taraftarları arasında arttığı, Trabzonspor taraftarları arasında azaldığı görülüyor. HDP'YE EN ÇOK G.SARAYLILAR VERİYOR Galatasaraylı taraftarların %5'i, 1 Kasım'daki seçimlerde HDP'ye oy verdiklerini, ufak bir azalma olsa da bugün seçim olsa yine HDP'ye oy vereceklerini belirtiyor. İşte o anket: Sıralama, yukarıdan aşağıya doğru AKParti, CHP, MHP, hdp...diyedir.
  2. Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı Genel Başkanı Özdemir Özdemir, kurulduğu günden bu yana suyu bulunmayan Hüseyin Gazi Türbesi'ne su bağlatan AK Parti Ankara İl Başkanı Hakan Han Özcan'a teşekkür ederek CHP'ye de şu eleştiriyi yöneltti: "On yıllardır Çankaya'yı yöneten CHP'lilerin kendi seçmeni Alevilere yapamadığını AK Parti yaptı." "Ankara'nın merkez Çankaya İlçesi'nde bulunan Hüseyin Gazi Türbesi'nin kurulduğundan beri suyu yoktu." diyen Başkan Özdemir, "Allah kendisinden razı olsun ki AK Parti Ankara İl Başkanı Hakan Han Özcan bu sorunu çözdü. Çankaya İlçe Belediyesi on yıllardır CHP yönetiminde. Eşitlikten, demokrasiden dem vuran CHP yönetimi kendi seçmeni, olan Alevilerin türbesine hizmet götürmedi." ifadelerini kullandı. Hakan Han Özcan ve yönetiminin Cem'e de katıldıklarını söyleyen Özdemir, sözlerine şöyle devam etti: "AK Parti Ankara İl Başkanı Özcan, Mamak Belediye Başkanı Murat Köse ve yönetimi su bağlandıktan sonra Hüseyin Gazi Türbesi'ni ziyaret ederek düzenlenen Cem'e katıldılar. Ülkemiz bu gibi birlik ve beraberlik görüntülerine hasret iken AK Partili yöneticilerin bu ziyareti bünyemizde büyük sevinçle karşılandı. Kendilerine hassasiyetlerinden ötürü tekrar teşekkür ediyorum." Hüseyin Gazi kimdir? Hüseyin Gazi'nin adı genellikle babası Battal Gazi ismiyle de anılıyor. Hüseyin Gazi ile ilgili elde bulunan bilgiler birbiriyle çelişse de çelişmeyen tek bilgi Türk destan kahramanı Battal Gazi’nin babası olduğu yönündeki birlikteliktir. Hüseyin Gazi ve Battal Gazi, Seyyid olarak biliniyorlar. Bazı kaynaklarda Emeviler adına savaşan bir komutan ya da kahraman olarak karşımıza çıkarken, Emeviler devrinde İslam ordularının Anadolu’da Bizans üzerine yaptığı akınlarda Şehit olan bir İslam mücahidi olarak da biliniyor. Öte yandan Evliya Çelebi’nin 1648 yılında Ankara’ya gelerek türbeyi ziyaret ettiği ve Yasin okuduğu bilgisi de seyahatnamesinde yer alıyor.
  3. Geniş bir hayran kitlesi olan Kurtlar Vadisi dizisinin sevenlerine müjdeli haber geldi! Kurtlar Vadisi Kaos Netflix ile geri dönüyor. FcebookTrGoogle+WhaApp 2019-2020 dizi sezonunda Netflix en büyük bombasını patlatıyor. Efsane dizi Kurtlar Vadisi yeni bölümleriyle Netflix’te. En çok merak edilen diziler arasında yer alan Kurtlar Vadisi akıbeti belli oldu. 2 yıldır ekranlara gelmeyen ve hazır olan Kurtlar Vadisi Kaos Netflix Platformunda yayınlanacak. 2002 yılından, 2014 yılına kadar oldukça uzun bir süre Türk halkını ekranlara bağlayan diziydi. Yayınlandığı dönemde reyting listelerinde zirveyi bırakmayan Kurtlar Vadisi 2020 yılında sevenlerine kavuşuyor. Kurtlar Vadisi Kaos ismiyle yayınlanacak olan dizi yeni bölümleriyle Netflix’te olacak. Kurtlar Vadisi Kaos 2020’de Netflix’te Online dizi ve film platformu, Türk televizyon tarihinin fenomen dizisi Kurtlar Vadisi’nin yeni bölümlerini yayınlamak için dizinin yapımcısı Pana Film ile anlaşma sağladı. Türk televizyon tarihinin en ses getiren dizilerinden olan Kurtlar Vadisi, Netflix ile birlikte geri dönüyor. Her yayınlandığı dönem büyük ses getiren dizinin Netflix’te yayınlanacak olan kısmının adı ise Kurtlar Vadisi Kaos olacak. Dizi 2020 yılında Netflix sayesinde tüm dünyada gösterime girecek. Dizinin ana konusu hakkında da net sızıntılar yok fakat 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ülkenin girdiği süreci anlatması muhtemel ihtimaller arasında. 2020’de yayınlanmaya başlayacak dizinin kısa süre içerisinde fragmanının izleyicilere sunulması ve resmi tarihin verilmesi bekleniyor.
  4. Red Dead Redemption 2'de 30'dan fazla hile kodu bulunuyor ancak henüz bunların tümü keşfedilemedi. Bunun sebebi de Red Dead Redemption 2'nin hile kodlarının oyun dünyasına dağılmış şeklinde bulunması, örneğin bunlardan bazılarını açtığınız gazetelerde gizlenmiş halde buluyorsunuz. Zaten bazı hile kodları çalışmak için bu tür gereksinimlere ihtiyaç duyabiliyor. Yani bazı hile kodlarını girdiğinizde ilgili gazetenin de envanterinizde olması lazım, yoksa bu hile kodu çalışmıyor. Sırf bu yüzden bile gördüğünüz her gazeteyi satın almanızda büyük fayda olduğunu söyleyebilirim. En basit hileleri bulmak için yakındaki bir gazete satıcısına gidin ve gazete satın alın. Gazetenin arkasını çevirip alt kısımdaki sözlere bakın. Hilelerin tek kaynağı gazeteler değil elbette, oyunda karşınıza çıkan diğer eşyalarda da hile bulunabiliyor. Elinize geçen fotoğrafları, haritaları ve diğer belgeleri mutlaka 'flip' yardımıyla çevirerek sağına soluna bakmayı unutmayın. Hile kodları nasıl kullanıyor? Red Dead Redemption 2'de hile kodlarını kullanabilmek için oyunu durdurup Settings seçeneğini seçmeniz, sonra da PlayStation 4'te Üçgen, Xbox One'da ise Y düğmesine basmanız gerek. Böylece Cheats menüsüne girmiş olacaksınız. Yalnız bu noktada dikkat etmeniz gereken bir husus var. Herhangi bir hile kodunu kullanmadan önce oyunu ayrı olarak kaydetmenizi öneririm, çünkü hile kullandığınız anda artık Kupa kazanamayacaksınız. Zaten diğer türlüsü saçma olurdu değil mi? Ayrıca hile kullandığınızda oyundaki ilerlemenizi de kaydedemiyorsunuz, yani bunlar oyunda ilerlemek için deği de eğlenmek için kullanılacak türde hileler. Menüye girince aşağıdaki listeden istediğiniz kodu girin, hileyi açtığınıza dair bir mesaj göreceksiniz. İlgili hileyi yine Cheats menüsünden aktifleştirebilir veya devre dışı bırakabilirsiniz. Red Dead Redemption 2 hile kodları Şimdilik bilinen hile kodlarını aşağıda bulabilirsiniz. Reddit ve IGN'de yenileri bulundukça listeyi güncelleyeceğim. Hiçbir gereksinimi olmayan kodların isimlerini mavi olarak işaretledim. Abundance is the dullest desire (Sınırsız cephane sağlar) Greed is American Virtue (Envanterinize ağır silahlar ekler) You Long for Sight but See Nothing (Sisi kaldırarak tüm haritayı gösterir) I shall be better (Deadeye yeteneğinin seviyesini 3'e çıkarır) I seek and I find (Deadeye yeteneğinin seviyesini 5'e çıkarır) You flourish before you die (Sağlık, dayanıklılık ve deadeye çubuklarını doldurur) Better than my dog (Atınızı her mesafeden çağırabilmenizi sağlar) A fool on command (Anında sarhoş olmanızı sağlar) Run! Run! Run! (Bir yarış atı yaratır) Keep your dreams simple (Tek atlı bir araba yaratır) Virtue Unearned is not virtue (Honor derecenizi arttırır) You Seek More Than The World Offers (Tüm çubuklarınızı doldurur ve güçlendirir) You are a beast built for war (Bir savaş atı yaratır) Would you be happier as a clown? (Bir sirk arabası yaratır)
  5. Türkiye 20 yıl öncesine kadar gıda alanındaki üretiminin neredeyse tamamını ithal tohumla yaparken, yerlileşme oranı geçtiğimiz yıl yüzde 95'lere ulaştı. Sayime BAŞÇI Duygu ŞAHİN DURMAZ İSTANBUL - 2023 ihracat stratejisi kapsamında 15 milyar dolarlık ihracat ile ilk 5'e girmeyi hedefleyen tarım sektörü, yatırıma tohumdan başladı.10 yıl öncesine kadar İsrail ve Hollanda'dan gelen hibrit tohumlar üretimin ana çıtasını oluştururken, bu alandaki yerlileşme çalışmaları bazı ürünlerde yüzde 95'lere ulaştı. 10 yıl öncesinde yüzde 5-10 arasında değişen yerli çeşit kullanma oranı, geçtiğimiz yıl itibari ile ekmeklik buğdayda yüzde 95, makarnalık buğdayda yüzde 98, arpada yüzde 99, pamukta ise yüzde 43, sebzede ise yüzde 50'nin üzerine çıktı. Türkiye Tohumcular Birliği verilerine göre 2000'li yılların başlarında tohumluk üretimi 140 bin ton, ihracat ise 8 bin ton civarında idi. 2011 yılında ise üretim 4,5 kat artarak 637 bin tona, ihracat ise 4,5 kat civarı artarak tona ulaştı. 2011 yılında yapılan tohumluk ithalatı ise 36,7 bin ton olarak açıklandı. Piyasadaki ithal tohum oranı bu rakam ile birlikte yüzde 62da kaldı. Bakanlığın iki yıl önce açtığı Tohum Gen Bankası, çalışmalara önemli ivme kazandırırken, özel sektör de yavaş yavaş ipleri eline almaya başladı. Halen 475 lisanslı tohum üretim firmasının bulunduğu sektörde özel sektörün toplam tohum üretimi içindeki payı ise yüzde 55'leri buldu. Halen Türkiye'de 5 bin 900 çeşit tohum tescilli olarak yer alıyor. Bunların 3 bin 9002den fazlası ise özel sektöre ait. 20 yıl ithalatla geçti Gıda ile ilgili ciddi fiyat ve arz sıkıntılarının yaşandığı bu dönemde; tohum, üretimin sürekliliği dışında ülkelere siyasi alanda önemli bir manevra alanı kazandırabilecek stratejik bir ürün haline geldi. Ürün bazında en iyi mahsulü alabilmek için üzerinde çalışma yapılan hibrit tohumlar, hasatta en iyi sonucu verse de tek kullanımlık olması ithalatçı ülkeler için ciddi sıkıntılar yaratabiliyor. Hibrit tohum çalışmalarının hızlandığı 1984 ile 2004 yıları arasında bu alanda kayda değer bir çalışma ortaya koyamayan Türkiye'de de birkaç yıl öncesine kadar İsrail ve Hollanda'dan gerçekleştirilen tohum ihracatı ciddi tartışmalara neden olmuştu. Ancak son 1 yılda ortaya çıkan rakamlar, bu alandaki yerlileşmeyi de gözler önüne seriyor. "Tohumda dışa bağımlı değiliz" 2023 için 15 milyar dolarlık gıda ihracatı hedefleyen sektör, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) aracılığı ile bu hedefin altyapısını da oluşturmaya çalışıyor. 