Jump to content
Fevaid
Feneroin

Cübbeli Ahmet Hoca'dan 'yanmaz kefen' iddialarına dair açıklama

Recommended Posts

Kamuoyunda “Cübbeli Ahmet Hoca” olarak bilinen İsmailağa Cemaati'nin önde gelen isimlerinden Ahmet Mahmut Ünlü, yaptığı bir röportajda ‘yanmayan kefen’ iddialarına ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Cübbeli Ahmet Hoca'dan 'yanmaz kefen' iddialarına ilişkin açıklama!

Yazar Murat Ağırel ile konuşan Cübbeli Ahmet Hoca, kamuoyunda sıkça konuşulan ‘kefen’ konusuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, “Ben yanmaz kefen diye bir şey konuşmadım. Allah senin ameline bakar, sen bozuksan seni kimse kurtarmaz. Onu da yanmaz kefen olarak sundular” dedi.

Cübbeli Ahmet Hoca, yanmaz kefen diye bir şey konuşmadığını belirterek “Kefen bir kere talep üzerine yapıldı. Ceylan derisi, safran mürekkebi, Allah’ın bazı isimleri filan yazıldı. Kaynaklarım da bunlar var. Kitaplarım var, bu yüzden talepler geldi. Kendime bile kenara bir kefen bile ayırmadım. Ama hazırlamam lazım. Bunların birçoğu hediye dağıtıldı. Fiyatı 200 TL olarak belirlenmişti. Yani iki katı ilmek ile yapıldı. Bunları Bursa’da 380 TL’ye satan biri ortaya çıktı. Bu konu dile getirildi. Bana hesap sorulmaya başlandı. Bu kefenler sipariş üzerine yapıldı, satışı filan olmadı. Bunu Bursa’da satan adam durumu istismar etmiştir. Bunlara ben lanet ediyorum. Su dağıttık, adam suyu almış Tokat’ta satıyor. Ben tanımam etmem. Telefon geldi. Şimdi su işi çıktı. Allah lanet etsin ya. Olmuyor böyle. Ben kaynaksız bir iş yapmadım. Bu kefenler ismi yazılan kişilere iletildi. Satışı yok, ikinci baskısı yok. Ben yanmaz kefen diye bir şey konuşmadım. Allah senin ameline bakar, sen bozuksan seni kimse kurtarmaz. Onu da yanmaz kefen olarak sundular” ifadelerini kullandı.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Create an account or sign in to comment

You need to be a member in order to leave a comment

Create an account

Sign up for a new account in our community. It's easy!

Register a new account

Sign in

Already have an account? Sign in here.

Sign In Now

  • Recently Browsing   0 members

    No registered users viewing this page.

  • Similar Content

    • By Feneroin
      Cübbeli Ahmet hoca, A Milli Takım Futbol Direktörü Fatih Terim'in EURO 2016'da mücadele edecek futbolcuların oruç tutması için "Onların yerine biz tutarız" sözlerine cevap verdi.
       
       
       
       
       
      Cübbeli Ahmet Hoca olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü, Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim'in, EURO 2016'da mücadele edecek futbolcuların oruç tutması için 'Onların yerine biz tutarız' sözlerine ''Ya sen antrenörlüğünü yap be adam!' diyerek tepki gösterdi.

      Fatih Terim, TRT Spor ekranlarında Avrupa Kupası öncesinde soruları yanıtlanmıştı.

      Terim, maçların 'Ramazan Ayı'na gelmesi sebebiyle oyuncuların oruç tutup, tutmayacağı ile ilgili, 'Eğer maça uzun zaman varsa, oyuncular oruç tutabilir. Ama iş varsa, sonra tutarlar. Bu sağlıkları için önemli çünkü. Biz onların yerine tutarız, zaten hep birlikte tutuyoruz' demişti.
       
