Jump to content
Fevaid

Feneroin

Yönetici
  • Content Count

    1,272
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    60

Everything posted by Feneroin

  1. Önümüzdeki günlerde tanıtılması planlanan yerli otomobilin özelliklerine ulaşıldı. SUV olarak üretilecek olan aracın tasarımını Ferrari, Lamborghini ve Maserati tasarımlarıyla tanınan dünyaca ünlü İtalyan Pininfarina şirketi tarafından yapıldığı öğrenildi. Milli Otomobilin tasarımı konusunda ilk bilgiye ulaşıldı. SUV olarak piyasaya çıkacak ilk modelin tasarımını dünyaca ünlü İtalyan şirket Pininfarina yaptı. Hem Türkiye’de hem de dünyada sektörün merakla beklediği tanıtım için sayılı günler kaldı. Aracın ön gösterimi önümüzdeki günlerde Gebze Bilişim Vadisi’nde gerçekleştirilecek. Ferrari’nin tasarımcısı seçildi Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu (TOGG) CEO’su Gürcan Karakaş, proje ile ilgili hemen hemen her açıklamasında alanında dünyanın en iyileri ile çalışmayı tercih ettiklerini vurguluyordu. TOGG, tasarım konusunda da dünyanın en iyilerinden birini seçme kararı aldı. İtalyan Pininfarina, dünyanın en ünlü ve en büyük otomotiv tasarım şirketlerinden biri. 1930’da kurulan şirket esas olarak ününü Ferrari ve Lamborghini tasarımları ile kazansa da Fiat, Alfa Romeo, Lancia, Maserati, Cadillac, Volvo ve Peugeot gibi çok sayıda markaya tasarımlar yapıyor. Bilindiği gibi kendi yerli otomobilinin hazırlıklarını yapan Vietnam’ın da tasarımda tercihi Pininfarina olmuştu. Geçen yıl yapılan anlaşmaya göre, Vietnamlı otomotiv üreticisi VinFast, biri sedan biri de SUV olmak üzere iki yeni araç geliştirmek üzere Pininfarina ile sözleşme imzaladı. Öte yandan Pininfarina, elektrikli otomobil pazarına da giriş yaparak, kendisine ait ilk otomobili olan elektrikli hiper Battista'yı martta Cenevre'de tanıtmıştı. Navigasyon sürprizi Geçtiğimiz günlerde proje ile ilgili önemli bir bilgi daha ilk kez gündeme taşınmış, Türkiye’nin Otomobili’nde navigasyon cihazı yerine artırılmış gerçeklik ile görüntüleme teknolojisinin kullanılacağını duyurulmuştu. TOGG CEO’su Gürcan Karakaş, yerli bir start-up şirketi ile yaptıkları çalışma sonucunda 'artırılmış gerçeklik ile görüntüleme teknolojisi'ni kullanarak araç içinde navigasyon cihazı ihtiyacını tamamen giderecek bir proje geliştirdiklerini açıklayarak, “Otomobil içerisinde navigasyon cihazı ihtiyacını tamamen ortadan kaldıracak bir sistem üzerinde çalışıyoruz. Artırılmış gerçeklik ile görüntüleme teknolojisinin kullanılacağı bu sistem, şu anda çözüm olarak piyasada yok. İmalatı yetiştirebilirsek ilk SUV modelimiz çıktığında, yetiştiremezsek bir yıl sonrasına bu sistemi araçlarımızda kullanmayı hedefliyoruz. Hakikaten yıkıcı anlamda bir sonuç olacak" ifadelerini kullanmıştı. 2022’de üretim başlayacak Milli otomobilin üretimine 2022 yılında başlayacak. Otomobil 2022'de piyasaya çıktığında Avrupa'da geleneksel olmayan bir üretici tarafından üretilmiş ilk elektrikli SUV olacak. İlk araç C SUV olacak, ancak 2030 yılına kadar toplam 5 model ve 3 facelift (makyaj) gerçekleşecek. İsim ve markayla ilgili çalışmalar ise devam ediyor. Türkiye’nin otomobilinin test pilotu Cumhurbaşkanı Türkiye’nin Otomobili’nin ön gösterimi önümüzdeki günlerde Gebze Bilişim Vadisi’nde yapılacak. Tanıtım toplantısı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla gerçekleşecek. Türkiye’nin Otomobili’ni test edecek olan Erdoğan’ın test sürüşünü Osmangazi Köprüsü üzerinden yapacak. Bursa’ya kadar Körfez’e inşa edilecek Otomobilin fiyatı henüz belli değil. Pazara çıktığı dönemde küresel pazarlarda da rekabet edebilecek bir fiyatı olması planlanıyor. Şu anda bir ödeme ya da erken sipariş alınması da mümkün değil. Üretim tarihi yaklaştıkça Türkiye’nin otomobilinin nasıl satılacağı konusunun da duyurulması planlanıyor. Üretim akıllı fabrikada yapılacak. İnşaatına bu yıl başlanacak olan fabrikanın Bursa’ya kadar olan Körfez bölgesi rotasında inşa edileceği konuşuluyor. ‘Mobilite’ şirketi olacak Bir otomobilden çok daha fazlasını üretme hedefi ile yola çıkan Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu (TOGG), kendini bir ‘mobilite’ şirketi olarak tanımlıyor. Projenin Türkiye'de mobilite ekosisteminin çekirdeğini oluşturması hedefleniyor. Karakaş, konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştı: “Proje, teknoloji, yani akıllı araçlar ve buna bağlı ekosistemler üreten sayılı gelişmiş ülkeler arasına katılmamıza liderlik edebilecek bir dönüşüm projesi olarak da stratejik bir öneme sahip. Bu sadece bir otomobil projesi değil, başından beri hep otomobilden daha fazlasını yapmak üzere yola çıktığımızı vurguladık. Çünkü projenin harekete geçireceği ekosistemin 15 yıl içinde GSMH’ya katkısı 50 milyar euro, cari açığa olumlu katkısı 7 milyar euro ve istihdama katkısı ise doğrudan ve dolaylı olarak yaklaşık 20 bin kişi olacak." Evde 10 saatte, DC şarj ünitesi ile yarım saatte şarj olacak! Yüzde 100 elektrikli olacağı bilinen ilk modelin şarj dolum süreleri merak ediliyordu. Ön gösterimi bu hafta yapılacak SUV araç, şarj dolum süresi konusunda da iddialı olacak. Evde normal bir prizde şarj dolum süresi 10 saat olurken, DC şarj ünitesinde ise bu süre yarım saate kadar inecek. 5 ortakla Haziran 2018’de kurulmuştu Türkiye'nin Otomobili Girişim Grubu Sanayi ve Ticaret A.Ş fikri mülkiyet haklarına Türkiye'nin sahip olduğu, küresel ölçekte rekabet edecek bir otomobil markası yaratma hedefiyle Anadolu Grubu (%19), BMC (%19), Kök Grubu (%19), Turkcell, Zorlu (%19) ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (%5) bir araya gelmesiyle 25 Haziran 2018'de kuruldu. Şirketin CEO’su Gürcan Karakaş 3 Eylül 2018’de göreve başladı. Proje kapsamında TOGG bünyesinde dünya çapında yetkinliği olan bir ekiple çalışılıyor. Son olarak geçen aylarda Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu, otomotiv endüstrisinin önde gelen isimlerinden olan, Sergio Rocha’yı COO (Operasyonlardan Sorumlu Üst Düzey Yönetici) olarak bünyesine katmıştı. Rocha TOGG’da ürün planlama, program yönetimi, satın alma, tedarik zinciri, üretim mühendisliği ve üretim operasyonlarında liderlik ediyor. Kaynak: Dünya
  2. 31 Mart seçimleri yaklaşırken, Meclis kulisleri eğlenceli söylemlere sahne oluyor. Gelen kulis bilgisine göre ittifak hakkında konuşan MHP'li bir vekil, gülerek, "AK Parti, MHP birleşsin yeni parti kuralım, adı da Cumhur İttifakı Partisi, kısaca CİP olsun" dedi. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ittifakları da beraberinde getirdi. Önce 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve Meclis seçimi ardından 31 Mart yerel seçimleri için ittifaklar kuruldu. Muhalefet partilerinin ittifakında yapı değişse de AK Parti ve MHP 'Cumhur İttifakı' adıyla yol yürümeye devam ediyor. İki partinin etkinliklerinin birçoğunda kendi partilerinin amblemi ve logosu da kullanılmıyor. Bu manzara kulislerde renkli sohbetlere konu oluyor. "Adı da CİP olsun" Gazete Duvar'ın kulis haberine göre, oy kullanacağı ilde yapılan ittifak nedeniyle ne büyükşehir belediye başkanlığı, ne ilçe belediye başkanlığı, ne de meclis üyeliği pusulasında partisine oy verebilecek olan bir MHP milletvekili gülerek, "İttifak nedeniyle kendi partime, üç hilale mühür vuramayacağım. Bu durumda AK Parti, MHP birleşsin yeni parti kuralım, adı da Cumhur İttifakı Partisi, kısaca CİP olsun" önerisinde bulundu.