2010 yılında Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı öncülüğünde açılan Tohum Gen Bankası, alanında dünyanın 3'üncü büyük kuruluşu konumunda. Halen yaklaşık 70 bin çeşit tohum özel iklim odalarında, özel atmosfer basıncı altında, özel ambalajlar içerisinde canlı olarak muhafaza ediliyor. Türkiye'de kullanılan tohumların yerlilik oranın bazı ürünlerde yüzde 90'ları aştığını kaydeden TAGEM Genel Müdürü Mahsun Burak, hibrit sebze tohumlarında yerliliğin yüzde 50'yi aştığını aktardı. Sektörde ithalat önünde herhangi bir engel olmadığını anlatan Burak, burada ithal ürün kullanımının da tamamen tercihi bir durum olduğuna işaret etti. Tohum üretimine verilen teşvikler ise özel sektör yatırımlarına ciddi ivme kazandırmış durumda. 1984 yılından bu yana özel sektörün üretimine açık olan sektörde son 10 yıldır önemli bir büyüme söz konusu. 3,5 milyarlık sektör özelleşiyor Sektörde halen 475 lisanlı tohum üreticisi firma bulunuyor. Üretim ise özel sektör lehine artmaya devam diyor. Geçtiğimiz yıl oranlamalarına baktığımızda, hibrit mısır, ayçiçek, patates, pamuk ve sebze üretiminin tamamı özel sektör tarafından yapılmış. Bu oranlama buğdayda yüzde 55, arpada yüzde 57, soyada yüzde 89, yem bitkilerinde ise yüzde 54. Türkiye Tohumcular Birliği (TÜRKTOB) Başkanı Hakkı Şafak Ses, ithal tohuma dair tartışmalarına ise şu rakamlarla noktayı koyuyor: "Sektör olarak 180 milyon dolarlık ithalatımız, 120 milyon dolarlık da ihracatımız var. Ama Türkiye topraklarına her yıl 3.5 milyar dolar değerinde tohum ekilir. Tahıllar ve sebzeler dahil olmak üzere. Şimdi 180 milyon dolarlık ithalat değeri, 120 milyon dolar da ihracat değeri olan bir sektörde Türkiye topraklarına da 3.5 milyar dolar tohum ekiyoruz ve nasıl bu ithal suçlaması yapılabiliyor? Bu çok ciddi bir yanlış. Tohumlarımızın İsrail'den geldiği söyleniyor. Yüzde 6.5'lik ithalatımızın içerisinde İsrail'in payı yüzde 10. Buğday ve arpada liderlik özel sektörde 1995 yılında pamuk tohumu üretiminden yüzde 1 payı olan özel sektör firmaları, 2011 yılında pek çok tohumun yüzde 100'ünü üretir hale geldi. 1995 yılında buğday tohumu üretiminden yüzde 3, arpadan yüzde 4 pay alan özel sektör, geçtiğimiz yıl itibari ile buğday yüzde 55, arpa tohumunda ise yüzde 57 paya ulaştı.
  6. Bugün bütün dünya ile birlikte biz de saatlerimizi sıfır meridyeninin geçtiğine inanılan İngiltere’deki Greenwich’e göre ayarlıyoruz. Ama henüz 130 yıl öncesine kadar sıfır meridyeni İstanbul’dan geçiyor ve hem zamanın hem de dünyanın merkezi İstanbul sayılıyordu. Bu gerçeği Osmanlı arşivlerinden çıkardığı haritalarla ispatlayan astronom Yakup Emre, “Arşivlerimizdeki belgeler tarihi yeniden yazdırır” diyor. Sadece Osmanlı İmparatorluğu’na değil Roma ve Bizans İmparatorluklarına da başkentlik yapmış olan İstanbul, daha 130 yıl öncesine kadar dünyanın merkezi olarak kabul ediliyordu. Sıfır meridyeninin geçtiği İstanbul, aynı zamanda dünyanın Doğu ve Batı diye ikiye ayrılan merkeziydi de. Doğu ve Batı Roma tanımları bile İstanbul merkeze alınarak söylenebiliyordu. Haritalar buna göre yapılır, saatler İstanbul’a göre ayarlanırdı. Genç araştırmacı astronom Yakup Emre’nin ilk kez bir makalesiyle gündeme getirdiği konu üzerine geçtiğimiz hafta Aydın Üniversitesi’nde düzenlenen Sıfır Meridyen Çalıştayı, 130 yıl önce İngilizler tarafından çalınan milyon taşını ve sıfır noktası unvanını Greenwich’ten geri almak için harekete geçti. Çalıştay sonunda açıklama yapan Prof. Dr. Saim Yeprem, konunun daha geniş tartışılabilmesi için önümüzdeki yıl uluslararası bir meridyen kongresi düzenleyeceklerini açıkladı. DÜNYANIN MERKEZİYDİ Çalıştayın oturum başkanlığını yapan İlber Ortaylı’ya göre Doğu Roma İmparatorluğu döneminde dünyanın merkezi olarak Yerebatan Sarnıcı’nın önündeki ‘milyon taşı’ bütün dünyanın başlangıç ve merkez noktası olarak kabul ediliyordu. Ta ki 1800’lü yılların sonuna kadar… Ortaylı’ya göre Greenwich’in sıfır noktası olarak kabul edilmesi, Britanya İmparatorluğu’nun tezahürü olarak anlaşılmış. Bizde başlayan tartışmanın izinden giderek, dünyanın merkezi olan ‘milyon taşı’nın ve Ayasofya’nın hilalinden geçtiğine inanılan sıfır boylamının hikâyesi ‘aslında neydi’ diye sorduk. Sıfır meridyenini ilk kez gündeme getiren Yakup Emre’nin yanı sıra Siyaset Bilimci Yalçın Koçak, Araştırmacı Yazar Celal Tahir ve Tarihçi Yazar Orhan Sakin’le İstanbul’u dünyanın merkezi yapan hususları ve meridyen tartışmasının arka planını konuştuk. 4. YÜZYILDA YERLEŞTİRİLDİ Aslında hikâyenin sonu hepimiz için çok tanıdık. Biz hikâyenin başına odaklanalım. Roma İmparatoru I. Konstantin tarafından bugünkü Sultanahmet Meydanı’na 4. yüzyılda yerleştirildiği düşünülen –ki bugün hala orada duran- Milyon Taşı, İstanbul’u dünyanın merkezi olarak konumlandırmıştı. Bizans ve Osmanlı dönemlerinde de şehir bu merkeziliğini korumuştur. Milyon Taşı (sıfır taşı) dünyayı Doğu ve Batı diye ikiye ayırırken, Coğrafya biliminde kullanılan boylamların ilki olan Sıfır Boylam da Ayasofya’nın hilalinden geçiyor diye kabul edilmişti. Zaman da buna göre belirlenmiş ve uzun yıllar pek çok ülke saatlerini İstanbul’a göre ayarlamışlardı. Ta ki 1884 yılına kadar. HERŞEY ONA GÖRE AYARLANIYOR 1884 yılında Washington’da Uluslararası Meridyen Kongresi adıyla bir toplantı düzenlenir. Yirmi dört ülkeden temsilcilerin katıldığı toplantıda Osmanlı’yı Ahmet Rüstem Efendi temsil eder. Osmanlı’nın ‘şerhli evet’iyle başlangıç meridyeni Greenwich’e taşınır. Tabi onunla birlikte zaman ve konumun belirlenmesi de. Zamanla tüm dünya Greenwich’i başlangıç meridyeni ve saati olarak kabul eder. Osmanlı, kendi sistemiyle birlikte ikili bir sistem devam ettirir. Cumhuriyet sonrası Takvim, saat ve ölçülerle ilgili yapılan kanunda Türkiye’de Greenwich’e göre ayarlar kendisini. Bunun ne önemi var diyenler için şunları bazı başlıklarını saymak yeterli olacaktır: Haritalar buna göre çiziliyor, saatler buna göre ayarlanıyor, yön tayini buna göre yapılıyor. Bugün hava ve deniz trafiğinin yanı sıra tüm dünya borsalarının açılış kapanış saatleri bile buna göre ayarlanıyor. Arşivlerimizdeki belgeler tarihi yeniden yazdırır. Anlamak için en baştan başlayalım, meridyen ne demek, sıfır meridyen ne demek? Meridyen diğer adıyla tûl zaman hesaplarının, konum tespitinin yapılabilmesi için dünya üzerine çizdiğimiz hayali çizgilerdir. Bu çizgiler toplamda 360 adettir. Doğu Batı diye ayırılabilmesi için bir (0) meridyen icap etmektedir. Bu (0) meridyen Dünya’nın herhangi bir yerinden geçirilebilir. Peki, bu sıfır meridyeni dünyanın tam olarak neresinden geçiyor? Milattan sonra 2. yüzyılda yaşamış astronominin temel taşlarından İskenderiyeli Yunan astronom ve coğrafyacı Batlamyus El Macesti kitabında Kanarya Adalarını esas almıştır. Buranın alınmasının sebebinin, görebildikleri son kara parçasının Kanarya Adaları olmasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Kanarya Adaları günümüzde İspanya’ya bağlı özerk bir topluluktur. O zamanlar uluslararası bir saat sistemi olmadığından her millet bilimsel çalışmalarında, haritalarında başkentlerini mebde-i tûl (baş meridyen) kabul ediyorlardı. Osmanlı Devleti İstanbul’u, İngiltereliler Greenwich’i, Fransalılar Paris’i esas almıştır. Bizde ilk ne zaman uygulanıyor? Müslüman astronomi âlimlerin temel taşlarından Timur Devleti’nin Hükümdarı Semerkant rasathanesinin kurucusu Uluğ Bey, Kamçatka’nın doğusundan geçen meridyeni başlangıç olarak esas almış. Günümüzde Rusya’nın en doğusunda, Japonya’nın kuzeyinde yer alan Kamçatka, aynı zamanda dünyanın da en doğusunda bulunuyor. Burası, Greenwich’e göre gün oluştuğunda ilk sabah vaktinin zuhur ettiği yer olarak da bilinmektedir. Osmanlı’da ise astronomi Fatih Sultan Mehmed Han’ın davetiyle Uluğ Bey’in öğrencisi Ali Kuşçu ile başlamaktadır. Sıfır meridyeninin İstanbul üzerinden geçtiğini gösteren bir Osmanlı haritası buldunuz yakın zaman önce. Bununla ilgili başka bilgi, belge ve haritalardan söz edebiliyor muyuz? Osmanlı vesikalarında arşivlerinde coğrafyacıların bununla alakalı birçok haritası mevcuttur. İstanbul Kütüphaneleri ve Osmanlı Arşivi malzemesi zengin mekânlardır. Buralar detaylı bir şekilde incelenmedi. Yedikıta dergisi olarak İstanbul’u gösteren haritayı ilk biz yayınladık. Bizim