       
      'SEN İŞİNİ YAPSANA'

      Cübbeli Ahmet, Fatih Terim'in bu sözlerine tepki gösterdi. 'Fatih Terim fetva verdi' diyerek Terim'le alay eden Ahmet Mahmut Ünlü şunları söyledi: 'Ya şimdi arkadaşlar herkes müftülük yapmasın ya. Be adam sen işini yapsana. 'O kadar sıcakta iki de antrenman yaparsa hayati tehlikesi var' diyor. E ben ne yapayım evinde otursun. Ya iki antrenman yapması farz mı vacip mi. Peki Ramazan orucu farz mı. E niye hayati tehlikeye giriyor. Yani arkadaşlar böyle bir alem zamandayız ya. Dini don lastiğine çevirdiler.'
    • By Feneroin
      Hayrettin Karaman köşe yazısında bana fasık, facir demiş. Ben senin “polemik değil diyalog” isimli kitabındaki görüşlerine reddiye yazdım. Sen bu kitaptaki görüşleri tekzip etmiyorsan ben niye yalancı oluyorum arkadaş.
      Hayrettin Karaman yazıp duruyormuş benim hakkımda. Evvelce adam yerine koymadığından adımı hiç anmadı. Şimdi adım piyasaya çok çıktığından adımı anmaya mecbur oldu. Bu çok önemli bir şey. Çünkü biz mektepli değiliz. İmam hatipli, ilahiyatçı değiliz ya onlar da hocaların hocası olduğu için bizi adam yerine koymadıklarından cevap bile verme lüzumu görmedi. Ama şimdi de abone oldu. Sıralı cevap veriyor. Mübarek senelerce adam yerine koymadın şimdi de fazla adam yerine koydun. Ben o kadar fazla bir adam değilim yani. Beni adam yerine koyup bu kadar cevap verme yazık. Sen ne kadar ilimler yayıyorsun millete. Yeni Şafak gazetesi hidayet kaynağı olmuş. Sen şimdi orada köşeni bana ayırıyorsun millet öbür ilimlerden mahrum oluyor. Benle ne uğraşıyorsun. 
       
      DOĞRULUK BENİ KURTARACAK
      Benim geçen sohbeti çözüm yapmış. O sohbetteki konuşmaları daha bizimkiler yapamadı. Çözüm yapıp, gazeteye koymuş hoca efendi. “Yalan cübbeye de girse yalandır” demiş. Bu ara bana yalancı ve fasık deyip duruyor. Hayatta en uzak olduğum şey yalandır. Bana “En önemli vasfını söyle” dense “Sadakat ve dürüstlük” derim. Aleyhime de olsa doğruluktan hiç ayrılmadım. Ne mahkemede, ne de başka bir yerde aleyhime de olsa doğru konuştum. Çünkü biliyorum ki sonunda doğruluk beni kurtaracak. Ama bana yalancı diyor. Kısaca bu yalancılığı bir anlayalım. Sonra fasık da diyor. Zaten fasık, facir aynı tabir. 
      Fasık büyük günahları alenen işleyen demek. Milletin ortasında alenen içki içen gibi. Kebair günahları alenen, cihâran, cehran işleyenlere söyleniyor. Fasık ile facir eş değerlidir mana bakımından. Ama fasığın kâfir manası da var. Onu kastetmediğini düşünüyorum. Bozuk adam manasında. Bir adam alenen yalan konuşuyorsa zaten fasıktır. Yalancı deyince fasık demesi de çok yadırganmaz. Çünkü yalancıysa bir adam otomatikman fasık oluyor.
       
      BEN KENDİMİ HİÇ BEĞENMEM
      Siz ne kadar beğenseniz de ben kendimi hiç beğenmem. Bana da kendimi beğendiremezsiniz. Çünkü beni benden iyi bilemezsiniz. Hadis-i şerifte “Allah-u Teâlâ bu dini facir adamlarla da teyit eder.” (Buhârî, Cihâd:178, no:2897, 3/1114) buyruluyor. Yani destekler. Bazen bakarsın bir sürü adamın hidayetine vesile olmuş. Namaza başlatmış, on binleri, yüz binleri döndürmüş. Bu adam facir olabilir mi? Hadis-i şerife göre bu onun facir olmadığı anlamına gelmez.
      Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri (Kuddise Sirruhû) bu hadis-i şerifi okuduktan sonra “Ben kendimi facir görüyorum, zaten hadiste ‘Allah facirle de dini destekler’ buyrulduğu için işte o facir adam benim.” diyor. Tabi tasavvufun reisi, efendisi. İslam’a çok hizmeti olmuş. Tabi ki bu onu tevazu olarak söylüyor.
       
      “FACİR DEME”
      Efendi Hazretleri’ne bir gün: “Cüenyd-i Bağdadi belli ki tevazu yapıyor. Ama ben hakikaten facir durumdayım. Ama benden fayda da oluyor millete. Namaza başlayan, itikadı düzelen binler, on binler oluyor.” dedim. Mahmud Efendi Hazretleri: “Kendine facir deme. Ben seni facir, fasık olarak görmüyorum. Bir yanlışını da görmüyorum.” dedi.
       