  3. Bakan Fikri Işık'tan 'yerli oto' açıklamasıBilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Işık, "SAAB firmasının 4 modelinin fikri mülkiyet haklarını 40 milyon avroya satın aldık. Biz bu sayede verdiğimiz paradan çok çok daha önemli, zamanı kazandık" dedi.Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, bakanlığının bütçesine ilişkin görüşmelerde milletvekillerinin sorularını yanıtladı.Işık, Türkiye'nin yerli otomobilde bir marka üretmek zorunda olduğunu vurguladı. Marka üretiminin yerli otomobil projesi gerekçelerinden biri olduğunu dile getiren Işık, otomobil sektöründe paradigma değişimi yaşandığını anlattı. Türkiye'nin elindeki teknolojileri ticarileştirmesi gerektiğine işaret eden Işık, "Önümüzde iki yol vardı. Aracı sıfırdan üretebilirdik, elimizdeki teknolojiyi bu araca uygulayabilirdik. Bunun için ortalama 5 yıl ve 1 milyar dolar maliyet gerekiyordu. Bu işi daha başarıyla yapmış SAAB firması vardı, onların 4 modelinin fikri mülkiyet haklarını 40 milyon avroya satın aldık. Sektörden bile hiçbir arkadaştan bu konuyla ilgili hiçbir eleştiri gelmedi. Biz bu sayede verdiğimiz paradan çok çok daha önemli zamanı kazandık" değerlendirmesinde bulundu.Emisyon skandalından sonra elektrikli araca geçiş süresinin hızlanacağına dikkati çeken Işık, Türkiye'nin 5-6 yılı iyi değerlendirmesi halinde teknoloji üreten, geliştiren, satan ve ihraç eden bir ülke konumuna gelebileceğini vurguladı. Otomobil sektöründe mekaniğin ağırlığı azalırken, yazılım ve donanımın ağırlığının arttığına işaret eden Işık, Türkiye'nin bu noktada marka üretememesi halinde otomotiv sektörünün çok ciddi bir krizle karşılaşabileceğinin altını çizdi. Işık, yerli otomobilde üretimin minimum yüzde 85'inin Türkiye'de yapılacağını kaydetti.
  4. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, MYK toplantısı sonrası, Kaz Dağları bölgesinde gerçekleştirilecek altın arama faaliyetleri ile ilgili ortaya atılan yalan haberlere net cevap verdi. Çelik'in konuyla ilgili açıklamaları şu şekilde; Sosyal medyada gündem olan bir konu var. Kaz Dağları etiketiyle yapılan bir gündem söz konusu. Kaz Dağları'nda çok yüksek hassasiyete sahibiz. Çevre Bakanımız bir sunum yapacaklar. Gerekli hassasiyeti gösteren partiyiz. Hükümetlerimiz döneminde yapılan ağaçlandırma faaliyetleri en çok gururlandığımız işlerdendir. Bu meselede bütün dostlarımızın, vatandaşlarımızın doğru hassasiyetlerini aynen paylaşırken, birtakım maniplatif hareketlere karşı açıklamak yapmak zorunlu olmuştur. İzin 2001'de bir CHP'li tarafından alınmış Bir kere oradaki olan yer Kaz Dağları değildir. Arada 40 kilometre vardır. Kesilen ağaçların tamamı yerine fidan başka bir alana dikilmiştir. Burada yapılacak işlemler bittikten sonra buranın ağaçlandırılması tam olarak gerçekleşecektir. Söz konusu yer Kaz Dağlarına 40 kilometre uzaklıkta. Bu izinler iktidarlarımızdan önce 2001 yılında verilmiştir. CHP'li bir şahısla SİT izniyle ortadan kaldırılmış. "Siyanürle yapılan bir arama söz konusu değildir" Burada 14 bin civarında yeni ekim yapılmıştır. Sadece bu sene Çanakkale'de 2,5 milyon fidan dikilmiştir. Siyanürle ilgili söylentilerin doğru olmadığını uzmanlar söylüyor. Siyanürle arama söz konusu değil, izole ve kapalı mekanlarda gerçekleştiriliyor. Biz vatandaşlarımızın çevre hassasiyetiyle ortaya koyduğu bütün bu mevzulara saygılıyız. Fakat birtakım grupların maniple ettiği çalıştığını, hükümetle siyasi mücadelelerini bu örtü altında yapmaya çalıştıklarını, birtakım yatırımları engelleme içerisinde olduklarını görüyoruz. Çevreci dostlarımızla her zaman beraberiz. "Sosyal medyada ortaya konulanların gerçekle alakası yoktur" ÇET Raporuna karşı hiçbir şeye izin verilmeyecektir. Burada ticari faaliyetler gözetilirken verdiğimiz ruhsatlar çevresel etkiye uygun olarak hayata geçirilecektir. Ormanla ilgili ortaya koyulan prensiplerine tamamen uygun olarak takip edilecektir. Çevreyle ilgili hassasiyeti olan dostlarımızın her zaman yanındayız. Oradaki hassasiyetleri yakından takip ediyoruz. Ama sadece bu meseleyi siyasi mücadeleye dönüştürmeye çalışan grupların, çevreci vatandaşlarımızın büyük hassasiyetini çalmaya ve siyasal ajandalarına istihdam ettiklerine inanıyoruz. Bakanlığımız oradaki çevre örgütlerinin uygun bir şekilde bilgilendirilmesi gerekiyor. Bugün bir bilgilendirme başladı. Bundan sonra daha yoğun bilgilendirme yapılacaktır. Çevre konusunda hassasiyet gösteren bütün vatandaşlarımızın başımızın üstünde yeri vardır. Bu hassasiyetleri, vatandaşlarımızı kışkırtmaya çalışan birtakım radikal grupların, bunların mensubu bazı kişileri orada görüyoruz. Ortaya koyulan soruların hepsinin cevabı vardır. Sosyal medyada ortaya konulanların gerçeklerle alakası yoktur.
  5. Bugün bütün dünya ile birlikte biz de saatlerimizi sıfır meridyeninin geçtiğine inanılan İngiltere’deki Greenwich’e göre ayarlıyoruz. Ama henüz 130 yıl öncesine kadar sıfır meridyeni İstanbul’dan geçiyor ve hem zamanın hem de dünyanın merkezi İstanbul sayılıyordu. Bu gerçeği Osmanlı arşivlerinden çıkardığı haritalarla ispatlayan astronom Yakup Emre, “Arşivlerimizdeki belgeler tarihi yeniden yazdırır” diyor. Sadece Osmanlı İmparatorluğu’na değil Roma ve Bizans İmparatorluklarına da başkentlik yapmış olan İstanbul, daha 130 yıl öncesine kadar dünyanın merkezi olarak kabul ediliyordu. Sıfır meridyeninin geçtiği İstanbul, aynı zamanda dünyanın Doğu ve Batı diye ikiye ayrılan merkeziydi de. Doğu ve Batı Roma tanımları bile İstanbul merkeze alınarak söylenebiliyordu. Haritalar buna göre yapılır, saatler İstanbul’a göre ayarlanırdı. Genç araştırmacı astronom Yakup Emre’nin ilk kez bir makalesiyle gündeme getirdiği konu üzerine geçtiğimiz hafta Aydın Üniversitesi’nde düzenlenen Sıfır Meridyen Çalıştayı, 130 yıl önce İngilizler tarafından çalınan milyon taşını ve sıfır noktası unvanını Greenwich’ten geri almak için harekete geçti. Çalıştay sonunda açıklama yapan Prof. Dr. Saim Yeprem, konunun daha geniş tartışılabilmesi için önümüzdeki yıl uluslararası bir meridyen kongresi düzenleyeceklerini açıkladı. DÜNYANIN MERKEZİYDİ Çalıştayın oturum başkanlığını yapan İlber Ortaylı’ya göre Doğu Roma İmparatorluğu döneminde dünyanın merkezi olarak Yerebatan Sarnıcı’nın önündeki ‘milyon taşı’ bütün dünyanın başlangıç ve merkez noktası olarak kabul ediliyordu. Ta ki 1800’lü yılların sonuna kadar… Ortaylı’ya göre Greenwich’in sıfır noktası olarak kabul edilmesi, Britanya İmparatorluğu’nun tezahürü olarak anlaşılmış. Bizde başlayan tartışmanın izinden giderek, dünyanın merkezi olan ‘milyon taşı’nın ve Ayasofya’nın hilalinden geçtiğine inanılan sıfır boylamının hikâyesi ‘aslında neydi’ diye sorduk. Sıfır meridyenini ilk kez gündeme getiren Yakup Emre’nin yanı sıra Siyaset Bilimci Yalçın Koçak, Araştırmacı Yazar Celal Tahir ve Tarihçi Yazar Orhan Sakin’le İstanbul’u dünyanın merkezi yapan hususları ve meridyen tartışmasının arka planını konuştuk. 