bulduğumuz İkinci Abdülhamid Han devrinde, şehzadelere Coğrafya dersi veren Mehmed Eşref Bey’in Coğrafya-i Umumi Atlası kitabındaki haritadır. NAMAZ İSTANBUL’A GÖRE KILINIYORDU Başlangıç meridyeninin İstanbul olarak belirlenmesinin anlamı nedir? Bu bize ne sağlıyor? Osmanlı için halifeliğin bir nişanıdır. Bu yüzden Osmanlı’nın hâkim olduğu toprakları gösteren haritalarda baş meridyen olan Ayasofya Camii’nin kubbesinden geçen meridyene “Arz-ı Halife” veya “Arz-ı İstanbul” deniliyordu. Çünkü Halife-i Mü’minin İstanbul’dadır. Hâlen İstanbul’u esas alarak namazlarını kılan ülkeler mevcut. Mesela Afganistan’da bayram namazı vaktini İstanbul esas alarak kılıyorlar. Sebeb ise Halife-i Mü’minin ile aynı anda bayram namazını eda edelim düşüncesidir. Greeenwich esas alındıktan sonra artık bütün hesaplar oraya göre yapılıyor. Dünya’nın düzenini saatini programını İngilizler ayarlıyor. Borsaların açılıp kapanması uçakların kalkış saatleri hep Greenwich’e göre ayarlanıyor. ZAMANIMIZI BOZDULAR Mehmet Eşref Bey’in hazırladığı coğrafya kitaplarında farklı yerlerden sıfır meridyenini geçiren haritalar olduğunu söylüyorsunuz. Bunlar ne anlama geliyor? Evet, Mehmed Eşref Bey hazırladığı Coğrafya-i Umumi Atlası kitabının mukaddime kısmında şöyle ifade ediyor. Osmanlı’nın hâkim olduğu topraklarda Dersaadet’i (İstanbul’u) esas aldığını, Dünya haritalarında ise Paris veya Greenwich’i esas aldığını söylüyor. Mehmed Eşref Bey İkinci Abdülhamid Han devrinde Şehzadelere Coğrafya dersleri veren birisi. Washington’daki kongreden sonra dahi Greenwich’i kabul etmeyip Osmanlı’nın hâkim olduğu haritalarda hep İstanbul’u Ayasofya’nın kubbesini arz-ı halife dedikleri yeri kabul etmiştir. 1884’teki o kongreden sonra Osmanlı saat sistemindeki işleyiş nasıl oldu? Osmanlı’da zaman kavramı şu şekildeydi; Gün başlangıcını akşam namazından itibaren başlatıyorlardı. Yani güneş battıktan sonra saatlerini 12.00 yapıyorlardı. Buna ezâni saat alaturka saat de denilmektedir. Kongreden sonra Osmanlı’da çift saat sistemi kullanıldı. Bunlardan birisi vasati saat bir diğer adıyla alafranga saat dediğimiz Greenwich esas alınarak kullanılan saattir. Bu ezâni saat uygulaması 1932 yılında çıkan Takvim, Saat ve Ölçülerde Değişiklik Kanunu’na kadar devam etmiştir. Ülke genelinde de tamamen Greenwich esas alınan saat sistemi kullanılmıştır. Yalçın Koçak - İstanbul Aydın Üniversitesi: Mekke’deki saat kulesi, İstanbul’a karşı bir hamle Sadece tarihi bir meseleyi konuşmuyoruz, tehlikesi hala süren bir şeyi konuşuyoruz. Bunun üzerine gitmemiz gerekir. Biliyorsunuz Mekke yönetimi yaptıkları saat kulesiyle Mekke merkezli bir zaman uygulaması başlatmak istiyorlar. Biz İstanbul’un merkeziliğini unutunca İstanbul’un sıfır meridyeni Greenwich’e taşındı. Peki, İstanbul’un bir de zamanda sıfırı vardı, bunu da engellemeleri lazım. Mekke’deki saat kulesi bu yüzden ortaya çıkıyor. Ayasofya’nın hilalinin zaman misyonu, Mekke’de yapılmış olan Kraliyet Saat Kulesi’ne taşınmak isteniyor. İstanbul merkezli bir zaman uygulaması olmasın diye uydurulmuş bir şey bu. El Cezire saatini Kraliyet Saat Kulesi’ne bağladı bile. Çünkü İstanbul merkezli bir saat kurulmasın diye Mekke’nin dini bağlamını da istismar ederek bunu yapıyorlar. İNGİLİZLER MİLYON TAŞI’NI ÇALDILAR İngilizler 1886’da Yerebatan Sarnıcı’nın girişi kapısı kısmındaki Milyon Taşı’nın yarısını kesip Greenwich’e götürdüler. Bu bir kültür meselesidir. Belki sıfır meridyeni yeniden İstanbul’dan başlatamayız ama mesele gelecek nesillerimizin işin doğrusunu öğrenmeleridir. Celal Tahir - Araştırmacı Yazar: Gün neden gece 12’de başlıyor sormalıyız Zamanı ve mekânı tanımladığınız vakit, artık her şeyi tanımlayabilecek duruma geliyorsunuz. Burada iki şeye dikkat etmemiz lazım, mekân yeniden tanımlanırken İstanbul devre dışı bırakılıyor, Washington’da alınan kararla Londra merkez oluyor. Aynı yerde zamanın referans noktası da yeniden tanımlanıyor. Bunlarla ilgilenmiyoruz. Cumhuriyet’ten sonra takvim ve saat ölçülerinin değiştirilmesiyle biz bu yeni küresel değişikliklere intibak etmiş olduk. Meseleyi dar bir siyasal bağlamın dışında daha derin olarak kavramak zorundayız. Burada mesele zamanın yeniden tanımlanmasıdır. Bizim bazı soruları sormamız lazım. Milyon taşı neden İngiltere’ye götürüldü? Sıfır boylam niye oradan geçiyor? Zaman neden yeniden tanımlandı, yeni gün neden gece yarısı on ikide başlıyor? Bizim eski kültürümüzde böyle değildi, Tevrat’ta da böyle değildi, Hint geleneğinde de böyle değildir. Bizde gün, geceyle başlar. Perşembe bittiğinde Cuma’nın gecesi başlar. Kural budur. Bu soruyu cevaplayalım. Orhan Sakin - Tarihçi Yazar: Amerikan ve İngiliz oyunu 19. yüzyılın sonlarına doğru ulaşım ve iletişim araçlarının gelişmesinin, zamanı daha önemli hale getirdiği bilinen bir husustur. Ulaşım ve iletişimin süratlenmesi, zamanı mahalli olmaktan da çıkarmış, globalleştirmişti. Nitekim 1860’lardan itibaren başlangıç meridyeni ve meridyen ölçümleri konusunda çalışmaların yoğunluk kazandığı, ulusal ve uluslararası toplantıların arttığı görülmektedir. Bu dönem aynı zamanda Batı’nın dünyanın üzerinde hâkimiyet ve üstünlük yarışına girdiği bir dönemdir. 1884 yılında Washington’da yapılan konferansta İngiliz tezinin kabul edilmesi, “Güneş batmayan imparatorluk” olarak da adlandırılan İngiltere’nin küresel gücüyle bağlantılı olduğu inkâr edilemez.
  7. Vücut kokusu, bakterilerin koku yapan bölgede birikmesi ile oluşur. Deodarantlar, rolonlar, parfümler bu kokuyu azaltmakta etkilidir, fakat kimyasal olduklarından vücuda zararlıdırlar. Antiperspriantları, rolonları cildinize uyguladığınızda, bu içerik cildiniz tarafından emilip, beyin, sinir sistemi, sindirim organları gibi bedenin çeşitli bölgelerini de sağlık açısından olumsuz etkiler. Okuduğumuz içeriğinde ne gibi zararları olduğunu bilmediğimiz, hatta kansere neden olup olmadığı meçhul bu ürünleri kullanmak hiç akıl karı değildir.Bu nedenle, insanlar vücut kokusu mücadele etmek için doğal ev ilaçları arar. Ter Kokusundan Kurtulmanın 8 Doğal Yolu Karbonat Karbonat bedeninizi kötü kokulardan kurtarmakta oldukça etkili bir maddedir. Bedeninizde ter kokan yerlere koltuk altlarınıza, boynunuza, ayaklarınıza karbonat sürün. Karbonat nemi emer ve , kötü kokuya neden olan bakterileri ortadan kaldırır. Daha etkili çözüm için mısır nişastasıyla karbonatı karıştırıp bu karışımı kokudan rahatsız olduğunuz bölgelere uygulayın. Oldukça etkili kombinasyon olduğu göreceksiniz. Elma Sirkesi Elma sirkesi vücut kokularına özellikle koltuk altı kokularına karşı çok etkili bir çözümdür. Bunun nedeni cildin ph seviyesini düşürerek, bu bölgede bakteri üremesini engellemesidir. Kötü kokuya neden olan bakteriden kurtulmak için elma sirkesi kullanın. Koltukaltı kokunuzdan kurtulmak için sulandırılmış sirkeyi günde bir kez koltuk altınıza uygulayın. Ayak kokuları için ise, bir kaba su koyun, 1/3 oranında elma sirkesi ekleyin, ayaklarınızı bu suda 15 dakika boyunca tutun. Bu işlemi haftada 2-3 kez tekrarlayın. Şalgam Suyu Ter kokusuna, özellikle koltuk altı kokularından kurtulmak için diğer bir etkili çözümde rendelenmiş şalgamın suyunu çıkarmaktır. Önce koltuk altınızı yıkayıp temizleyip, ardından bu suyu koltuk altlarınıza uygulayıp, kokudan kurtulun. Bal ve Şap Antiperspirantların yerine size önerimiz şap kullanmanız, sık antiperspirant kullanımı ter bezlerini tıkayıp ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Banyo yaptıktan sonra durulama suyuna bal ekleyin, koltuk altınıza uygulayın durulayın. Bu doğal ilaç koltuk altı kokularınızdan kurtulmanızı sağlayacaktır. Ev yapımı deodorant Birkaç turp ve bir tatlı kaşığı gliserinle kendinize deodant yapabilirsiniz. Katı meyve sıkıcağında turpların suyunu çıkarın ve eczaneden temin edeceğiniz gliserinle karıştırın. Bu karışımı eski bir parfüm şişenize koyun. Vücut kokusundan kurtulmak için bu etkili bir çözümdür. Yalnız parfüm buzdolabında kalsın. Esansiyel yani lavanta yağı, gül yağı gibi uçucu yağları da doğal parfüm olarak kullanabilirsiniz. Bir bardak suya bu yağlardan biraz ekleyin, küçük bir şişede bunu saklayın,lazım oldukça kullanın. Beyaz Sirke Beyaz sirke de bedenin kötü kokularıyla savaşmada etkili bir gıdadır. Küçük bir parça pamuğa bu sirkeden damlatın ve koltuk altlarınıza uygulayın. Sirkenin kokusu bir kaç saniye içinde geçecek ama kötü kokuyla mücadele içeren özler gün boyu kalıcı olacaktır. Soğan Sarımsak Koku Yapar Şu bir gerçek ki soğan, sarımsak ve bazı baharatlar ağız kokusuna yol açar, fakat bu gıdalar saç ve bedeni de kokutur. Ve bu koku banyo yapana kadar geçmez. Antibakteriyel Sabun Kullanın Piyasada bulunan antibakteriyel sabunlarda kötü kokuyla mücadelede etkilidir. Var olan bakterileri yok edip, yenilerinin üremesini engellerler. Böylece kokmanız engellenmiş olur.