      ŞAHİTLİĞİNE İTİBAR EDİLMEZ
      Sen şimdi bana facir, fasık diyorsun ama burada da Mahmud Efendi Hazretleri gibi bir zat var. Onun dediği mi muteber, senin dediğin mi muteber?! Allah indinde senin şahitliğin mi geçerli, onun şahitliği mi geçerli? Sen beni ne kadar tanıyorsun, o beni ne kadar tanıyor. Benim babamın nikâhını bile o kıymış. O zaman burada sen şahitliğine itibar edilecek bir konumda değilsin kusura bakma. Hiç tanışmıyoruz çünkü. Ama sen şimdi bana yalancı diyorsun. 
      Niye yalancı diyor? Diyor ki “Alıntı yaptığın kitap benim kalemimden çıkmış değildir.” Polemik değil diyalog kitabından bahsediyor. “Senin ve başkalarının iftiralarına cevap verdiğim bir kitap yazdım (yazacağım değil, yazdım)” diyor. Bundan evvelki yazısında yakında çıkacak diye okudum ben. Şimdi de yazdım diyor. “Üç yıl önce yayınladım, yakında ikinci baskısı da çıkacak.” diyor. Üç yıl önce yayınladın ama yine ben sana reddiye yazdıktan sonra. Ben ne isterdim. O kitapta sana ait olmayan laflar yazıldıysa ben reddiye yapmadan senin o kitaba tekzip yapman lazımdı. Üç yıl önce diyorsun. Üç yıl beni kurtarmadı. Ben hapse girip çıktığım zaman zaten üç yılı geçti. Ben sana bu reddiyeyi hapse girmeden evvel yazdım. 
      O zaman senin yayınladığın benim reddiyemden sonra. Ne zaman ki millet “Ya hu bu ne biçim laflar söylemiş.” diye senin hakkında acabalara düştü, sen de kalktın bu kitabı yazdın. Halbuki hemen “Polemik değil diyalog kitabında benim demediğim laflar yayınlandı.” şeklinde tekzip yayınlaman lazımdı. 
       
      ÂLİM İSE TÖVBE YETMEZ
      Çünkü Allah-u Teâlâ âlimlerin tövbesini beyan sadedindeki ayet-i kerimede “Görüşünden tövbe edenler âlim ise tövbe etmek yetmez. Bozduğu itikatları düzeltecekler.” (Bakara Sûresi:160) diyor. Ama “Ben zaten bozmadım” diyorsan “O zaman hakkı beyan edecekler.” (Bakara Sûresi:160) buyruluyor. Yani senin hemen “Buradaki sözler benim görüşlerim değil. Yanlış aktarımlar olmuş. İleri, geri anlaşılmalar olmuş.” demen lazım. Kendi “Yanlış anlaşılmalara müsait.” diyor. Sen bunu reddetmeyince, bu kitap da piyasada dolaşınca, ben de bunu okuyunca sana telefon edip de “Bu görüşler sana ait mi, değil mi?” diye soracak halim yok. Kitap piyasada alenen basıldı, satıldı. 
      Sen her gün gazetede köşesi olan bir adamsın. Böyle bir adam dünyadan haberi olan bir adamdır. Sen dağda, bayırda, köydeki bir hoca değilsin ki. Her şeye vakıfsın. Hemen buna cevap verecek hakkın var. Senin köşe yazın senelerdir devam ediyor. O köşede “Bu kitapta ileri-geri laflar var.” deseydin biz şimdi bunları konuşmak zorunda kalmazdık. Ama sen din için mi buradan döndün? Yoksa başka nedenle mi döndün? O da ayrı bir şey. 
      Çünkü Abant Toplantıları’nda başköşedeydin.
       
      KÖPRÜLER YIKILDI
      Ve Abant Toplantıları’ndaki diyalogcular “Fetvayı Karaman Hoca’dan alın. Ne fetva sorarsanız en iyi hoca o.” diyorlardı. Şimdi ne oldu? Köprüler yıkıldı altından çok sular aktı. Şimdi bu adamlar “Aman Karaman Hoca’ya fetva sormayın. O fakih-i facir.” diyorlar. Aynı bu tabirle haberlerde çıktı. Şimdi aynı adamlar sana facir demeye başladı. Onlara sana niye facir diyor ben onu bilmiyorum. Bu lafın sana dendiğini ben haberlerden anlıyorum. Karıştırırsam daha çok şeyler çıkacak. Onun için karıştırmıyorum. 
      Şimdi burada bir insan diyaloğun yanlışını anlayınca hemen tövbe edip, ifsahı ıslah edip ve bir köşe yazında hemen bunu beyan etmeliydin. Biz de rahat rahat hareket ederdik.  
       