4. YÜZYILDA YERLEŞTİRİLDİ Aslında hikâyenin sonu hepimiz için çok tanıdık. Biz hikâyenin başına odaklanalım. Roma İmparatoru I. Konstantin tarafından bugünkü Sultanahmet Meydanı’na 4. yüzyılda yerleştirildiği düşünülen –ki bugün hala orada duran- Milyon Taşı, İstanbul’u dünyanın merkezi olarak konumlandırmıştı. Bizans ve Osmanlı dönemlerinde de şehir bu merkeziliğini korumuştur. Milyon Taşı (sıfır taşı) dünyayı Doğu ve Batı diye ikiye ayırırken, Coğrafya biliminde kullanılan boylamların ilki olan Sıfır Boylam da Ayasofya’nın hilalinden geçiyor diye kabul edilmişti. Zaman da buna göre belirlenmiş ve uzun yıllar pek çok ülke saatlerini İstanbul’a göre ayarlamışlardı. Ta ki 1884 yılına kadar. HERŞEY ONA GÖRE AYARLANIYOR 1884 yılında Washington’da Uluslararası Meridyen Kongresi adıyla bir toplantı düzenlenir. Yirmi dört ülkeden temsilcilerin katıldığı toplantıda Osmanlı’yı Ahmet Rüstem Efendi temsil eder. Osmanlı’nın ‘şerhli evet’iyle başlangıç meridyeni Greenwich’e taşınır. Tabi onunla birlikte zaman ve konumun belirlenmesi de. Zamanla tüm dünya Greenwich’i başlangıç meridyeni ve saati olarak kabul eder. Osmanlı, kendi sistemiyle birlikte ikili bir sistem devam ettirir. Cumhuriyet sonrası Takvim, saat ve ölçülerle ilgili yapılan kanunda Türkiye’de Greenwich’e göre ayarlar kendisini. Bunun ne önemi var diyenler için şunları bazı başlıklarını saymak yeterli olacaktır: Haritalar buna göre çiziliyor, saatler buna göre ayarlanıyor, yön tayini buna göre yapılıyor. Bugün hava ve deniz trafiğinin yanı sıra tüm dünya borsalarının açılış kapanış saatleri bile buna göre ayarlanıyor. Arşivlerimizdeki belgeler tarihi yeniden yazdırır. Anlamak için en baştan başlayalım, meridyen ne demek, sıfır meridyen ne demek? Meridyen diğer adıyla tûl zaman hesaplarının, konum tespitinin yapılabilmesi için dünya üzerine çizdiğimiz hayali çizgilerdir. Bu çizgiler toplamda 360 adettir. Doğu Batı diye ayırılabilmesi için bir (0) meridyen icap etmektedir. Bu (0) meridyen Dünya’nın herhangi bir yerinden geçirilebilir. Peki, bu sıfır meridyeni dünyanın tam olarak neresinden geçiyor? Milattan sonra 2. yüzyılda yaşamış astronominin temel taşlarından İskenderiyeli Yunan astronom ve coğrafyacı Batlamyus El Macesti kitabında Kanarya Adalarını esas almıştır. Buranın alınmasının sebebinin, görebildikleri son kara parçasının Kanarya Adaları olmasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Kanarya Adaları günümüzde İspanya’ya bağlı özerk bir topluluktur. O zamanlar uluslararası bir saat sistemi olmadığından her millet bilimsel çalışmalarında, haritalarında başkentlerini mebde-i tûl (baş meridyen) kabul ediyorlardı. Osmanlı Devleti İstanbul’u, İngiltereliler Greenwich’i, Fransalılar Paris’i esas almıştır. Bizde ilk ne zaman uygulanıyor? Müslüman astronomi âlimlerin temel taşlarından Timur Devleti’nin Hükümdarı Semerkant rasathanesinin kurucusu Uluğ Bey, Kamçatka’nın doğusundan geçen meridyeni başlangıç olarak esas almış. Günümüzde Rusya’nın en doğusunda, Japonya’nın kuzeyinde yer alan Kamçatka, aynı zamanda dünyanın da en doğusunda bulunuyor. Burası, Greenwich’e göre gün oluştuğunda ilk sabah vaktinin zuhur ettiği yer olarak da bilinmektedir. Osmanlı’da ise astronomi Fatih Sultan Mehmed Han’ın davetiyle Uluğ Bey’in öğrencisi Ali Kuşçu ile başlamaktadır. Sıfır meridyeninin İstanbul üzerinden geçtiğini gösteren bir Osmanlı haritası buldunuz yakın zaman önce. Bununla ilgili başka bilgi, belge ve haritalardan söz edebiliyor muyuz? Osmanlı vesikalarında arşivlerinde coğrafyacıların bununla alakalı birçok haritası mevcuttur. İstanbul Kütüphaneleri ve Osmanlı Arşivi malzemesi zengin mekânlardır. Buralar detaylı bir şekilde incelenmedi. Yedikıta dergisi olarak İstanbul’u gösteren haritayı ilk biz yayınladık. Bizim bulduğumuz İkinci Abdülhamid Han devrinde, şehzadelere Coğrafya dersi veren Mehmed Eşref Bey’in Coğrafya-i Umumi Atlası kitabındaki haritadır. NAMAZ İSTANBUL’A GÖRE KILINIYORDU Başlangıç meridyeninin İstanbul olarak belirlenmesinin anlamı nedir? Bu bize ne sağlıyor? Osmanlı için halifeliğin bir nişanıdır. Bu yüzden Osmanlı’nın hâkim olduğu toprakları gösteren haritalarda baş meridyen olan Ayasofya Camii’nin kubbesinden geçen meridyene “Arz-ı Halife” veya “Arz-ı İstanbul” deniliyordu. Çünkü Halife-i Mü’minin İstanbul’dadır. Hâlen İstanbul’u esas alarak namazlarını kılan ülkeler mevcut. Mesela Afganistan’da bayram namazı vaktini İstanbul esas alarak kılıyorlar. Sebeb ise Halife-i Mü’minin ile aynı anda bayram namazını eda edelim düşüncesidir. Greeenwich esas alındıktan sonra artık bütün hesaplar oraya göre yapılıyor. Dünya’nın düzenini saatini programını İngilizler ayarlıyor. Borsaların açılıp kapanması uçakların kalkış saatleri hep Greenwich’e göre ayarlanıyor. ZAMANIMIZI BOZDULAR Mehmet Eşref Bey’in hazırladığı coğrafya kitaplarında farklı yerlerden sıfır meridyenini geçiren haritalar olduğunu söylüyorsunuz. Bunlar ne anlama geliyor? Evet, Mehmed Eşref Bey hazırladığı Coğrafya-i Umumi Atlası kitabının mukaddime kısmında şöyle ifade ediyor. Osmanlı’nın hâkim olduğu topraklarda Dersaadet’i (İstanbul’u) esas aldığını, Dünya haritalarında ise Paris veya Greenwich’i esas aldığını söylüyor. Mehmed Eşref Bey İkinci Abdülhamid Han devrinde Şehzadelere Coğrafya dersleri veren birisi. Washington’daki kongreden sonra dahi Greenwich’i kabul etmeyip Osmanlı’nın hâkim olduğu haritalarda hep İstanbul’u Ayasofya’nın kubbesini arz-ı halife dedikleri yeri kabul etmiştir. 1884’teki o kongreden sonra Osmanlı saat sistemindeki işleyiş nasıl oldu? Osmanlı’da zaman kavramı şu şekildeydi; Gün başlangıcını akşam namazından itibaren başlatıyorlardı. Yani güneş battıktan sonra saatlerini 12.00 yapıyorlardı. Buna ezâni saat alaturka saat de denilmektedir. Kongreden sonra Osmanlı’da çift saat sistemi kullanıldı. Bunlardan birisi vasati saat bir diğer adıyla alafranga saat dediğimiz Greenwich esas alınarak kullanılan saattir. Bu ezâni saat uygulaması 1932 yılında çıkan Takvim, Saat ve Ölçülerde Değişiklik Kanunu’na kadar devam etmiştir. Ülke genelinde de tamamen Greenwich esas alınan saat sistemi kullanılmıştır. Yalçın Koçak - İstanbul Aydın Üniversitesi: Mekke’deki saat kulesi, İstanbul’a karşı bir hamle Sadece tarihi bir meseleyi konuşmuyoruz, tehlikesi hala süren bir şeyi konuşuyoruz. Bunun üzerine gitmemiz gerekir. Biliyorsunuz Mekke yönetimi yaptıkları saat kulesiyle Mekke merkezli bir zaman uygulaması başlatmak istiyorlar. Biz İstanbul’un merkeziliğini unutunca İstanbul’un sıfır meridyeni Greenwich’e taşındı. Peki, İstanbul’un bir de zamanda sıfırı vardı, bunu da engellemeleri lazım. Mekke’deki saat kulesi bu yüzden ortaya çıkıyor. Ayasofya’nın hilalinin zaman misyonu, Mekke’de yapılmış olan Kraliyet Saat Kulesi’ne taşınmak isteniyor. İstanbul merkezli bir zaman uygulaması olmasın diye uydurulmuş bir şey bu. El Cezire saatini Kraliyet Saat Kulesi’ne bağladı bile. Çünkü İstanbul merkezli bir saat kurulmasın diye Mekke’nin dini bağlamını da istismar ederek bunu yapıyorlar. İNGİLİZLER MİLYON TAŞI’NI ÇALDILAR İngilizler 1886’da Yerebatan Sarnıcı’nın girişi kapısı kısmındaki Milyon Taşı’nın yarısını kesip Greenwich’e götürdüler. Bu bir kültür meselesidir. Belki sıfır meridyeni yeniden İstanbul’dan başlatamayız ama mesele gelecek nesillerimizin işin doğrusunu öğrenmeleridir. Celal Tahir - Araştırmacı Yazar: Gün neden gece 12’de başlıyor sormalıyız Zamanı ve mekânı tanımladığınız vakit, artık her şeyi tanımlayabilecek duruma geliyorsunuz. Burada iki şeye dikkat etmemiz lazım, mekân yeniden tanımlanırken İstanbul devre dışı bırakılıyor, Washington’da alınan kararla Londra merkez oluyor. Aynı yerde zamanın referans noktası da yeniden tanımlanıyor. Bunlarla ilgilenmiyoruz. Cumhuriyet’ten sonra takvim ve saat ölçülerinin değiştirilmesiyle biz bu yeni küresel değişikliklere intibak etmiş olduk. Meseleyi dar bir siyasal bağlamın dışında daha derin olarak kavramak zorundayız. Burada mesele zamanın yeniden tanımlanmasıdır. Bizim bazı soruları sormamız lazım. Milyon taşı neden İngiltere’ye götürüldü? Sıfır boylam niye oradan geçiyor? Zaman neden yeniden tanımlandı, yeni gün neden gece yarısı on ikide başlıyor? Bizim eski kültürümüzde böyle değildi, Tevrat’ta da böyle değildi, Hint geleneğinde de böyle değildir. Bizde gün, geceyle başlar. Perşembe bittiğinde Cuma’nın gecesi başlar. Kural budur. Bu soruyu cevaplayalım. Orhan Sakin - Tarihçi Yazar: Amerikan ve İngiliz oyunu 19. yüzyılın sonlarına doğru ulaşım ve iletişim araçlarının gelişmesinin, zamanı daha önemli hale getirdiği bilinen bir husustur. Ulaşım ve iletişimin süratlenmesi, zamanı mahalli olmaktan da çıkarmış, globalleştirmişti. Nitekim 1860’lardan itibaren başlangıç meridyeni ve meridyen ölçümleri konusunda çalışmaların yoğunluk kazandığı, ulusal ve uluslararası toplantıların arttığı görülmektedir. Bu dönem aynı zamanda Batı’nın dünyanın üzerinde hâkimiyet ve üstünlük yarışına girdiği bir dönemdir. 1884 yılında Washington’da yapılan konferansta İngiliz tezinin kabul edilmesi, “Güneş batmayan imparatorluk” olarak da adlandırılan İngiltere’nin küresel gücüyle bağlantılı olduğu inkâr edilemez.