  8. Misafirlere görünmeyen tüm kategori, bölüm, ve konular açılır.Profil sayfan olur ve profil resmi ile kapak fotoğrafı ekleyebilirsin.Arkadaşlık sistemi ve mesajlaşma aktif olur.Yakın zamanda yapılacak aktivite ve yarışmalarımıza katılabilir ve puan tablosunda üst sıralara hatta liderliğe oynayabilirsin.Dini ve özel günlerde tebrik mesajları alırsın.Yeni konular açıp, açılmış konulara yorum yazabilirsin.Dahası DeliDahi'nin bir parçası olursun.
  9. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, MYK toplantısı sonrası, Kaz Dağları bölgesinde gerçekleştirilecek altın arama faaliyetleri ile ilgili ortaya atılan yalan haberlere net cevap verdi. Çelik'in konuyla ilgili açıklamaları şu şekilde; Sosyal medyada gündem olan bir konu var. Kaz Dağları etiketiyle yapılan bir gündem söz konusu. Kaz Dağları'nda çok yüksek hassasiyete sahibiz. Çevre Bakanımız bir sunum yapacaklar. Gerekli hassasiyeti gösteren partiyiz. Hükümetlerimiz döneminde yapılan ağaçlandırma faaliyetleri en çok gururlandığımız işlerdendir. Bu meselede bütün dostlarımızın, vatandaşlarımızın doğru hassasiyetlerini aynen paylaşırken, birtakım maniplatif hareketlere karşı açıklamak yapmak zorunlu olmuştur. İzin 2001'de bir CHP'li tarafından alınmış Bir kere oradaki olan yer Kaz Dağları değildir. Arada 40 kilometre vardır. Kesilen ağaçların tamamı yerine fidan başka bir alana dikilmiştir. Burada yapılacak işlemler bittikten sonra buranın ağaçlandırılması tam olarak gerçekleşecektir. Söz konusu yer Kaz Dağlarına 40 kilometre uzaklıkta. Bu izinler iktidarlarımızdan önce 2001 yılında verilmiştir. CHP'li bir şahısla SİT izniyle ortadan kaldırılmış. "Siyanürle yapılan bir arama söz konusu değildir" Burada 14 bin civarında yeni ekim yapılmıştır. Sadece bu sene Çanakkale'de 2,5 milyon fidan dikilmiştir. Siyanürle ilgili söylentilerin doğru olmadığını uzmanlar söylüyor. Siyanürle arama söz konusu değil, izole ve kapalı mekanlarda gerçekleştiriliyor. Biz vatandaşlarımızın çevre hassasiyetiyle ortaya koyduğu bütün bu mevzulara saygılıyız. Fakat birtakım grupların maniple ettiği çalıştığını, hükümetle siyasi mücadelelerini bu örtü altında yapmaya çalıştıklarını, birtakım yatırımları engelleme içerisinde olduklarını görüyoruz. Çevreci dostlarımızla her zaman beraberiz. "Sosyal medyada ortaya konulanların gerçekle alakası yoktur" ÇET Raporuna karşı hiçbir şeye izin verilmeyecektir. Burada ticari faaliyetler gözetilirken verdiğimiz ruhsatlar çevresel etkiye uygun olarak hayata geçirilecektir. Ormanla ilgili ortaya koyulan prensiplerine tamamen uygun olarak takip edilecektir. Çevreyle ilgili hassasiyeti olan dostlarımızın her zaman yanındayız. Oradaki hassasiyetleri yakından takip ediyoruz. Ama sadece bu meseleyi siyasi mücadeleye dönüştürmeye çalışan grupların, çevreci vatandaşlarımızın büyük hassasiyetini çalmaya ve siyasal ajandalarına istihdam ettiklerine inanıyoruz. Bakanlığımız oradaki çevre örgütlerinin uygun bir şekilde bilgilendirilmesi gerekiyor. Bugün bir bilgilendirme başladı. Bundan sonra daha yoğun bilgilendirme yapılacaktır. Çevre konusunda hassasiyet gösteren bütün vatandaşlarımızın başımızın üstünde yeri vardır. Bu hassasiyetleri, vatandaşlarımızı kışkırtmaya çalışan birtakım radikal grupların, bunların mensubu bazı kişileri orada görüyoruz. Ortaya koyulan soruların hepsinin cevabı vardır. Sosyal medyada ortaya konulanların gerçeklerle alakası yoktur.
  10. Yozgat Bozok Üniversitesi, Mühendislik-Mimarlık Fakültesi, Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü öğrencileri, 1 lira ile 160-180 kilometre yol kat edebilen tamamen yerli ve milli elektrikli araç üretti. Toplam ağırlığı 131 kilogram olan araç, 100 kilometre hızın üzerine çıkabiliyor ve 1 Türk Lirası'na 160-180 kilometre arası yol kat ediyor. Yaklaşık 4 bin lira harcanan araç, Uluslararası olan Shell Eco Maraton Türkiye yarışında kendi kategorilerinde dünya 5'incilik ödülünü aldı. Ayrıca Üniversitemiz bünyesinde bulunan '3M-Electro' ve 'Atılganlar' öğrenci kulüplerinden oluşturulan karma takım ile de Shell Eco Marathon yarışında Global Yarış Jürisi tarafından 'Takım Ruhu ve Azim Ödülü'ne layık görüldü. Üniversitemiz Mühendislik-Mimarlık Fakültesi, Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü öğrencileri, 1 lira ile 160-180 kilometre yol kat edebilen tamamen yerli ve milli elektrikli araç üretti. Toplam ağırlığı 131 kilogram olan araç, 100 kilometre hızın üzerine çıkabiliyor ve 1 Türk Lirası'na 160-180 kilometre arası yol kat ediyor. Yaklaşık 4 bin lira harcanan araç, Uluslararası olan Shell Eco Maraton Türkiye yarışında kendi kategorilerinde dünya 5'incilik ödülünü aldı. Ayrıca Üniversitemiz bünyesinde bulunan '3M-Electro' ve 'Atılganlar' öğrenci kulüplerinden oluşturulan karma takım ile de Shell Eco Marathon yarışında Global Yarış Jürisi tarafından 'Takım Ruhu ve Azim Ödülü'ne layık görüldü. Yozgat Bozok Üniversitesi bünyesinde kurulan 3M Elektro Topluluğu tarafından tüm aksamları yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarından olan elektrikle çalışan araç üretildi. Aracın motoru, motor kontrolcüsü, batarya yönetim sistemi, yerleşik şarj birimi, araç kontrol sistemi ve telemetri (haberleşme) sistemi ve bunların yazılımları tamamen öğrenciler tarafından üretildi. Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Yaz; "Avrupa'ya gitmeye hak kazandık. Öğrencilerimizle gurur duyuyoruz. Arabanın A'dan Z'ye bütün aksamını öğrencilerim kendi imkânlarıyla yapıldı. Ben de akademik danışmanlık yapıyorum. Takıldıkları yerde yardımcı oluyorum. Aracın en büyük özelliği 72 voltta 250 kilometre yol alabilir olması. Hızı da iyi testlerde 95 kilometre hızı gördük. 1 liralık enerjiyle de 3 tekerlekli haliyle 180 kilometre yol yapıyor." dedi. 3M Elektro Topluluğu üyesi Sertaç Somuncu ise aracın 1KW ile 84 kilometre yol gidebildiğini söyleyerek, "Aracımız 1 TL ile yaklaşık olarak 170 kilometre yol gidiyor. Motoru tamamen kendi üretimimiz. Araçtaki batarya kontrol sistemi de kendi üretimimiz. Yani araç yüzde yüz yerli. Yozgat Bozok Üniversitesi bünyesinde bulunan 3M Elektro Topluluğunun bir ürünü. Bunun maliyeti, bataryası hariç 3-4 bin lira oldu." dedi. Somuncu, "İstanbul'da yapılan Shell Eco Marathon yarışında kendi konseptimizde 5'inci olduk. Yunanistan, Tunus gibi takımların arasında Takım Ruhu Ödülünü de alarak Londra'da düzenlenecek olan yarışmaya katılmaya hak kazandık. Temmuz ayında Londra'da hem ülkemizi hem de üniversitemizi temsil edeceğiz. ifadelerini kullandı. Aracın 100 kilometre hızın üzerine çıkabildiğini de hatırlatan Somuncu, "Aracın toplam ağırlığı 131 kilo. Aracımızı geliştirerek bunu 35 kiloya çekmeyi planlıyoruz. Bunlar geleceğin araçları diyebiliriz. Yenilenebilir enerji revaçta olan bir şey. Bu doğrultuda yapılan bir araç. Teknolojik olarak piyasada satılan elektrikli araçlardan bir eksiği yok. Sadece daha kullanıma uygun hale getirilmesi gerekiyor." şeklinde konuştu.