      YAZ BAKALIM
      Bana hitaben şöyle yazmış: “Benim bu konudaki düşüncemi ve inancımı bilmek istiyorsanız bu kitabımı okuyun. Peki, bu ifademden ‘Ben şimdiye kadar yazdıklarımdan rücu ediyorum, bunlar yanlış, bundan sonra bir kitap yazacağım, eskilere değil, buna itibar edin’ şeklinde bir mana çıkarmak mümkün müdür? Elbette değildir. ‘Yahudiler cennete girer diyor’ dedi yalanladım. ‘Ashaba saygısı sevgisi yok’ dedi, yalanladım. Benim ehl-i beyte ve ashaba sevgim ve saygım var, konumuz genel olarak ashab değil, özel olarak Muaviye’dir ve yakında bir daha yazacağım.” 
      Sanki Muaviye (Radıyallâhu Anh) mektepten arkadaşı. Yaz durmadan yaz. Sahabenin aleyhine yaz bakalım. Muaviye sanki sahabeden değil. Böyle bir şey olur mu?!
       
      “BUNA YAZDIRMAYIN”
      Bu mesele de Mahmud Efendi Hazretleri Yeni Şafak’ın sahibi Ahmet Albayrak’a telefon etti. 
      “Cübbeli böyle şeyler anlattı bana, ben bunları kabul ettim.” dedi. O da “Belki Cübbeli yanlış anlamış olabilir. Bu adam iyi hocadır, böyle şey yapmaz.” dedi. Efendi Hazretleri “Ahmet yanlış anlamaz. 
      Burada sıkıntılı yazılar çıkıyor. Buna yazdırmayın.” dedi. Bizzat benim yanımda telefon etti. Muhammet Keskin hoca da şahit. Ama itibar etmediler Efendi Hazretleri’ne. Devam ediyorlar yazdırmaya. 
      Bana en önemli vasfını söyle dense sadakat ve dürüstlük derim. 
      Aleyhime de olsa doğruluktan hiç ayrılmadım. Ne mahkeme de ne de başka bir yerde aleyhime de olsa doğru konuştum.
      Abant Toplantıları’ndaki diyalogcular “Fetvayı Karaman Hoca’dan alın. Ne fetva sorarsanız en iyi hoca o.” diyorlardı. Şimdi ne oldu?
       
      AHİRETTE DE ATIŞ SERBEST!
      Şimdi “Bir daha yazacağım Muaviye’nin aleyhine” diyor bakın. Yaz bana ne. Atış serbest. Ahirette de atış serbest. Herkes bir yere atılacak. Beni alakadar eden bir şey yok burada. Ben hakkı beyan ederim. Biz sağ iken sahabeye hakaret ettirmeyeceğiz. Bitti! 
      “Ne severim, ne söverim.” diyor. O senin çocuğun muydu? Senin oyuncağın mıydı? “Ne severim, ne söverim” dediğin adamlar hakkında ayet ve hadis olan adamlar. Hakkında ayet ve hadis olan adamlara senin elastik sözler kullanman doğru mu?! “Peygamber sövmeyin dedi. Onun için sövmem.” diyorsun. Peygamberin sövmeyin demesinden ne anlaşılıyor? Sahabeden olduğunu kabul ediyorsun. Demek ki dinden çıktığını düşünmüyorsun. Sahabeliğinin bozulması için ne lazımdı? Mürted olsa dinden çıkan sahabe olmaz. Madem ki “Sövmeyin dedi.” diyorsun, buradan anlaşılıyor ki sahabe olduğunu kabul ediyorsun. Çünkü mürted olsaydı söv istediğin kadar ben de bir şey demezdim. Rasûlüllâh (Sal­lâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Sahabemi seven beni sevdiği için onları sevmiştir.” buyuruyor. (Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, no:20578, 34/185; İbnü Hibbân, es-Sahîh, no:7256, 16/244)
       