  6. Ülkemizde de günden güne yayılan yabancı dilde yazılı elbise giyme alışkanlığı, tutkunlarını rezil edebiliyor.İnsanların şuursuzca üzerlerine geçirdikleri tişörtlerde, kazaklardaki yabancı dilde yazılar küfür de içerebiliyor. Üzerinde taşıdığı o yazıların Türkçesini bilmeyen insanlar merak da etmeyebiliyor. Sonuçta ortaya, trajikomik bir görüntü çıkıyor... İşte ülkemizde ve diğer ülkelerde giyilen küfürlü ve tuhaf tişörtleden örnekler: “Kocamı seviyorum” yazılı t-shirt'lü bir erkek Teyze farkında değil ama elbisesi “Ben bakireyim ama bu eski bir t-shirt” diyor Elbiseye göre namaza gelen bir satanist var. "Tanrı meşgul, Size ben yardım edebilir miyim?" "İsa’yı seviyorum" şapkası ile namaza gelen birisi Teyze farkında değil ama t-shirt'une göre kendisi "Porno yıldızı" En ağır küfürün yazılı olduğu bir t-shirt daha (Kendi anasına küfür ediyor) Büyük ve sert ..... seven bir kadın
  7. Yozgat Bozok Üniversitesi, Mühendislik-Mimarlık Fakültesi, Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü öğrencileri, 1 lira ile 160-180 kilometre yol kat edebilen tamamen yerli ve milli elektrikli araç üretti. Toplam ağırlığı 131 kilogram olan araç, 100 kilometre hızın üzerine çıkabiliyor ve 1 Türk Lirası'na 160-180 kilometre arası yol kat ediyor. Yaklaşık 4 bin lira harcanan araç, Uluslararası olan Shell Eco Maraton Türkiye yarışında kendi kategorilerinde dünya 5'incilik ödülünü aldı. Ayrıca Üniversitemiz bünyesinde bulunan '3M-Electro' ve 'Atılganlar' öğrenci kulüplerinden oluşturulan karma takım ile de Shell Eco Marathon yarışında Global Yarış Jürisi tarafından 'Takım Ruhu ve Azim Ödülü'ne layık görüldü. Üniversitemiz Mühendislik-Mimarlık Fakültesi, Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü öğrencileri, 1 lira ile 160-180 kilometre yol kat edebilen tamamen yerli ve milli elektrikli araç üretti. Toplam ağırlığı 131 kilogram olan araç, 100 kilometre hızın üzerine çıkabiliyor ve 1 Türk Lirası'na 160-180 kilometre arası yol kat ediyor. Yaklaşık 4 bin lira harcanan araç, Uluslararası olan Shell Eco Maraton Türkiye yarışında kendi kategorilerinde dünya 5'incilik ödülünü aldı. Ayrıca Üniversitemiz bünyesinde bulunan '3M-Electro' ve 'Atılganlar' öğrenci kulüplerinden oluşturulan karma takım ile de Shell Eco Marathon yarışında Global Yarış Jürisi tarafından 'Takım Ruhu ve Azim Ödülü'ne layık görüldü. Yozgat Bozok Üniversitesi bünyesinde kurulan 3M Elektro Topluluğu tarafından tüm aksamları yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarından olan elektrikle çalışan araç üretildi. Aracın motoru, motor kontrolcüsü, batarya yönetim sistemi, yerleşik şarj birimi, araç kontrol sistemi ve telemetri (haberleşme) sistemi ve bunların yazılımları tamamen öğrenciler tarafından üretildi. Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Yaz; "Avrupa'ya gitmeye hak kazandık. Öğrencilerimizle gurur duyuyoruz. Arabanın A'dan Z'ye bütün aksamını öğrencilerim kendi imkânlarıyla yapıldı. Ben de akademik danışmanlık yapıyorum. Takıldıkları yerde yardımcı oluyorum. Aracın en büyük özelliği 72 voltta 250 kilometre yol alabilir olması. Hızı da iyi testlerde 95 kilometre hızı gördük. 1 liralık enerjiyle de 3 tekerlekli haliyle 180 kilometre yol yapıyor." dedi. 3M Elektro Topluluğu üyesi Sertaç Somuncu ise aracın 1KW ile 84 kilometre yol gidebildiğini söyleyerek, "Aracımız 1 TL ile yaklaşık olarak 170 kilometre yol gidiyor. Motoru tamamen kendi üretimimiz. Araçtaki batarya kontrol sistemi de kendi üretimimiz. Yani araç yüzde yüz yerli. Yozgat Bozok Üniversitesi bünyesinde bulunan 3M Elektro Topluluğunun bir ürünü. Bunun maliyeti, bataryası hariç 3-4 bin lira oldu." dedi. Somuncu, "İstanbul'da yapılan Shell Eco Marathon yarışında kendi konseptimizde 5'inci olduk. Yunanistan, Tunus gibi takımların arasında Takım Ruhu Ödülünü de alarak Londra'da düzenlenecek olan yarışmaya katılmaya hak kazandık. Temmuz ayında Londra'da hem ülkemizi hem de üniversitemizi temsil edeceğiz. ifadelerini kullandı. Aracın 100 kilometre hızın üzerine çıkabildiğini de hatırlatan Somuncu, "Aracın toplam ağırlığı 131 kilo. Aracımızı geliştirerek bunu 35 kiloya çekmeyi planlıyoruz. Bunlar geleceğin araçları diyebiliriz. Yenilenebilir enerji revaçta olan bir şey. Bu doğrultuda yapılan bir araç. Teknolojik olarak piyasada satılan elektrikli araçlardan bir eksiği yok. Sadece daha kullanıma uygun hale getirilmesi gerekiyor." şeklinde konuştu.
  8. Kamuoyunda “Cübbeli Ahmet Hoca” olarak bilinen İsmailağa Cemaati'nin önde gelen isimlerinden Ahmet Mahmut Ünlü, yaptığı bir röportajda ‘yanmayan kefen’ iddialarına ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. Yazar Murat Ağırel ile konuşan Cübbeli Ahmet Hoca, kamuoyunda sıkça konuşulan ‘kefen’ konusuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, “Ben yanmaz kefen diye bir şey konuşmadım. Allah senin ameline bakar, sen bozuksan seni kimse kurtarmaz. Onu da yanmaz kefen olarak sundular” dedi. Cübbeli Ahmet Hoca, yanmaz kefen diye bir şey konuşmadığını belirterek “Kefen bir kere talep üzerine yapıldı. Ceylan derisi, safran mürekkebi, Allah’ın bazı isimleri filan yazıldı. Kaynaklarım da bunlar var. Kitaplarım var, bu yüzden talepler geldi. Kendime bile kenara bir kefen bile ayırmadım. Ama hazırlamam lazım. Bunların birçoğu hediye dağıtıldı. Fiyatı 200 TL olarak belirlenmişti. Yani iki katı ilmek ile yapıldı. Bunları Bursa’da 380 TL’ye satan biri ortaya çıktı. Bu konu dile getirildi. Bana hesap sorulmaya başlandı. Bu kefenler sipariş üzerine yapıldı, satışı filan olmadı. Bunu Bursa’da satan adam durumu istismar etmiştir. Bunlara ben lanet ediyorum. Su dağıttık, adam suyu almış Tokat’ta satıyor. Ben tanımam etmem. Telefon geldi. Şimdi su işi çıktı. Allah lanet etsin ya. Olmuyor böyle. Ben kaynaksız bir iş yapmadım. Bu kefenler ismi yazılan kişilere iletildi. Satışı yok, ikinci baskısı yok. Ben yanmaz kefen diye bir şey konuşmadım. Allah senin ameline bakar, sen bozuksan seni kimse kurtarmaz. Onu da yanmaz kefen olarak sundular” ifadelerini kullandı.