  11. Sitemiz, IPS 4 Beta4a'ya güncellenerek daha hızlı oldu...
  12. Bu konu çok derin bir mevzu. Öncelikle belirtmekte fayda var ki Ülker yahudi firmasıdır diye tek cümleyle açıklayanlar bilmeden konuşanlardır. Yapı itibariyle çok ortaklı bir firma olan Ülker, %44 (2012 verileri) oranında Yıldız Holding’e aittir. Günümüz dünyasında büyüyen firmalar çok ortaklı olabilir. Bir kısım hisseleri satılarak yeni kaynaklar oluşturulur ve yeni şirketler satın alınır, yeni yatırımlar yapılır. Ülker’in ortaklık yapısında bulunan Dynamic Growth Fund bir amerikan firması. Ancak 2013 yılında Yıldız Holding bu firmadaki Ülker hisselerini geri aldı. Şu anda Yıldız Holding’in Ülker’deki hissesi %48, Ailenin diğer üyeleri %8 ve kalanı da halka açıktır. Ülker için yahudi firması diyenlar bunu bildiklerinden değil bazı gözlemlere dayanarak bu iddialarda bulunuyorlar. Bunlardan biri çalışma prensiplerinin benzerliği nedeniyle söyleniyor. Diğer dayanak ta bazı yönetici kadrolarında yahudilerin oldugu söylentisi. Birinciye açıklık getirmek gerekirse benzerlik olması normal. Piyasadaki ürünlere baktığımızda en iyi en kaliteli ürünler hep yahudi markalardan oluşuyor. Dolayısıyla ortaya kaliteli, iyi reklam yapan bir firma çıktığında yahudi olduğu şüphesi güçlenmiş oluyor. İkinci konu da yine bu şekilde bir benzerlikle alakalı. Siz büyük bir şirket olduğunuzda yönetici kadrolarınızda işleri yürütecek piyasaya hakim insanlar gereklidir. İsteseniz de istemeseniz de piyasa şartları ve rekabet gücü için yetişmiş nitelikli insanlara ihtiyacını olur. Piyasadaki büyük şirketlerin çoğunlukla yahudi kökenli olması yetişen yöneticilerin de bu yönde artmasına neden oluyor. Dolayısıyla büyüyen şirketlerde yöneticilerin yabancı olması mecburen olağan olmaya başladı. Ortada bu kadar karmaşık bir yapı varken Ülker yahudi markasıdır veya değildir diye yorum yapmak haksızlık olur. Burada kimseyi yönlendirmeden bireysel bir çıkarım sunmak istiyorum. Yıldız Holding’in, Ülker yada diğer başka firmalar üzerinden küçük büyük hisseli yahudi kökenli ortaklar aldığı gözlenebilir. Benim gözlemlediğim; bu hisseleri satarak elde edilen kaynaklarla, Godiva, United Biscuits gibi uluslararası firmaları satın almaktadır. Yani bir Ülker çikolata aldığınızda %5’i yahudi bir ortağa gidiyorsa buna karşılık Yıldız Holding’in aldığı yabancı şirkelerden de ülkemize kazançlar dönmektedir. Ülker grubu adı altında yan şirket hissedarları arasında %5’in üzerinde pay sahibi tüzel kişi bulunmamakla birlikte, şirketin 30 Eylül 2012 tarihli pay dağılımı şöyledir: Şirket Pay tutarı Pay oranı % Yıldız Holding 151.778.531 44,38 Dynamic Growth Fund 73.308.031 21,44 Diğer şirketler 116.913.438 34,18 Toplam 342.000.000 100,00
  13. Türkiye'nin merakla beklediği yerli otomobilin yürüyen ilk ön gösterimi gerçekleştirildi. Yerli otomobil için bugün tarihi bir gün… Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tanıtımıyla yerli otomobil görücüye çıkıyor. Türkiye’nin otomobili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, katılımıyla Gebze’de gerçekleştirilen “Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu Yeniliğe Yolculuk Buluşması” ile tanıtıldı. Türkiye’nin Yerli Otomobili “Türkiye’nin Otomobili”nin ön gösterim aracının tanıtımında konuşan TOGG CEO’su Karakaş, “200 ve 400 bg iki alternatif, arkadan itiş veya 4 çeker olacak. 500 km menzil ve 30 dakikanın altında şarj edilebilir olacak” dedi. TOGG Ceo’su: Bataryayı Sıfırdan Ürettik Toplantıda konuşan TOGG CEO’su Gürcan Karakaş şunları söyledi: “Dünyada oyunun kuralları değişiyor. Otomobil akıllı bir cihaza dönüşmekte. Projeye başlamadan önce 18 şirketi inceledik. Fikri mülkiyeti yüzde 100 bizim olan bir otomobilden bahsediyoruz. 15 yıl içinde 5 modelimiz olacak. Neden SUV’u seçtik? Dünyanın en büyük segmenti. Yüzde 95’i ithal olan bir segment. Markanın adlandırma sürecini önümüzdeki senenin ortasında tamamlamayı düşünüyoruz. 200 ve 400 bg iki alternatif, arkadan itiş veya 4 çeker olacak. 500 km menzil ve 30 dakikanın altında şarj edilebilir olacak. Bataryasını sıfırdan geliştirdik. Aracın holografik asistanı var.” TOGG Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu Sanayi ve Ticaret A.Ş. (“TOGG”) dünyayla rekabet edecek, fikri mülkiyet haklarına sahip bir otomotiv markası yaratma hedefi ile güçlerini birleştiren Anadolu Grubu, BMC, Kök Grubu, Turkcell, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Zorlu Grubu ortaklığında 25.06.2018 tarihinde kuruldu. TOGG, elektrikli ve bağlantılı araçlar tasarlamakta ve bu araçlar etrafında bir mobilite ekosistemi inşa etmektedir. TOGG, bu ekosistem sayesinde geniş kitlelerin hayatını kolaylaştırmayı, emisyonları sıfırlayarak sürdürülebilir bir gelecek yaratmayı hedefleyen geleceğin otomobil şirketidir. TOGG Açılım Nedir? TOGG: Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu Ortaklar Kimlerdir? CEO: Mehmet Gürcan Karakaş Yönetim kurulu başkanı: M. Rifat Hisarcıklıoğlu Yönetim kurulu başkan yardımcısı: Tuncay Özilhan Yönetim kurulu başkan yardımcısı: Taha Yasin Öztürk Yönetim kurulu üyesi: Kamilhan Süleyman Yazıcı
  14. Cübbeli Ahmet Hoca, Ahmet Hakan'ın kendisine attığı 'Saç-ı Şerif fabrikası açtı.' iftirasına ilişkin açıklamasında, "Ahmet Hakan diyor ki 'Su fabrikasında resmin var. Ben nereden bileyim?' Kardeşim her resmimin olduğu yer benim mi? Bu nasıl gazetecilik?" dedi. Kendisine yöneltilen 'yanmaz kefen, su fabrikası, kaymaz terlik' gibi iftiralara dair yeniakit.com.tr'ye açıklamalarda bulunan Cübbeli Ahmet Hoca, "Cemaatten bir arkadaşımızın su fabrikasının açılışına dua etmek için katıldığımızda Ahmet Hakan bunu Hürriyet Gazetesi'nde 'Saç-ı Şerif Fabrikası' başlığıyla haber yaptı. Ben de kendisinden davacı oldum ama davamı da kazanamadım." dedi. "Bu kadar iftira olur mu?" diye soran Cübbeli Ahmet Hoca, sözlerine şöyle devam etti: "Beni bilen biliyor ama bazıları da bakınca inanası geliyor. Bu iftiradan dolayı Ahmet Hakan'a dava açtım. Ahmet Hakan diyor ki 'Su fabrikasında resmin var. Ben nerden bileyim?' Savcı, beni müşteki olarak çağırdı. 'Hocaefendi bak burda resmin var.' dedi. 'Her gittiğim fabrika, lokanta benim olabilir mi? Siz savcısınız.' dedim." 'Benim bir kütüphane dolusu kaynağım var' Yanmaz kefen satışı yaptığı iftiralarına da cevap veren Cübbeli Ahmet Hoca, "Süleymaniye Kütüphanesi'nde birçok kaynağım var. Bir kaynağımda Hadis-i Şerif, 'Şu İsm-i Şerif kefene yazılırsa azap hafifler.' diyor. Sohbetteki bir konuşmamda cemaate faziletini anlattım. Ben, 'İstediğin günahı işle, kafir ol, münafık ol. Bu ayeti yazınca azap görmezsin.' demedim ki. Cemaatten bazı talepler oldu. Ben de bu talepleri, kefen yapan arkadaşlara ilettim. Olayın hepsi bu." şeklinde konuştu. Cübbeli Ahmet Hoca, kaymaz terlik satışı yaptığı iddialarına ilişkin de şu sözlerle cevap verdi: "Bir kuruş para boğazımdan geçmedi. Bunun için daha önce de yemin ettim. Bir kuruş para kazandıysam 'Allah bana lanet etsin' dedim. 120 terlikle insan ne kazanacak? Bir de tanesi 120 lira. 100 bin lira falan dersin de bir yekün tutar."
  15. Ülkemizde de günden güne yayılan yabancı dilde yazılı elbise giyme alışkanlığı, tutkunlarını rezil edebiliyor.İnsanların şuursuzca üzerlerine geçirdikleri tişörtlerde, kazaklardaki yabancı dilde yazılar küfür de içerebiliyor. Üzerinde taşıdığı o yazıların Türkçesini bilmeyen insanlar merak da etmeyebiliyor. Sonuçta ortaya, trajikomik bir görüntü çıkıyor... İşte ülkemizde ve diğer ülkelerde giyilen küfürlü ve tuhaf tişörtleden örnekler: “Kocamı seviyorum” yazılı t-shirt'lü bir erkek Teyze farkında değil ama elbisesi “Ben bakireyim ama bu eski bir t-shirt” diyor Elbiseye göre namaza gelen bir satanist var. "Tanrı meşgul, Size ben yardım edebilir miyim?" "İsa’yı seviyorum" şapkası ile namaza gelen birisi Teyze farkında değil ama t-shirt'une göre kendisi "Porno yıldızı" En ağır küfürün yazılı olduğu bir t-shirt daha (Kendi anasına küfür ediyor) Büyük ve sert ..... seven bir kadın
  16. Usta sanatçı Orhan Gencebay, Mustafa Aksu'nun "Orhan Gencebay da çingenedir" sözlerine "Bu şerefsizlere inanmayın" diyerek tepki gösterdi. Usta sanatçı Orhan Gencebay, eşi Sevim Emre ve arkadaşlarıyla Etiler'de yemek yedi. Gencebay'a, mekan çıkışında, yazar Mustafa Aksu'nun "Orhan Gencebay da çingenedir" iddiası soruldu. Gencebay, "Ben tam bir Karadenizliyim, Kırım kökenliyim. Zaten birileri hep konuşur. Fatih Sultan Mehmet için kötü konuşan bazı şerefsizler, bu tarz açıklamalarla bizim değerlerimizi kötülemeye çalışıyor, bize zarar vermeye kalkıyor. Bunlara inanmayın" diyerek tepki gösterdi.