      MÜSLÜMAN MÜSLÜMANI NASIL SEVMEZ?
      Diyorsun ki “Peygamber sevgisiyle, ehli-i beyt sevgisiyle, Muaviye sevgisi bir kalpte birleşmez.” Yahu nasıl birleşmez. Rasûlüllâh (Sal­lâllâhu Aleyhi ve Sellem) onu sevmiyor muydu?! Sahabesi değil miydi?! Kâtibi, yazıcısı değil miydi?! Rasûlüllâh (Sal­lâllâhu Aleyhi ve Sellem) onu münafık olduğunu bile bile idare mi etti, kâtip mi yaptı yani? Rasûlüllâh (Sal­lâllâhu Aleyhi ve Sellem)in onu sevdiği açık. Rasûlüllâh (Sal­lâllâhu Aleyhi ve Sellem) hangi ümmetine kin tutmuştur?! Hangi ümmetini sevmemiştir?! Hangi sahabesine buğz etmiştir?! Haşa! Rasûlüllâh (Sal­lâllâhu Aleyhi ve Sellem)in yanına yaklaşmayan huylar, kin tutmaması ve buğz etmemesidir. Bir Müslümana buğz eder mi?! Bize “Buğz etmeyin.” diye hadisler buyuruyor. Ee buğz etmiyorsa seviyordur. Nasıl sevmez Müslüman, Müslümanı? “Birbirinizi sevin, kardeş olun.” buyuruyor. Hal böyle olunca Rasûlüllâh (Sal­lâllâhu Aleyhi ve Sellem) hem ehli beytini, hem de diğer sahabesini seviyordu. 
       
      BEN DE  40 YILDIR  KONUŞUYORUM
      Hayrettin Karaman “Ben 50 yıldır yazıyorum.” diyor. Ben de 40 yıldır konuşuyorum hoca efendi. “Kitaplarım ve yazılarım senin boyunu aşmıştır.” diyor bana. Ama tehlikeli bir boyutu aşmış işte o. Tehlike daha büyüdü hangisini düzelteceğiz şimdi? “Kitaplarımdan ve yazılarımdan rücu etmiş değilim.” diyor. Yani görüşlerim aynıdır diyor. “Bir veya birkaç meselede hata ettiğim sabit olursa” ne kadar münezzeh ki bir veya birkaç. Elli senede bir veya birkaç. Bu durumda İmam-ı Azam senden fazla hata etmiştir hoca efendi. İkiyi, üçü geçirtmiyorsun maşallah. Ne kadar masum imişsin. Bu ne kadar acayip bir şey ya. Bir veya birkaç nasıl dersin? Hayatın boyunca fetva veriyorsun. Yanlış verebilirsin. “Hata ettiğim sabit olursa ondan elbette rücu ederim.” Ettim de demiyor. Olursa diyor. Yani siz benim kitaplarımı karıştırın diye bize büyük bir vazife vermiş oldu. Karıştıracağız artık. Kitaplara tek tek bakacağız ne yapmış? Ondan sonra “İctihadda hatanın da sevabı vardır.” diyor. Vay hoca efendi sen müçtehit olup hata yapınca sevap var, Muaviye (Radıyallâhu Anh)ın hatada sevabı yok. Ve senin sevgini hak etmiyor değil mi? Sen müçtehitsin ve hatada sevabın var. Sahabe hata etse sevap yok. Görüyorsunuz iddiayı kabak gibi ortada şu an. Arkadaş daha ne yapayım. Balkabağı mı bulayım artık napayım? 
       
      BİZ BUNDAN ANCAK MEMNUN OLURUZ
      “Diyalog ve Necat Tartışmaları” isimli kitabımı, madem bu konuda konuşuyor ve yazıyorsun, yalan ve iftira ile kul hakkına girmemek için okumaya mecbursun.” diyor. Ben de hakikaten okuyacağım. Çünkü bu kitap bende yok. Adını da bilmiyordum. “Diyalog ve Necat Tartışmaları” adını da tartışmaları niye koydu biliyor musunuz? Öbür görüşleri de koyduğu zaman “Kardeşim zaten adı tartışma bunun. O da var, bu da var.” diyecek. Peki, sen hangi görüştesin hoca efendi? Ben bunu merak ediyorum. İstediğin platformda da karşına çıkmaya hazırım. Hiçbir şeyden de çekinmiyorum. Ancak sen eğer “Yahudi ve Hristiyan cennete gitmeyecek, Müslüman olmak şarttır.” diyorsan biz bundan ancak memnun oluruz. 
×