  9. Cübbeli Ahmet Hoca, Ahmet Hakan'ın kendisine attığı 'Saç-ı Şerif fabrikası açtı.' iftirasına ilişkin açıklamasında, "Ahmet Hakan diyor ki 'Su fabrikasında resmin var. Ben nereden bileyim?' Kardeşim her resmimin olduğu yer benim mi? Bu nasıl gazetecilik?" dedi. Kendisine yöneltilen 'yanmaz kefen, su fabrikası, kaymaz terlik' gibi iftiralara dair yeniakit.com.tr'ye açıklamalarda bulunan Cübbeli Ahmet Hoca, "Cemaatten bir arkadaşımızın su fabrikasının açılışına dua etmek için katıldığımızda Ahmet Hakan bunu Hürriyet Gazetesi'nde 'Saç-ı Şerif Fabrikası' başlığıyla haber yaptı. Ben de kendisinden davacı oldum ama davamı da kazanamadım." dedi. "Bu kadar iftira olur mu?" diye soran Cübbeli Ahmet Hoca, sözlerine şöyle devam etti: "Beni bilen biliyor ama bazıları da bakınca inanası geliyor. Bu iftiradan dolayı Ahmet Hakan'a dava açtım. Ahmet Hakan diyor ki 'Su fabrikasında resmin var. Ben nerden bileyim?' Savcı, beni müşteki olarak çağırdı. 'Hocaefendi bak burda resmin var.' dedi. 'Her gittiğim fabrika, lokanta benim olabilir mi? Siz savcısınız.' dedim." 'Benim bir kütüphane dolusu kaynağım var' Yanmaz kefen satışı yaptığı iftiralarına da cevap veren Cübbeli Ahmet Hoca, "Süleymaniye Kütüphanesi'nde birçok kaynağım var. Bir kaynağımda Hadis-i Şerif, 'Şu İsm-i Şerif kefene yazılırsa azap hafifler.' diyor. Sohbetteki bir konuşmamda cemaate faziletini anlattım. Ben, 'İstediğin günahı işle, kafir ol, münafık ol. Bu ayeti yazınca azap görmezsin.' demedim ki. Cemaatten bazı talepler oldu. Ben de bu talepleri, kefen yapan arkadaşlara ilettim. Olayın hepsi bu." şeklinde konuştu. Cübbeli Ahmet Hoca, kaymaz terlik satışı yaptığı iddialarına ilişkin de şu sözlerle cevap verdi: "Bir kuruş para boğazımdan geçmedi. Bunun için daha önce de yemin ettim. Bir kuruş para kazandıysam 'Allah bana lanet etsin' dedim. 120 terlikle insan ne kazanacak? Bir de tanesi 120 lira. 100 bin lira falan dersin de bir yekün tutar."
  10. Habertürk'ün taraftarlar arasında yaptığı ankette, HDP'ye en çok oy verenler Galatasaray taraftarları çıktı. Habertürk'ün, ANDY-AR’la birlikte 81 ilde 2 bin 145 kişiyle yaptığı dev taraftar araştırmasının son bölümünde, futbol-siyaset ilişkisine dair ilginç rakamlar ortaya çıktı. AK PARTİ'NİN OYLARI ARTTI ''Bugün seçim olsa kime oy verirsiniz?'' şeklindeki ankette, “AK Parti” diyenlerin Beşiktaş, Galatasaray, Fenerbahçe taraftarları arasında arttığı, Trabzonspor taraftarları arasında azaldığı görülüyor. HDP'YE EN ÇOK G.SARAYLILAR VERİYOR Galatasaraylı taraftarların %5'i, 1 Kasım'daki seçimlerde HDP'ye oy verdiklerini, ufak bir azalma olsa da bugün seçim olsa yine HDP'ye oy vereceklerini belirtiyor. İşte o anket: Sıralama, yukarıdan aşağıya doğru AKParti, CHP, MHP, hdp...diyedir.
  11. Geniş bir hayran kitlesi olan Kurtlar Vadisi dizisinin sevenlerine müjdeli haber geldi! Kurtlar Vadisi Kaos Netflix ile geri dönüyor. FcebookTrGoogle+WhaApp 2019-2020 dizi sezonunda Netflix en büyük bombasını patlatıyor. Efsane dizi Kurtlar Vadisi yeni bölümleriyle Netflix’te. En çok merak edilen diziler arasında yer alan Kurtlar Vadisi akıbeti belli oldu. 2 yıldır ekranlara gelmeyen ve hazır olan Kurtlar Vadisi Kaos Netflix Platformunda yayınlanacak. 2002 yılından, 2014 yılına kadar oldukça uzun bir süre Türk halkını ekranlara bağlayan diziydi. Yayınlandığı dönemde reyting listelerinde zirveyi bırakmayan Kurtlar Vadisi 2020 yılında sevenlerine kavuşuyor. Kurtlar Vadisi Kaos ismiyle yayınlanacak olan dizi yeni bölümleriyle Netflix’te olacak. Kurtlar Vadisi Kaos 2020’de Netflix’te Online dizi ve film platformu, Türk televizyon tarihinin fenomen dizisi Kurtlar Vadisi’nin yeni bölümlerini yayınlamak için dizinin yapımcısı Pana Film ile anlaşma sağladı. Türk televizyon tarihinin en ses getiren dizilerinden olan Kurtlar Vadisi, Netflix ile birlikte geri dönüyor. Her yayınlandığı dönem büyük ses getiren dizinin Netflix’te yayınlanacak olan kısmının adı ise Kurtlar Vadisi Kaos olacak. Dizi 2020 yılında Netflix sayesinde tüm dünyada gösterime girecek. Dizinin ana konusu hakkında da net sızıntılar yok fakat 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ülkenin girdiği süreci anlatması muhtemel ihtimaller arasında. 2020’de yayınlanmaya başlayacak dizinin kısa süre içerisinde fragmanının izleyicilere sunulması ve resmi tarihin verilmesi bekleniyor.
  12. Ülkücülerden oy isteyen Meral Akşener, yerel seçimlerde Alparslan Türkeş ve birçok ülkücünün idamını isteyen Nurettin Soyer'in oğlu Tunç Soyer'e destek verecek. Ülkücülerin oylarını isteyen İyi Parti, Ülkücülerin liderini asmaya çalışan Soyer'in oğlunu aday gösterdi. Tüm dikkatler Meral Akşener'e çevrilmişken, gerçekler de tek tek ortaya çıkmaya başladı. CHP ve İyi Parti'nin İzmir adayı Tunç Soyer'in babası Nurettin Tunç'un Alparslan Türkeş ve birçok ülkücünün idamını istediği iddianame ortaya çıktı.. Ülkücüleri kendi saflarına çekmeye çalışan İyi Parti'nin foyası her geçen gün ortaya çıkıyor. Ülkücülerin lideri Alparslan Türkeş'in idamını isteyen Nurettin Soyer'in oğlu İyi Parti ve CHP'nin ortak adayı oldu. Kesitler ortaya çıktı İşkenceci babanın oğlu Tunç Soyer, CHP ile birlikte İyi Parti tarafından da kabul edildi. 31 Mart'ta yapılacak Yerel Seçimler'de ortak aday olarak gösterilen Soyer'in babasının Alparslan Türkeş için hazırladığı zulüm iddianemesinin kesitleri ortaya çıktı. İşte Soyer'in 12 Eylül darbesinde Alparslan Türkeş ve Ülkü Ocakları hakkında hazırladığı iddianameden bölümler; CHP ve İP'in İzmir Adayı Tunç Soyer'in babası Nurettin Soyer, 12 Eylül'deki İddianamede ülkücülüğü böyle tanımlamış: "Ülkücülüğün amacı kaba güce dayanan bir diktatörlük kurmaktır."