  17. CHP'li İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun dün basın toplantısı düzenleyerek "Felaket projesi" olarak tanımladığı Kanal İstanbul projesine neden karşı çıktığını 15 ana maddede anlattı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Kadir Topbaş'ın İBB Başkanlıkları döneminde danışmanlık veren eski AK Parti Erzurum Milletvekili Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı ise İmamoğlu'nun temelsiz iddialarına yanıt verdi. İşte 15 maddede Kanal İstanbul gerçeği... CHP'li İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, "İstanbul'a katmerli ihanet ve felaket projesi" olarak tanımladığı Kanal İstanbul'a neden karşı olduklarını, "Ya Kanal ya İstanbul" başlığıyla düzenlediği basın toplantısında 15 maddeyle açıkladı. Kanal İstanbul'la ilgili ÇED raporunu masaya yatıran İmamoğlu, raporda bilim insanlarının görüşüne yer verilmediğini ileri sürüp, İstanbulluları ve sivil toplum kuruluşlarını raporu okuyup, başlatacakları hukuki sürece müdahil olmaya davet etti. İmamoğlu'na yanıt ise Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı'dan geldi. Ekrem İmamoğlu'nun öne sürdüğü 15 maddeyi tek tek yanıtlayan Ilıcalı, İmamoğlu'nun iddia ettiği maddelerle ilgili "Bilimsel aslı olmayan, vatandaşta korku oluşturmak için yapılan mesnetsiz bir açıklama" olarak değerlendirdi. İşte İmamoğlu'nun iddiaları ve Ilıcalı'nın yanıtları İddia: 1- Susuzluk Kanal İstanbul projesi yapıldığı takdirde, 8 bin 500 yıldır var olan İstanbul sonsuza kadar yeraltı ve yerüstü su kaynaklarını kaybedecek. Gerçek: 1- Susuzluk Bilimsel aslı olmayan, vatandaşta korku oluşturmak için yapılan mesnetsiz bir açıklama. 2022 yılında hizmete girmesi planlanan Melen Barajı ile gelecek su İstanbul'un su ihtiyacının tamamını karşılayacak. İddia: 2- Deprem riski Küçükçekmece Gölü'nden 3 sığ fay hattı geçiyor. Proje 1., 2. ve 3. derece deprem bölgelerinde kalıyor. 11 kilometre mesafeden Kuzey Anadolu fay hattı, 30 kilometre mesafeden Çınarcık fay hattı geçiyor. Gerçek: 2- Deprem riski Yüzeysel ve bilim dışı bir açıklama. Kanal İstanbul'un deprem için ilave bir etki yapmayacağı 275 yıllık tekerrür periyodu alınarak Kanal'ın hesaplanmış model çalışmasında ortaya konulmuştur. İddia: 3- Doğayı katletmek Kanal çevresindeki yapılaşma, kısa zamanda sıcaklık-nem-rüzgâr rejimini değiştirerek İstanbul'u bir ısı adasına çevirecek. Gerçek: 3- Doğayı katletmek Doğayı katledecek bir çalışma asla yok. Sürüngeninden memelisine, ağacından sulak alanlarına kadar hepsi üzerinde ayrı ayrı değerlendirme yapılmıştır. İddia: 4- İstanbul'un tarihini talan Küçükçekmece Gölü kıyısında yer alan Bathenoa Antik Kenti, İstanbul'daki ilk yerleşmelerden biri olan Yarımburgaz Mağaraları ve daha bilmediğimiz toprak altındaki nice antik hazineler proje tarafından yutulacak. Gerçek: 4- İstanbul'un tarihini talan Tam tersi tarihi yarım adadaki ve Boğaz'daki tarihi eserleri korumaya dayalı bir proje. Tarihi ve insan canını olası tehlikelere karşı korumaya yönelik mükemmel bir tarih projesi. İddia: 5- 82 milyona en az 110 milyar liralık yeni vergi yükü Bırakın inşaat maliyetini, özel şahıslara ait mülklerin kamulaştırma bedelleri bile milletin sırtına yüklenecek. Gerçek: 5- 82 milyona en az 110 milyar liralık yeni vergi yükü Projenin maliyeti 75 milyar lira. Bu işin farklı finansman yöntemleri var. Vatandaşa vergi ile yapılmayacağı açık bir gerçek. İddia: 6- İBB'ye 23-35 milyarlık lüzumsuz maliyet Bakanlığın ilk tahminlerine göre 75 milyar maliyet ve bunun yanı sıra İBB'ye yüklediğiniz 23-35 milyarlık maliyetle bu gereksiz işe kalkıyorsunuz. Gerçek: 6- İBB'ye 23-35 milyarlık lüzumsuz maliyet Projeyi lüzumsuz olarak görürseniz yaptığınız her iş lüzumsuz olur. İBB'nin görevi vatandaşa hizmet etmek. İddia: 7- Gelir rüyası Gemiler İstanbul Boğazı'ndan bedavaya geçmek varken, neden para vererek Kanal İstanbul'dan geçsin? Hangi akıllı kaptan, kârını düşünen hangi şirket buna evet diyecek? Gerçek: 7- Gelir rüyası Bu proje bir gelir kazanmak için yapılmıyor. Şu an Boğaz'dan 50 bin gemi geçiyor, 10 yıl sonra bu rakam 70 binin üzerine çıkacak. Kanal İstanbul yapılmazsa bekleme süresiyle birlikte bunun maliyeti de artacak. Gemiler, kendi rızalarıyla kanaldan geçecekler. Bundan da bir gelir elde edilecek. İddia: 8- Trafik sıkışıklığı İnşaatın başlamasıyla TEM ve E-5, sık sık trafiğe kapatılacak. 6-7 yıllık inşaat sürecinden bahsediyorlar. İstanbul trafiğinde yaşanacak problemlerin boyutu belirsiz. Gerçek: 8- Trafik sıkışıklığı İstanbulluları trafikte perişan etmeyecek çünkü buraya ilave bir nüfus gelmeyecek, İstanbul'da riskli alanlardaki binaların burada kentsel dönüşümüne katkıda bulunulacak, bu da tam tersi trafik sıkışıklığını azaltacak. Mevcut ulaşım sistemi yeni düzenlemeye göre revize edilecek. İddia: 9- 50 yıllık hafriyat Kanal inşaatından çıkacak hafriyatın 2 milyar metreküpe ulaşmasını bekliyoruz. İstanbul'un yıllık hafriyat hazmetme kapasitesi 40 milyon metreküp. Gerçek: 9- 50 yıllık hafriyat ÇED raporundaki 1.2 milyar metreküp rakamına itibar etmiyor, 2 ile çarpıyor. İddia: 10- İstanbul'a 1.2 milyonluk yeni nüfus Kanal İstanbul inşa edildiğinde, yapılacak olan yeni yerleşim birimlerine 1.2 milyon yeni nüfus gelecek. Bu 1.2 milyonla kalmaz. Ben "2 milyon olur bu' dedim ama beni dinlemediler. Gerçek: 10- İstanbul'a 1.2 milyonluk yeni nüfus Bu da yanlış. Kentsel dönüşüme katkıda olacak şekilde 500 bin nüfus olacak. Vatandaşlar buradaki depreme dayanıklı binalarda oturacak. İddia: 11- 8 milyonluk nüfusu bir adaya hapsetmek İstanbul Boğazı ile yeni açılacak kanal arasına oluşacak olan adaya, 8 milyonluk bir nüfusun hapsedilmesi gibi bir durum da ortaya çıkıyor. Deprem anında bu nüfusun güvenliğini nasıl sağlayacaksınız? Gerçek: 11- 8 milyonluk nüfusu bir adaya hapsetmek Şu anki duruma göre bir depremdeki güvenliği nasıl sağlayacaksa, bunun ondan bir farkı olmayacak, çünkü nüfusta bir değişiklik olmayacak. Nüfus yayılmış olacak daha büyük avantaj getirecek. İddia: 12- Montrö rüyası Kanal İstanbul'un yaratacağı denizsel ve karasal etkiler, bizi Montrö dışında 7 tane daha uluslararası sözleşmeyle de bağlıyor. Gerçek: 12- Montrö rüyası Montrö, Türkiye için çok önemli ve avantajlar sağlıyor. Montrö'den dolayı bu kanalın olumsuz etkilenme durumu yok çünkü kanaldan geçişler zorunlu değil isteğe bağlı olacak. İddia: 13- Karadeniz balıklarını yok etmek Karadeniz'in tuzlu su miktarı artacak ve doğal dengesi bozulacak. Hem Marmara'da hem de Karadeniz'de balık da yok olacak balıkçılık da bitecek. Gerçek: 13- Karadeniz balıklarını yok etmek Karadeniz balıkçılığını daha da güçlendirecek. Olası bir deniz kazasına ya da petrolün ve kimyasalın denize karışmasına karşın daha garanti altında balıklar. İddia: 14- Maneviyatı yok etmek Mezarlıklar Müdürlüğümüzün verdiği rapora göre; kanal projesiyle Arnavutköy'deki Baklalı, Roman ve Yeniköy mezarlıkları çok net proje alanında kalıyor. Gerçek: 14- Maneviyatı yok etmek Manevi açıdan gurur duyulacak bir proje. Geçmişte havalimanı ve köprü projeleri için de aynı şeyler söylemişti. Bunu Bülent Ecevit çok daha önce düşünmüş, Osmanlı düşünmüş, bunlar vizyon projeleri. Bu projeleri yaparken bir takım sıkıntılar varsa gereken tedbirler alınır. İddia: 15- Bu milleti sevmemek Milleti sevmemektir. Kendini sevmektir. Kamu adına karar verenlerin önceliği milletin canını, malını, geleceğini korumaktır. Gerçek: 15- Bu milleti sevmemek Milleti sevmemek demek olamaz. Bu millete projeleri öncülük eden ülke sevdalısı Cumhurbaşkanı'nın öncülüğünde gelişen bütün projeler millet içindir. Bu proje özetle felaket projesi değil koruma projesidir. Bu projeyi tarafsız ve bilimsel değerlendirip faydalarını görmek gerekir.
  18. Orta Doğu'da sıklıkla tüketilen sumak, Türk mutfağında genellikle kebap ve soğan salatalarında kullanılır. Antioksidan kapasitesi en yüksek baharat olan sumak, sadece lezzeti değil şifasıyla da göz dolduruyor. Eski zamanlarda binlerce yıl boyunca kumaş boyası olarak kullanılan sumak, zamanla alternatif tıbbın vazgeçilmezlerinden biri oldu. Sumak sadece baharat olarak değil, çay şeklinde hazırlanarak tüketilebilir. Özellikle sindirim sorunlarının tedavisinde etkili olan bu kırmızı baharat, diyabetten bağışıklık sistemini iyileştirmeye kadar etkili. Bir hafta boyunca sumak çayı içer ya da baharatını yemeklerinize eklerseniz bu sağlık sorunlarına yakalanma riskini en aza indirebilirsiniz. Sumak Çayı Tarifi Özellikle antimikrobiyal ve antiviral etkileri sayesince boğaz ağrısı, yanması gibi şikayetleriniz varsa bu çayı denemelisiniz. Malzemeler ; 1 çay bardağı kaynamış su 1 tatlı kaşığı tane sumak (toz sumakta olabilir ama tanesi daha etkilidir) Uygulanışı Bir çay bardağına 1 tatlı kaşığı öğütülmüş veya tane sumaktan (siz mümkünse tane sumak tercih edin) koyup üzerine kaynar suyu dökün. Daha sonra 5 dakika demlemeye bırakın. 1-2 damla kekik yağı da (şart değil) 5 dakikalık demleme sonunda ilave edilip tüketilebilir, sumakla beraber oldukça faydalıdırlar. Ancak sumak çayında dibe çöken posayı tüketmiyoruz. Ekşiliği (malik asitten dolayı) fazla olduğundan ekstra limon koymaya gerek olmayabilir.
  19. Türkiye'nin ilk üç boyutlu yaya geçidi Aydın'da hayata geçirildi. Proje, sürücülerin yayalara gereken duyarlılığı göstermesine neden oluyor. Aydın' da, Türkiye'de bir ilk olan üç boyutlu yaya geçidi uygulaması hayata geçti. Kent merkezi ve farklı caddelerdeki uygulamada, üç boyut sayesinde, araç sürücüleri önlerinde bir yükseklik varmış gibi algılayıp hızlarını azaltıyor, yayalar da karşıya daha güvenli geçiyor. Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Daire Başkanı Onur Yılmaz, uygulamanın Türkiye'ye de örnek olduğunu, yeni projeler üzerinde çalıştıklarını söyledi. Türkiye'de bir ilk! 2019 yılı İçişleri Bakanlığı tarafından 'Yaya Öncelikli Trafik Yılı' ilan edildi, yayalara öncelik vermeyenlere yönelik trafik cezaları yüzde 100 artırıldı. Bu uygulamadan önce, 2017 yılının Aralık ayında Aydın Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Daire Başkanlığı'ndaki teknik birim, üç boyutlu yaya geçidi projesini geliştirip, hizmete açtı. Türkiye'de ilk kez uygulanan sistem örnek oldu. Birçok belediye, proje hakkında bilgi alıp kendi kentlerinde uygulamanın planlarını yaptı. Gören frene basan Projedeki üç boyut, sürücülerde farklı bir algılamayla optik yanılsama sağlıyor. Sürücülerin yayalara gereken duyarlılığı göstermesini sağlayan yöntemde, yaya geçitleri üç boyut özellikli boyanıyor. Estetik görünüm de sağlayan yaya geçidine gelen sürücüler, ilk önce burada bir yükselti olduğunu düşünüp, yavaşlıyor, ardından duruyor. Böylelikle yayalar da güvenli bir şekilde karşıya geçiyor. Farkındalığını artırmak için yapılan proje Proje hakkında bilgi veren Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Daire Başkanı Onur Yılmaz, şöyle dedi: "Yayaların trafikte farkındalığını artırmak için yapılan projeydi. Projede, araç yaya geçidine yaklaştığı zaman yükseklik varmış gibi algılıyor, yavaşlıyor. Bunu Türkiye'de ilk kez Aydın'ın merkezinde yaptık. Çok beğenildi. Sonrasında kentimizin farklı noktalarında da uygulamaya başladık. Bu projeye diğer illerden de gelen talepler var. Onlara da yardımcı oluyoruz. Yayalar konusunda böyle bir farkındalık oluşturduk, bundan da mutluyuz. Bunu daha da geliştirecek yeni projeler üzerinde yine ilkleri Aydın'da hayata geçirmek adına çalışıyoruz." Yaya geçidini kullananlardan Sadık Eren, memnuniyetini ifade ederek, "Karşıdan kolayca fark ediliyor ve aynı zamanda fosforlu. Sürücülerin de yayaların da dikkatini çekiyor. Biz mahalle sakinleri olarak yoldan geçeceğimiz zaman araçlar mutlaka yavaşlıyor. Biz memnunuz, bütün mahalle sakinleri de memnun" diye konuştu.
  20. Kamuoyunda “Cübbeli Ahmet Hoca” olarak bilinen İsmailağa Cemaati'nin önde gelen isimlerinden Ahmet Mahmut Ünlü, yaptığı bir röportajda ‘yanmayan kefen’ iddialarına ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. Yazar Murat Ağırel ile konuşan Cübbeli Ahmet Hoca, kamuoyunda sıkça konuşulan ‘kefen’ konusuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, “Ben yanmaz kefen diye bir şey konuşmadım. Allah senin ameline bakar, sen bozuksan seni kimse kurtarmaz. Onu da yanmaz kefen olarak sundular” dedi. Cübbeli Ahmet Hoca, yanmaz kefen diye bir şey konuşmadığını belirterek “Kefen bir kere talep üzerine yapıldı. Ceylan derisi, safran mürekkebi, Allah’ın bazı isimleri filan yazıldı. Kaynaklarım da bunlar var. Kitaplarım var, bu yüzden talepler geldi. Kendime bile kenara bir kefen bile ayırmadım. Ama hazırlamam lazım. Bunların birçoğu hediye dağıtıldı. Fiyatı 200 TL olarak belirlenmişti. Yani iki katı ilmek ile yapıldı. Bunları Bursa’da 380 TL’ye satan biri ortaya çıktı. Bu konu dile getirildi. Bana hesap sorulmaya başlandı. Bu kefenler sipariş üzerine yapıldı, satışı filan olmadı. Bunu Bursa’da satan adam durumu istismar etmiştir. Bunlara ben lanet ediyorum. Su dağıttık, adam suyu almış Tokat’ta satıyor. Ben tanımam etmem. Telefon geldi. Şimdi su işi çıktı. Allah lanet etsin ya. Olmuyor böyle. Ben kaynaksız bir iş yapmadım. Bu kefenler ismi yazılan kişilere iletildi. Satışı yok, ikinci baskısı yok. Ben yanmaz kefen diye bir şey konuşmadım. Allah senin ameline bakar, sen bozuksan seni kimse kurtarmaz. Onu da yanmaz kefen olarak sundular” ifadelerini kullandı.
  21. Tıbben tedavisi bulunmayan ölümcül SSPE (Subakut Sklerozan Panensefalit) hastalığına yakalanan Halil Özçelik (28), yatağa mahkum bir şekilde yaşam savaşı veriyor. Hastalığından ötürü 5 yıldır göz kapaklarını kırpamayan genç, bu sebepten ötürü kan çanağına dönen gözlerinden gözyaşı döküyor. Antalya’da tıbben kesin tedavisi bulunmayan ölümcül SSPE (Subakut Sklerozan Panensefalit) hastalığına 8 yıl önce üniversite 2. sınıf öğrencisiyken yakalanan 28 yaşındaki Halil Özçelik, yatağa mahkum bir şekilde yaşam savaşı veriyor. Yaklaşık 5 yıldır göz kapaklarını kırpamayan ve bu sebepten ötürü de gözleri adeta kan çanağına dönen genç adam, annesinin her ‘oğlum’ diyerek gösterdiği ilgi sonrası gözyaşı döküyor. Antalya’da yaşayan İbrahim-Gülsüm Özçelik çiftinin 3 çocuğundan en büyükleri Halil Özçelik (28), 2012 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Konservatuar bölümü 2. sınıf öğrencisiyken, sağ gözünde görme bozukluğu yaşamaya başladı. İlk etapta kendisine Behçet Hastalığı teşhisi konulan Öztürk, denge ve konuşma bozukluğu yaşadıktan sonra okulu bırakıp Antalya’daki ailesinin yanına döndü. Burada hastalığı daha da ağırlaşan Öztürk’e SSPE (Subakut Sklerozan Panensefalit) Hastalığı teşhisi konuldu. 2014 yılında iki gözünü birden kaybeden Öztürk, ardından konuşma, yemek yeme ve hareket fonksiyonlarını tamamen kaybetti. Özçelik ailesi, hastalığın tıbben kesin tedavisi bulunmadığını öğrenince adeta yıkıldı. Hastalığından dolayı yaklaşık 5 yıldır göz kapaklarını kırpamayan yüzde 100 engelli genç adam ise yatağa mahkum bir şekilde ölümcül olarak bilinen hastalıkla pençeleşiyor. “İki gözüm birden görmüyor anne” Oğlunun hastalığa yakalanmasının ardından 2014 yılında 6 ay süreliğine iyileştiğini anlatan anne Gülsüm Özçelik, “Birlikte yürüyerek terapi merkezine, sinemaya gidebiliyorduk. O yıl, kardeşiyle birlikte puzzle oynarken ‘iki gözüm birden görmüyor anne’ dedi. Ardından göz doktoruna götürdüm, ‘gözlerinde sorun yok, beyinden görme merkezi etkilenmiş’ dendi. 2014 yılından bu yana gözlerini hiç kırpmadı. Hep açık olduğu için gözleri kanlanıyor. En son gittiğimiz doktor, ‘beyindeki virüs neyse o virüs artmış ve ilaç veremem’ dedi. 2 yıldır ilaç kullanamıyoruz. SSPE hastalığının tedavisi yok” dedi. Oğlunun hayalinin dans eğitmeni olduğunu belirten Özçelik, “İlk önce İngilizce ve fizik bölümü okudu. 'Ben müziksiz yapamayacağım' deyip bizden habersiz sınavlara girmiş. İTÜ’yü kazandı. 300 kişide 4’üncü oldu. Dans okulu açmak istiyordu, Latin dansları, salsalar yapıyordu. Aynı zamanda 4 tane enstrüman çalıyordu. Güzel hayalleri vardı. Ben onun yeniden sağlığına kavuşmasını istiyorum. Oğlum hayat doluydu. Hayata çok güzel bakan, cıvıl cıvıl bir çocuktu” diye konuştu. “Sessizce ‘anne’ demesi bile yetiyor” Asla umudunu kaybetmediğini dile getiren acılı anne, sözlerine şöyle devam etti: “Onun bana sessizce ‘anne’ demesi bile yetiyor. Umudumu kaybetmedim. Rabbimden umut kesilmez. Tekrar iyi olacağına inanıyorum. Hiçbir zaman ölümü aklıma gelmedi. İlk hastalığında da aynı duygular içerisindeydim. Sonuçta hepimizin sonu ölüm ama şu anda hiç öyle bir şey düşünmüyorum. Ben onun iyi olacağına inanıyorum. Bu belki de annelik içgüdüsü. Arkadaşları hiç bırakmadı onu. Hala arayıp soran arkadaşları var. İstanbul’dan Latin dans hocaları gelip ziyaret etti. 2015 yılında arkadaşları yine Halil için gece düzenledi. Oğlumla gerçekten gurur duyuyorum. Arkadaşlarına çok güzel anılar bırakmış.” Özçelik, oğlunu tamamen doğal yiyeceklerle beslediğini de sözlerine ekleyip, medikal malzemeler ve gıda konusunda destek beklediğini söyledi.