  13. CHP'li Ekrem İmamoğlu'nun çağrısına anında destek veren Çukur dizisinin oyuncularına MHP Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt'tan tokat gibi tepki geldi. Enginyurt, "Sanatçı, toplumun ortak paydaşıdır. Sizi sadece CHP'liler seyrettiği için sanatçı olmadınız" dedi. Eren Bülbül, Mahir Ayabak, Abdullah Tayyip Olçok, Yasin Börü ve daha nice vatan evlatlarının şehit edilmesine ses çıkarmayan sözde sanatçıların YSK kararı sonrası Ekrem İmamoğlu için ağız birliği yapmalarına toplumun tepkisi çığ gibi büyüyor. Konuyla ilgili açıklama yapan MHP Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt, İmamoğlu'na destek veren Çukur dizisi oyuncularına okkalı bir cevap verdi. İmamoğlu'ndan sözde sanatçılara talimat! CHP'li Ekrem İmamoğlu, Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçim sonuçlarının iptali ve yenilenmesine ilişkin aldığı kararın ardından yaptığı konuşmada sözde sanatçılara çağrı yaptı. Talimatı alan sanatçı müsveddeleri sosyal medya platformu Twitter'da #HerŞeyÇokGüzelOlacak etiketiyle paylaşımlarda bulundu. Vatan evlatları şehit edilirken kafalarını toprağa gömen Çukur dizisinin gezi zekalı oyuncularına MHP'li Cemal Enginyurt, sosyal medya hesabından tepki gösterdi. İmamoğlu'na Çukur desteği Her dakikasında şiddet ve terör görüntülerine yer verilere devleti yok sayıldığı Çukur dizisinde rol alan Aras Bulut İynemli, Dilan Deniz Çiçek ve Erkan Kolçak Köstendil gibi sözde oyuncular sosyal medya hesaplarından İmamoğlu'na destek mesajı yayınlamıştı. Çukur'a okkalı cevap: Sizi sadece CHP'liler seyrettiği için... MHP Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt, vatan evlatları şehit edilirken ses çıkarmayan Çukur oyuncularını eleştirdi. Enginyurt yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı: "Show TV'de yayınlanan Çukur dizisini boykot ediyoruz.Bu dizinin oyuncuları,Ekrem İmamoğluna destek mesajları atıyor. Sanatçı, toplumun ortak paydaşıdır. Sizi sadece CHP'liler seyrettiği için sanatçı olmadınız. Toplumun bütününe mal olmuş insanlar olarak, bir kesimi övmek yakışmadı."
  14. Antalya'nın Kepez ilçesinde bir kadın, ilkokul birinci sınıf öğrencisi kızının parmağını, arkadaşının kalemlerini alması nedeniyle kızgın kaşıkla dağladı. Antalya'da birinci sınıf öğrencisi E.İ.'nin (7) annesi N.İ., sınıf arkadaşlarının kalemini aldığı iddiasıyla kızının parmağını kızdırdığı kaşıkla dağladı. Kepez ilçesindeki bir ilkokulun birinci sınıf öğrencisi E.İ., sık sık arkadaşlarının kalemini alınca annesi N.İ. tarafından uyarıldı. Okul dönüşü kızının çantasını kontrol eden N.İ., çantada kalemleri görünce sinirlendi. N.İ., ocakta ısıttığı bir kaşığın ucunu, kızının sağ yüzük parmağının üzerine bastırdı. Öğretmeni fark etti Dün sınıf öğretmeni, kalemi tutmakta güçlük çeken E.İ.'ye ne olduğunu sorunca gerçek ortaya çıktı. Sınıf öğretmeni, durumu önce rehber öğretmen, daha sonra okul müdürüyle paylaşıp polise ihbarda bulundu. İhbarın ardından okula polis ekibi ve Antalya Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı Çocuk Şube Müdürlüğü'ne bağlı ekipler sevk edildi. Kısa sürede gelen ekipler, okul yetkilileri ile görüştükten sonra E.İ.'yi ekip aracına alıp okuldan ayrıldı. Sağlık kontrolünden geçirilen E.İ., pedagog eşliğinde ifadesine başvurulmak üzere Çocuk Şube Müdürlüğü'ne götürüldü. Polis, anne N.İ.'nin de ifadesine başvurulacağını belirtti.
  15. Türkiye bu görüntüyü konuşuyor! Göle dönen yolda... Yozgat’ın Yerköy ilçesinde şiddetli yağışın ardından göle dönen bir yolda çorba keyfi yapan vatandaşın görüntüsü sosyal medyada gündem oldu. Yozgat’ın Yerköy ilçesinde sağanak yağış sonrası göle dönen yola bir vatandaşın masa ve sandalye koyup çorba keyfi yapması ilginç görüntüler oluşturdu. Yozgat’ta etkili olan sağanak yağış yolları göle çevirirken, Yerköy ilçesinde sağanak yağış sonrası ilginç bir görüntü yaşandı. İlçe Kaymakamlığı önünde belediye ve itfaiye ekipleri su tahliye işlemi yapıp, trafik polisleri de trafik akışını sağlamak için mücadele ederken bir vatandaş diz kapağına kadar gelen suyun içerisine masa ve sandalye koyup çorba keyfi yaptı. Vatandaşlar meraklı gözlerle izledi Vatandaşın çileyi keyfe dönüştürmesi bir başka vatandaş tarafından cep telefonu ile görüntülendi. Vatandaşın göle dönen yol ortasında çorba keyfini diğer vatandaşlar meraklı gözlerle izlediler. Polis ekiplerinin gelmesiyle esnaf tarafından masa ve sandalyenin kaldırılmasıyla çorba keyfi sona erdi.
  16. Paraya para demiyor! Bursa'da tekstil işinden emekli Seyfullah Aydın, 500 tavukla girdiği işte bugün 2 bin tavuğa sahip. Günlük 1000 yumurta elde edip, 30 tanesini 20 liradan satıyor. Aylık kazancı dudak uçuklatıyor. Bursa'da tekstil işinden emekli olduktan sonra organik yumurta işine giren emekli vatandaşın çocuğu gibi baktığı tavukların sayısı 2 bini buldu. GÜNDE 1000 TANE YUMURTLUYORLAR 30'U 20 LİRA Seyfullah Aydın, 500 tavukla başladığı organik yumurta işinde 2 bin tavukla günde yaklaşık bin yumurta elde eden Aydın, organik yumurtaların 30 tanesini 20 liradan satıyor. TAMAMEN ORGANİK Aydın, hobi olarak başladığı tavuk yetiştiriciliğini yumurta talebinin artmasıyla ticarete döktüğünü söyledi. Organik gıdalarla beslediği salma tavuklarının yumurtasının vatandaşlar tarafından çok rağbet gördüğünü belirten Aydın, emeklilikten iş adamlığına yükseldiğini dile getirdi. HERKESE ÖRNEK OLSUN Tavuklarına gözü gibi baktığını ifade eden Aydın, "Tavuklarla o kadar iyi iletişim kuruyorum ki tavuklar çocuklarım beni takip ediyor. Bir işaretimle yanıma geliyorlar. Bu da onların morallerini yükseltiyor. Bu sayede daha çok ve sağlıklı yumurta elde ediyorum. İlerlemiş yaşıma rağmen böyle bir teşebbüstü bulundum ve başarılı oldum. Bunun herkese örnek olmasını diliyorum" dedi.