  22. Fransa'da asgari ücret 2020'de ne kadar oldu? Asgari ücretle geçinmek zor mu? Ay sonu kenarda para kalıyor mu, para biriktirilebiliyor mu? Bu sorularınızın tüm cevabı aşağıdaki videoda 👇🏼
  23. Paraya para demiyor! Bursa'da tekstil işinden emekli Seyfullah Aydın, 500 tavukla girdiği işte bugün 2 bin tavuğa sahip. Günlük 1000 yumurta elde edip, 30 tanesini 20 liradan satıyor. Aylık kazancı dudak uçuklatıyor. Bursa'da tekstil işinden emekli olduktan sonra organik yumurta işine giren emekli vatandaşın çocuğu gibi baktığı tavukların sayısı 2 bini buldu. GÜNDE 1000 TANE YUMURTLUYORLAR 30'U 20 LİRA Seyfullah Aydın, 500 tavukla başladığı organik yumurta işinde 2 bin tavukla günde yaklaşık bin yumurta elde eden Aydın, organik yumurtaların 30 tanesini 20 liradan satıyor. TAMAMEN ORGANİK Aydın, hobi olarak başladığı tavuk yetiştiriciliğini yumurta talebinin artmasıyla ticarete döktüğünü söyledi. Organik gıdalarla beslediği salma tavuklarının yumurtasının vatandaşlar tarafından çok rağbet gördüğünü belirten Aydın, emeklilikten iş adamlığına yükseldiğini dile getirdi. HERKESE ÖRNEK OLSUN Tavuklarına gözü gibi baktığını ifade eden Aydın, "Tavuklarla o kadar iyi iletişim kuruyorum ki tavuklar çocuklarım beni takip ediyor. Bir işaretimle yanıma geliyorlar. Bu da onların morallerini yükseltiyor. Bu sayede daha çok ve sağlıklı yumurta elde ediyorum. İlerlemiş yaşıma rağmen böyle bir teşebbüstü bulundum ve başarılı oldum. Bunun herkese örnek olmasını diliyorum" dedi.
  24. Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Kanal İstanbul'un gündeme gelmesiyle yeniden tartışma konusu oldu. Peki Montrö Boğazlar Sözleşmesi nedir? Montrö Anlaşması hangi maddeli içeriyor? Montrö Sözleşmesi hangi durumlarda feshedilebilir? Montrö Boğazlar Anlaşması Genel Hükümleri nelerdir? Boğazlar Sözleşmesi özel durumlar için hangi hükümleri içeriyor? İşte cevapları... Rusya'nın savaş uçağının Türkiye sınırlarını ihlal etmesi sonucunda Türk jetleri tarafından düşürülmesi sonucunda Rusya, Türkiye'ye yönelik bazı ekonomik ve ticari yaptırım kararları aldı. Türkiye'de ise buna karşılık olarak boğazların kapanması gündeme geldi. Boğazlar halen "Montrö Boğazlar Sözleşmesi" kurallarına göre yönetiliyor. Peki nedir bu Montrö anlaşması ve hangi hükümleri içeriyor? Montrö Boğazlar Sözleşmesi nedir? Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Türk Boğazlarından (Çanakkale ve İstanbul) geçiş rejimini ve boğazlar bölgesinin güvenliği işlerini düzenleyen sözleşmedir. 1923'te Lozan Antlaşması ile birlikte imzalanan Boğazlar Sözleşmesinin yerine geçmiştir. Boğazların statüsü ve gemilerin geçiş rejimi ile her zaman yakından ilgilenen İngiltere'nin Türkiye'yi desteklemesine paralel olarak Balkan Antantı Daimi Konseyi'nin 4 Mayıs 1936'da Belgrad'da yaptığı toplantıda Türkiye'nin teklifini destekleme kararı alınmıştır. Türkiye'nin girişimi Lozan Boğazlar Sözleşmesi'nin diğer akitleri tarafından da kabul edilince boğazların rejimini değiştirecek olan konferans, 22 Haziran 1936'da İsviçre 'nin Montrö kentinde toplanmıştır. İki ay süren toplantılardan sonra 20 Temmuz 1936'da Bulgaristan, Fransa, İngiltere, Avustralya, Yunanistan, Japonya, Romanya, Sovyetler Birliği, Yugoslavya ve Türkiye tarafından imzalanan yeni Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye'nin kısıtlanmış hakları iade edilmiş ve boğazlar bölgesinin egemenliği Türkiye'ye geçmiştir. Türkiye daha önce Sovyet Rusya ile yaptığı anlaşma uyarınca (saldırmazlık antlaşması) Sovyetler Birliğinin da desteği alınmıştır. Montrö Anlaşması hangi maddeli içeriyor? Ticari Gemiler İçin Geçiş Rejimi - Barış zamanında, gündüz ve gece, bayrak ve yük ne olursa olsun, hiçbir işlem (formalite) - sağlık denetimi hariç - olmaksızın Boğazlar'dan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) tam özgürlüğünden yararlanacaklardır. - Savaş zamanında Türkiye, savaşan değilse bayrak ve yük ne olursa olsun Boğazlar'dan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğünden yararlanacaklardır. Kılavuzluk ve yedekçilik (römorkörcülük) isteğe bağlı kalmaktadır. - Savaş zamanında Türkiye savaşsa, Türkiye ile savaşta olan bir ülkeye bağlı olmayan ticaret gemileri, düşmana hiçbir biçimde yardım etmemek koşuluyla Boğazlar'da geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğünden yararlanacaklardır. Bu gemiler Boğazlar'a gündüz girecekler ve geçiş, her seferinde Türk makamlarınca gösterilecek yoldan yapılacaktır. - Türkiye'nin kendisini pek yakın bir savaş tehlikesi tehdidi karşısında sayması durumunda, Boğazlar'dan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) tam özgürlüğünden yararlanacaklardır; ancak gemilerin Boğazlar'a gündüz girmeleri ve geçişin her seferinde Türk makamlarınca gösterilen yoldan yapılması gerekecektir. Kılavuzluk, bir durumda zorunlu kılınabilecek; ancak ücrete bağlı olmayacaktır. Savaş Gemileri İçin Geçiş Rejimi Barış Zamanında; - Karadeniz'e kıyıdaş Devletler, bu deniz dışında yaptırdıkları ya da satın aldıkları denizaltılarını, tezgaha koyuştan ya da satın alıştan Türkiye'ye vaktinde haber verilmişse, deniz üslerine katılmak üzere Boğazlardan geçirme hakkına sahip olacaklardır. Söz edilen Devletlerin denizaltıları, bu konuda Türkiye'ye ayrıntılı bilgiler vaktinde verilmek koşuluyla, bu deniz dışındaki tezgahlarda onarılmak üzere de Boğazlardan geçebileceklerdir.Gerek birinci gerek ikinci durumda, denizaltıların gündüz ve su üstünden gitmeleri ve Boğazlar'dan tek başlarına geçmeleri gerekecektir. - Savaş gemilerinin Boğazlar'dan geçmesi için, Türk Hükümetine diplomasi yoluyla bir önbildirimde bulunulması gerekecektir. Bu ön bildirimin olağan süresi sekiz gün olacaktır;ancak, Karadeniz kıyıdaşı olmayan Devletler için bu süre onbeş gündür. - Boğazlar'dan geçişte bulunabilecek bütün yabancı deniz kuvvetlerinin en yüksek toplam tonajı 15.000 tonu aşmayacaktır. - Herhangi bir anda, Karadeniz'in en güçlü donanmasının (filosunun) tonajı sözleşmenin imzalanması tarihinde bu denizde en güçlü olan donanmanın (filonun) tonajını en az 10.000 ton aşarsa diğer kıyıdaş ülkeler Karadeniz donanmalarının tonajlarını en çok 45.000 tona varıncaya değin arttırabilirler. Bu amaçla, kıyıdaş her Devlet, Türk Hükümetine, her yılın 1 Ocak ve 1 Temmuz tarihlerinde, Karadeniz'deki donanmasının (filosunun) toplam tonajını bildirecektir; Türk Hükümeti de, bu bilgiyi, kıyıdaş olmayan diğer devletlerle Milletler Cemiyeti nezdinde paylaşacaktır. - Bununla birlikte, Karadeniz kıyıdaşı olmayan bir ya da birkaç Devlet, bu denize, insancıl bir amaçla deniz kuvvetleri göndermek isterlerse, bu kuvvetin toplamı hiçbir varsayımda 8.000 tonu aşamaz. - Karadeniz'de bulunmalarının amacı ne olursa olsun, kıyıdaş olmayan Devletlerin savaş gemileri bu denizde yirmi-bir günden çok kalamayacaklardır. Savaş Zamanında; - Savaş zamanında, Türkiye savaşan değilse, savaş gemileri yukarıda belirtilen koşullar içinde, Boğazlar'da tam bir geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğünden yararlanacaklardır. - Saldırıya uğramış bir Devlete ve Türkiye'yi bağlayan bir karşılıklı yardım antlaşması gereğince yapılan yardım durumları dışında savaşan herhangi bir Devletin savaş gemilerinin Boğazlar'dan geçmesi yasak olacaktır. - Karadeniz'e kıyıdaş olan ya da olmayan Devletlere ait olup da bağlama limanlarından ayrılmış bulunan savaş gemileri, kendi limanlarına gitmek maksadıyla boğaz geçişi yapabilirler. - Savaşan Devletlerin savaş gemilerinin Boğazlar'da herhangi bir el koymaya girişmeleri, denetleme (ziyaret) hakkı uygulamaları ve başka herhangi bir düşmanca eylemde bulunmaları yasaktır. - Savaş zamanında, Türkiye savaşan ise, savaş gemilerinin geçişi konusunda Türk Hükümeti tümüyle dilediği gibi davranabilecektir. - Türkiye kendisini pek yakın bir savaş tehlikesi tehdidi karsısında sayarsa, Türkiye savaş durumu geçiş rejimini uygulamaya başlayacak ancak; Milletler Cemiyeti Konseyi Türkiye'nin aldığı önlemleri 3'te 2 çoğunlukla haklı bulmazsa Türkiye bu önlemlerini geri almak zorunda kalacaktır. Montrö Boğazlar Anlaşması Genel Hükümleri nelerdir? - Boğazlar kayıtsız şartsız Türkiye Cumhuriyeti'ne bırakılacak, tahkimat yapmak hakkı tanınacaktır. - Türk Hükümeti, sözleşmenin, savaş gemilerinin Bogazlar'dan geçişine ilişkin her hükmünün yürütülmesine göz kulak olacaktır. Montrö Sözleşmesi hangi durumlarda feshedilebilir? - Sözleşmenin süresi, yürürlüğe giriş tarihinden başlayarak, 20 yıl sürecektir. Bununla birlikte, sözleşmenin 1. maddesinde doğrulanan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğü ilkesinin sonsuz bir süresi olacaktır. - 20 Temmuz 1956'da sözleşmenin süresi bitmiş, sözleşmeyi imzalayan Devletler Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni değiştirmek için girişimlerde bulunmuşlar ancak başarılı olamamışlardır. - Uluslararası Deniz Hukuku kuralları ve Fesih şartlarında da belirtildiği gibi gemilerin transit geçiş hakkı gereği sözleşmenin değişmesi durumunda dahi Türk Boğazlarından geçecek hiçbir gemiden zorunlu ücret talep edilemeyecektir.
×