  17. Türkiye 20 yıl öncesine kadar gıda alanındaki üretiminin neredeyse tamamını ithal tohumla yaparken, yerlileşme oranı geçtiğimiz yıl yüzde 95'lere ulaştı. Sayime BAŞÇI Duygu ŞAHİN DURMAZ İSTANBUL - 2023 ihracat stratejisi kapsamında 15 milyar dolarlık ihracat ile ilk 5'e girmeyi hedefleyen tarım sektörü, yatırıma tohumdan başladı.10 yıl öncesine kadar İsrail ve Hollanda'dan gelen hibrit tohumlar üretimin ana çıtasını oluştururken, bu alandaki yerlileşme çalışmaları bazı ürünlerde yüzde 95'lere ulaştı. 10 yıl öncesinde yüzde 5-10 arasında değişen yerli çeşit kullanma oranı, geçtiğimiz yıl itibari ile ekmeklik buğdayda yüzde 95, makarnalık buğdayda yüzde 98, arpada yüzde 99, pamukta ise yüzde 43, sebzede ise yüzde 50'nin üzerine çıktı. Türkiye Tohumcular Birliği verilerine göre 2000'li yılların başlarında tohumluk üretimi 140 bin ton, ihracat ise 8 bin ton civarında idi. 2011 yılında ise üretim 4,5 kat artarak 637 bin tona, ihracat ise 4,5 kat civarı artarak tona ulaştı. 2011 yılında yapılan tohumluk ithalatı ise 36,7 bin ton olarak açıklandı. Piyasadaki ithal tohum oranı bu rakam ile birlikte yüzde 62da kaldı. Bakanlığın iki yıl önce açtığı Tohum Gen Bankası, çalışmalara önemli ivme kazandırırken, özel sektör de yavaş yavaş ipleri eline almaya başladı. Halen 475 lisanslı tohum üretim firmasının bulunduğu sektörde özel sektörün toplam tohum üretimi içindeki payı ise yüzde 55'leri buldu. Halen Türkiye'de 5 bin 900 çeşit tohum tescilli olarak yer alıyor. Bunların 3 bin 9002den fazlası ise özel sektöre ait. 20 yıl ithalatla geçti Gıda ile ilgili ciddi fiyat ve arz sıkıntılarının yaşandığı bu dönemde; tohum, üretimin sürekliliği dışında ülkelere siyasi alanda önemli bir manevra alanı kazandırabilecek stratejik bir ürün haline geldi. Ürün bazında en iyi mahsulü alabilmek için üzerinde çalışma yapılan hibrit tohumlar, hasatta en iyi sonucu verse de tek kullanımlık olması ithalatçı ülkeler için ciddi sıkıntılar yaratabiliyor. Hibrit tohum çalışmalarının hızlandığı 1984 ile 2004 yıları arasında bu alanda kayda değer bir çalışma ortaya koyamayan Türkiye'de de birkaç yıl öncesine kadar İsrail ve Hollanda'dan gerçekleştirilen tohum ihracatı ciddi tartışmalara neden olmuştu. Ancak son 1 yılda ortaya çıkan rakamlar, bu alandaki yerlileşmeyi de gözler önüne seriyor. "Tohumda dışa bağımlı değiliz" 2023 için 15 milyar dolarlık gıda ihracatı hedefleyen sektör, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) aracılığı ile bu hedefin altyapısını da oluşturmaya çalışıyor. 2010 yılında Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı öncülüğünde açılan Tohum Gen Bankası, alanında dünyanın 3'üncü büyük kuruluşu konumunda. Halen yaklaşık 70 bin çeşit tohum özel iklim odalarında, özel atmosfer basıncı altında, özel ambalajlar içerisinde canlı olarak muhafaza ediliyor. Türkiye'de kullanılan tohumların yerlilik oranın bazı ürünlerde yüzde 90'ları aştığını kaydeden TAGEM Genel Müdürü Mahsun Burak, hibrit sebze tohumlarında yerliliğin yüzde 50'yi aştığını aktardı. Sektörde ithalat önünde herhangi bir engel olmadığını anlatan Burak, burada ithal ürün kullanımının da tamamen tercihi bir durum olduğuna işaret etti. Tohum üretimine verilen teşvikler ise özel sektör yatırımlarına ciddi ivme kazandırmış durumda. 1984 yılından bu yana özel sektörün üretimine açık olan sektörde son 10 yıldır önemli bir büyüme söz konusu. 3,5 milyarlık sektör özelleşiyor Sektörde halen 475 lisanlı tohum üreticisi firma bulunuyor. Üretim ise özel sektör lehine artmaya devam diyor. Geçtiğimiz yıl oranlamalarına baktığımızda, hibrit mısır, ayçiçek, patates, pamuk ve sebze üretiminin tamamı özel sektör tarafından yapılmış. Bu oranlama buğdayda yüzde 55, arpada yüzde 57, soyada yüzde 89, yem bitkilerinde ise yüzde 54. Türkiye Tohumcular Birliği (TÜRKTOB) Başkanı Hakkı Şafak Ses, ithal tohuma dair tartışmalarına ise şu rakamlarla noktayı koyuyor: "Sektör olarak 180 milyon dolarlık ithalatımız, 120 milyon dolarlık da ihracatımız var. Ama Türkiye topraklarına her yıl 3.5 milyar dolar değerinde tohum ekilir. Tahıllar ve sebzeler dahil olmak üzere. Şimdi 180 milyon dolarlık ithalat değeri, 120 milyon dolar da ihracat değeri olan bir sektörde Türkiye topraklarına da 3.5 milyar dolar tohum ekiyoruz ve nasıl bu ithal suçlaması yapılabiliyor? Bu çok ciddi bir yanlış. Tohumlarımızın İsrail'den geldiği söyleniyor. Yüzde 6.5'lik ithalatımızın içerisinde İsrail'in payı yüzde 10. Buğday ve arpada liderlik özel sektörde 1995 yılında pamuk tohumu üretiminden yüzde 1 payı olan özel sektör firmaları, 2011 yılında pek çok tohumun yüzde 100'ünü üretir hale geldi. 1995 yılında buğday tohumu üretiminden yüzde 3, arpadan yüzde 4 pay alan özel sektör, geçtiğimiz yıl itibari ile buğday yüzde 55, arpa tohumunda ise yüzde 57 paya ulaştı.
  18. Kıl kurdu, çok yaygın bir bağırsak parazitidir. Hayatta kalmak ve üremek için insan vücudunu kullanır ve hayvanlara bulaşmaz. Kıl kurdu, minik parazitik solucanların neden olduğu bir bağırsak enfeksiyonudur. Yetişkin kurtlar, yaklaşık olarak 5 ila 10 milimetre uzunluğunda, beyaz veya krem renklidir. Küçük iplik parçaları gibi görünen bu kurtlar, altı hafta kadar yaşayabilir. Yumurtaları çıplak gözle görülemeyecek kadar küçüktür. Kıl kurdu kişiye çoğunlukla kaşıntı ve rahatsızlık hissi dışında zarar vermez ve tedavisi kısa sürer. Mikroskobik yumurtalar bulunduran yiyecek, içecek veya parmaklar yoluyla ağza taşınabilir. Yutulan yumurtalardan çıkan larvalar, ince bağırsakta birkaç hafta içinde yetişkin kurtlara dönüşür ve daha sonra kalın bağırsağa giderek yerleşir. Kıl kurdu yumurtaları, kirli ellerde, yüzeylerde ve nesnelerde bulunabilir. Şunlarda bulunabilir: Yatak örtüsü, havlu, kıyafetler (özellikle iç çamaşırlar ve pijamalar) , tuvaletler, banyoda bulunan yüzeyler, yiyecekler, bardaklar, yiyecek kapları, oyuncaklar, mutfak tezgahı, okuldaki sıralar, kum havuzu… BELİRTİLERİ NELERDİR? Makatta veya vajinal bölgede kaşıntı. Aralıklı karın ağrısı ve mide bulantısı. Uykusuzluk, huzursuzluk ve rahatsızlık hissi. KIL KURDU ZARARLARI NELERDİR? İdrar yolu enfeksiyonları, kilo kaybı, karın boşluğu ve üreme organlarında enfeksiyon, apandisit, cilt enfeksiyonu. KIL KURDU NASIL ÖNLENİR? Günlük olarak çamaşır ve yatak çarşaflarını değiştirmek, çamaşırları sıcak suyla yıkamak, elleri sık sık yıkamak, sabahları anal bölge temizliği, çocukların bakımını eksiksiz yapmak… KIL KURDU NASIL GEÇER? Eller düzenli olarak yıkanmalıdır. Tırnaklar kısa tutulmalı, tırnakları ısırmaktan kaçınılmalıdır. Sıkı iç çamaşırları tercih edilmelidir. İç çamaşırı her gün mutlaka değiştirilmelidir. Pijamalar düzenli olarak değiştirilmelidir. Evdeki tüm alanlar ‌her gün silinmeli veya elektrik süpürgesiyle süpürülmelidir. Tüm çarşaflar ve nevresimler günlük olarak değiştirilmeli ve ara ara sıcak suda yıkanmalıdır.
  19. Türkiye'nin ilk üç boyutlu yaya geçidi Aydın'da hayata geçirildi. Proje, sürücülerin yayalara gereken duyarlılığı göstermesine neden oluyor. Aydın' da, Türkiye'de bir ilk olan üç boyutlu yaya geçidi uygulaması hayata geçti. Kent merkezi ve farklı caddelerdeki uygulamada, üç boyut sayesinde, araç sürücüleri önlerinde bir yükseklik varmış gibi algılayıp hızlarını azaltıyor, yayalar da karşıya daha güvenli geçiyor. Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Daire Başkanı Onur Yılmaz, uygulamanın Türkiye'ye de örnek olduğunu, yeni projeler üzerinde çalıştıklarını söyledi. Türkiye'de bir ilk! 2019 yılı İçişleri Bakanlığı tarafından 'Yaya Öncelikli Trafik Yılı' ilan edildi, yayalara öncelik vermeyenlere yönelik trafik cezaları yüzde 100 artırıldı. Bu uygulamadan önce, 2017 yılının Aralık ayında Aydın Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Daire Başkanlığı'ndaki teknik birim, üç boyutlu yaya geçidi projesini geliştirip, hizmete açtı. Türkiye'de ilk kez uygulanan sistem örnek oldu. Birçok belediye, proje hakkında bilgi alıp kendi kentlerinde uygulamanın planlarını yaptı. Gören frene basan Projedeki üç boyut, sürücülerde farklı bir algılamayla optik yanılsama sağlıyor. Sürücülerin yayalara gereken duyarlılığı göstermesini sağlayan yöntemde, yaya geçitleri üç boyut özellikli boyanıyor. Estetik görünüm de sağlayan yaya geçidine gelen sürücüler, ilk önce burada bir yükselti olduğunu düşünüp, yavaşlıyor, ardından duruyor. Böylelikle yayalar da güvenli bir şekilde karşıya geçiyor. Farkındalığını artırmak için yapılan proje Proje hakkında bilgi veren Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Daire Başkanı Onur Yılmaz, şöyle dedi: "Yayaların trafikte farkındalığını artırmak için yapılan projeydi. Projede, araç yaya geçidine yaklaştığı zaman yükseklik varmış gibi algılıyor, yavaşlıyor. Bunu Türkiye'de ilk kez Aydın'ın merkezinde yaptık. Çok beğenildi. Sonrasında kentimizin farklı noktalarında da uygulamaya başladık. Bu projeye diğer illerden de gelen talepler var. Onlara da yardımcı oluyoruz. Yayalar konusunda böyle bir farkındalık oluşturduk, bundan da mutluyuz. Bunu daha da geliştirecek yeni projeler üzerinde yine ilkleri Aydın'da hayata geçirmek adına çalışıyoruz." Yaya geçidini kullananlardan Sadık Eren, memnuniyetini ifade ederek, "Karşıdan kolayca fark ediliyor ve aynı zamanda fosforlu. Sürücülerin de yayaların da dikkatini çekiyor. Biz mahalle sakinleri olarak yoldan geçeceğimiz zaman araçlar mutlaka yavaşlıyor. Biz memnunuz, bütün mahalle sakinleri de memnun" diye konuştu.
  20. Yeniden Refah Partisi Lideri Fatih Erbakan, ana akım medyanın kendilerine ilgi göstermediğini belirterek ambargo uygulandığını söyledi. Yeniden Refah Partisi Lideri Fatih Erbakan, henüz kurulmamış olan partilere gösterilen ilginin medya tarafından kendilerine gösterilmediğini söyledi. Biz10 TV'ye konuk olan Fatih Erbakana, önemli açıklamalarda bulundu. Yeniden Refah Partisi'ne ambargo uygulandığını söyleyen Erbakan, "Medyanın diğer partileri cilalayıp parlatması olmadan bu noktaya ulaşmamız muazzam bir olay. Bir satır haber verilmiyor. Bir medya ambargosunun uygulandığını görüyoruz. Geçen eski bakan televizyona çıktı. Ortada parti yok. Daha kurulmamış. Spiker diyor, seçimlere hazır mısınız? Burada kurulmamış olan hayalet partiye bu soruyu soruyorsunuz. Kurulmuş, bir sene geçmiş. 70 ilde teşkilatlamış, 700 ilçede teşkilatlanmış. Türk siyaset tarihinin en büyük kongresini yapmış.Neredeyse 45 bin insanla, bir senede 150 bin üyeye yaklaşmış. Bu partiye bir satır yer vermiyorsunuz. Haber etmiyorsunuz. Bu soruyu bize sormanız lazım" ifadelerini kullandı
  21. Başkan Erdoğan İstiklal caddesinde nostaljik tramvayla seyahat ettiği sırada kendisine "Başkanım her şey çok güzel olacak" diye seslenen vatandaşa 'daha güzel olacak' diyerek yanıt verdi.
  22. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, "Çevre ve insan dostu, doğal mineralli temizlik ürünü BORON'un 4 kilogramlık paketi yıl boyunca aynı fiyattan satılacak" dedi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, bor madeninden üretilen doğal mineralli temizlik ürünü BORON'un tanıtım toplantısında, ürünün, Ar-Ge çalışmaları ve müşteri geri bildirimleri sonucunda son halini aldığını söyledi. Bor madeninden birçok ürün üretildiğini ama BORON'un günlük hayata dokunan bir ürün olduğunu dile getiren Dönmez, temizlik sektöründeki birçok ürünün, farklı zararlı kimyasallar barındırması sebebiyle birçok hastalığın temel sebepleri arasında yer aldığını ifade etti. Dönmez, artık tüm dünyada kaynağını doğadan alan çevre ve insan dostu, organik ürünlere yönelişin söz konusunu olduğunu ve BORON'un da diğer temizlik ürünlerinden bu noktada ayrıldığını anlattı. Doğal olmayan ürünlerin insan vücudunda yarattığı tahribatın sıklıkla görüldüğüne dikkati çeken Dönmez, "Toplumun bütün fertleri bu durumdan doğrudan veya dolaylı olarak etkileniyor. BORON'un içeriğinde insan ve çevre sağlığını tehdit eden petrol türevi kimyasallar ve fosfat bileşimi yer almamaktadır. İçeriğinin yüzde 50'den fazlası doğal mineral ve borakstan oluşuyor. Böylelikle, kullanımdan sonra açığa çıkan su ile çevremizi de korumaya alıyoruz." diye konuştu. Dönmez, bordan temizlik ürünü çalışmalarının 2012'ye kadar gittiğini anımsatarak, o dönemde piyasaya sürülen Eti Matik ürününün de herkesin takdirini kazandığını kaydetti. Bu dönemden sonra ürünü ve teknolojiyi yenileyerek BORON markasıyla tüketicilerin karşısına çıktıklarını dile getiren Dönmez, konuşmasını şöyle sürdürdü: "BORON'un lansmanıyla artık çok daha güçlü bir pazarlama ve satış faaliyetine de girmiş oluyoruz. Burada bir hedef belirledik ve pazar payımızı artırarak devam edeceğiz. BORON, yerli ve milli bir ürün. Ar-Ge faaliyetlerinden pazarlama ve satış ağına kadar her şey yerli ve milli imkanlarla, kendi insan kaynağımızla yapıldı. Halkımızın BORON'a teveccühünün bu anlamda oldukça yoğun olacağını düşünüyorum. Temizlik ürünleri pazarı oldukça rekabete açık bir alan. BORON bu pazarda diğer markalardan yüzde 100 doğal mineralli ve yerli ürün özellikleriyle ayrılacak. Çevre ve insan dostu, doğal mineralli temizlik ürünü BORON'un 4 kilogramlık paketi yıl boyunca aynı fiyattan satılacak. BORON'un pazar payının artmasıyla ithal ettiğimiz temizlik ürünleri azalacak ve bunun için dışarıya ayırdığımız kaynak da ülkemizde kalacak." 110 ülkeye bor ihracı Dönmez, Türkiye'nin borda ham madde ve ürün olarak öncü ülke konumunda yer aldığını ve dünya bor rezervlerinin yüzde 73'ünden fazlasının Türkiye'de bulunduğunu söyledi. Türkiye'nin dünya bor pazarındaki payının yüzde 59 olduğunu dile getiren Dönmez, "2018'de bor ihracatında 1 milyar dolar ile rekor kırdık. İnşallah önümüzdeki yıllarda bu rakamı artırarak devam edeceğiz. 110 ülkeye bor ihracı gerçekleştiriyoruz. Bu ülkelerin arasında en büyük rakibimiz Amerika ile en büyük müşterileri olan Çin ve Hindistan da yer alıyor." dedi. Dönmez, Türkiye'nin borda dünyanın en güvenilir tedarikçisi konumunda bulunduğuna dikkati çekerek, aynı zamanda borun büyümeye ve gelişmeye açık bir alan olduğunu anlattı. Yeni bor stratejisinin geçen yıl açıklandığını hatırlatan Dönmez, bu strateji kapsamında bordan "uç ürün" elde edilerek ihracat gerçekleştirileceğini ve yatırımcı dostu bu modelin, istihdamı da artıracağını vurguladı. Dönmez, nihai ürüne bağlı olarak bire beş yüz ve bire iki bin değer katacak uç ürün üretileceğini ifade ederek, "Burada en önemli çıktı ise yüksek teknolojinin Türkiye'de üretilmesi ve kullanılması. Bor madeninde geleneksel ürünlerden ileri teknoloji kullanılan ürünlerin üretimine geçerek, pazar payımızı artıracağız." değerlendirmesinde bulundu. Kaynak: AA
  23. Kulübümüz, Werder Bremen kulübü ile sözleşmesi sona ermekte olan Alman milli futbolcu Max Kruse ile yaptığı görüşmeler sonucunda futbolcu ile anlaşmaya varmış ve ön sözleşme imzalamıştır. Max Kruse önümüzdeki hafta içinde İstanbul’a gelerek, detaylı sağlık kontrolünün ardından kendisini 3 sezonluğuna renklerimize bağlayacak resmi sözleşmeyi imzalayacaktır.Kamuoyunun bilgisine sunarız.Fenerbahçe Spor Kulübü
  24. Spor Toto Bölgesel Amatör Lig Play-Off ikinci kademe karşılaşmasında Yozgatspor 1959, Akşehirspor'u 6-5 mağlup ederek dört yıl aradan sonra 3. Lig'e yükseldi. Kırmızı siyahlı takım normal süresi 0-0 berabere biten karşılaşmada Konya temsilcisini penaltı atışlarında 6-5 mağlup ederek 4 yıl aradan sonra yeniden profesyonel liglere dönüş yaptı. Karadeniz grubunda idi, tek Anadolu takımı YozgatSpor idi, o grubu puan farkını açarak şampiyon olarak bitirdi. Play-Off ilk maçında yine Karadeniz takımı düştü, aksilik bu ki tarafsız sahada oynanan maç da yine Karadeniz bölgesinde idi ve penaltilarda kaybetti ama bu defa YozgatSpor affetmedi ve penaltılarla artık 3.lige çıktı. Uzun bir Karadeniz fırtınasından sağ salim olarak çıkmış oldu YozgatSpor 1959 FK.
  25. Maçtan sonra 3 kırmızı 1 sarı kart çıktı! Galatasaray-Fenerbahçe maçının ardından yapılan VAR incelemesi ardından 3 kırmızı 1 de sarı kart çıktı. Galatasaray-Fenerbahçe maçının ardından yapılan VAR incelemesi ardından 3 kırmızı 1 de sarı kart çıktı. Fenerbahçe'de Jailson ve Soldado kırmızı kart gördü. Galatasaray'da ise Ndiaye kırmızı kart, Belhanda sarı kart ile cezalandırıldı
×